<?xml version='1.0' encoding='UTF-8'?><?xml-stylesheet href="http://www.blogger.com/styles/atom.css" type="text/css"?><feed xmlns='http://www.w3.org/2005/Atom' xmlns:openSearch='http://a9.com/-/spec/opensearchrss/1.0/' xmlns:georss='http://www.georss.org/georss' xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'><id>tag:blogger.com,1999:blog-5698788499091376183</id><updated>2012-02-16T05:28:41.861-08:00</updated><category term='İZLENCE'/><title type='text'>EDEBİYATÇILAR   DERNEĞİ</title><subtitle type='html'></subtitle><link rel='http://schemas.google.com/g/2005#feed' type='application/atom+xml' href='http://edebiyatcilardernegi.blogspot.com/feeds/posts/default'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5698788499091376183/posts/default?max-results=100'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://edebiyatcilardernegi.blogspot.com/'/><link rel='hub' href='http://pubsubhubbub.appspot.com/'/><author><name>Edebiyatçılar Derneği</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><generator version='7.00' uri='http://www.blogger.com'>Blogger</generator><openSearch:totalResults>31</openSearch:totalResults><openSearch:startIndex>1</openSearch:startIndex><openSearch:itemsPerPage>100</openSearch:itemsPerPage><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5698788499091376183.post-921521296111271719</id><published>2009-12-10T04:22:00.000-08:00</published><updated>2009-12-10T04:30:52.963-08:00</updated><title type='text'>YARATICI YAZARLIK ATÖLYESİ</title><content type='html'>&lt;span style="color:#660000;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#003333;"&gt;Edebiyatçılar Derneği, kış dönemi Yaratıcı Yazarlık Atölyesi açılıyor. Yaratıcı Yazarlık Atölyesi, öykü, şiir, deneme, eleştiri gibi yazınsal türler üzerine kuramsal çalışmaları ve uygulamaları içeriyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Cemil Kavukçu, Aynur Tunaboylu, Tekgül Arı, Çiğdem Ülker, Adnan Gerger, Hasan Uysal, Metin Turan, Süreyya Karacabey, Alper Akçam, Meltem Arıkan, Ayça Bilgin, Tuncer Uçarol, Remzi Özmen, A. Galip’ten oluşan kurul tarafından yürütülecek olan atölye çalışmaları, 12 Aralık 2009 Cumartesi günü başlatılacak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Edebiyatçılar Derneği, edebiyata yürekten inanan herkesi; okuma ve yazma eylemini yaşam biçimi olarak benimseyen birey olmaya çağırıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yaratıcı Yazarlık Atölyesi, yazma çabasının başlangıcında ya da herhangi bir düzeyinde bulunan tüm katılımcılar için geliştirilmiş bir programdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Söz konusu atölyeye katılmak için statü, kariyer, derece sahibi olmak gibi önkoşullar yoktur. Okumaya ve yazmaya ilgi duymak yeterlidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yaratıcı Yazarlık Atölyesi, hiçbir sınıf, meslek, yaş ayrımı yapmaksızın, edebiyat uğraşıyla ilgilenen herkesin, entelektüel kapasite ve yeteneklerini geliştirmeyi hedefliyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yıllardır yazıyor ya da ilk metnini deniyor olsa da, yaratıcı yazma konusuna gerçekten ilgi duyanlara, düzenlediğimiz atölyeler, gereksinim duyduğu katkıyı mutlaka sağlayacaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#666600;"&gt;Yaratıcı Yazarlık Atölyesi’ne katılmak isteyenler, kayıt için, Edebiyatçılar Derneği’nin, aşağıdaki iletişim adreslerine başvurabilirler.&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#666600;"&gt;Cep:&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt; 0506 583 58 75 – 0532 301 25 77&lt;br /&gt;(Cep arama saati: 09.00-18.00 arası…)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#666600;"&gt;e-posta:&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="mailto:edebiyat@edebiyatcilardernegi.org.tr"&gt;edebiyat@edebiyatcilardernegi.org.tr&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="mailto:gokhancengizhan@yahoo.com"&gt;gokhancengizhan@yahoo.com&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="mailto:tekgul.ari@gmail.com"&gt;tekgul.ari@gmail.com&lt;/a&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#003333;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#330000;"&gt;&lt;strong&gt;YARATICI YAZARLIK ATÖLYESİ&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;YARATICI YAZARLIĞA GİRİŞ&lt;br /&gt;YAZINSAL TÜRLER&lt;br /&gt;KURAMSAL ÇALIŞMALAR VE UYGULAMALAR&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#663300;"&gt;ATÖLYE YÜRÜTME KURULU:&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;Cemil Kavukçu, Aynur Tunaboylu, Tekgül Arı, Çiğdem Ülker, Adnan Gerger, Hasan Uysal, Metin Turan, Süreyya Karacabey, Alper Akçam, Meltem Arıkan, Ayça Bilgin, Tuncer Uçarol, Remzi Özmen, A. Galip…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;&lt;span style="color:#663300;"&gt;İçinizdeki Sansürden Kurtulun !..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kendi Kendinizin Eleştirmeni Olmayın!..&lt;/span&gt;&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;• Yaratıcı yazarlık atölyesi, katılımcıların eleştirel bakış açılarını, estetik beğenilerini, bireysel üretimlerini güçlendirmeye yönelik kuramsal ve uygulamasal çalışmaları içeriyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;• Konuk yazarların ve katılımcıların birlikte çalışacağı atölye ortamında, kuramsal çalışmaların yanı sıra, katılımcıların egzersiz olarak yazacakları metinler de ele alınacak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;• Yazılan örneklerdeki anlatım ve dil özellikleri tartışılacak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;• Katılımcılar, ikinci aydan itibaren, her hafta yeni bir metin hazırlayacak, atölye içinde daha önceki üretimlerini aşmaya çalışacaklar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;• Yaratıcı yazarlık atölyesinde, potansiyel yazarlarla profesyonel edebiyatçılar bir araya geliyor, katılımcılara konuk yazarlarla birebir çalışma olanakları sunuluyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;• Katılımcıların ürünlerinin okunup tartışıldığı ortamlar yaratılıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;• Dönem boyunca, atölyelere katılacak yazarlar, kendi deneyim zenginliklerini, yazarlık coşkularını paylaşmaktan mutluluk duyan, katılımcıların yeteneklerini geliştirmek isteyen, ülkemizin usta edebiyatçılarıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;• Yazma sektörünün içinde yer alan yazar, editör, çevirmen, akademisyen vb profesyoneller, kendi meslekleri konusunda ayrıntılı, aydınlatıcı bilgiler verecek, katılımcılar merak ettikleri sorulara yanıt bulabilecekler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#663300;"&gt;KAYIT İÇİN BİLGİLER:&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Atölye çalışmaları, 2 ay (12 Aralık 2009 – 13 Şubat 2010) sürecek; hafta sonu 2 saat (Cumartesi, 14.00-16.00) hafta içi 2 saat (Çarşamba, 18.30-20.30) olmak üzere; toplam 36 saat yapılacaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;&lt;strong&gt;Katılım ücreti:&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt; 160 TL&lt;br /&gt;İki taksitle ödeme yapılabilir: 80 x 2: 160 tl&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#660000;"&gt;ATÖLYE ADRESİ&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Edebiyatçılar Derneği: Sakarya Caddesi, No: 32 / 15 Yenişehir - Ankara&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#660000;"&gt;PROGRAM&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;12 Aralık 2009 – 13 Şubat 2010&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;12.Aralık Cumartesi / Tanışma Toplantısı&lt;br /&gt;16 Aralık Çarşamba / Aynur Tunaboylu&lt;br /&gt;19 Aralık Cumartesi / Alper Akçam&lt;br /&gt;23 Aralık Çarşamba / Tuncer Uçarol&lt;br /&gt;26 Aralık Cumartesi / Süreyya Karacabey&lt;br /&gt;30 Aralık Çarşamba / Hasan Uysal&lt;br /&gt;02 Ocak Cumartesi / Tekgül Arı&lt;br /&gt;06 Ocak Çarşamba / A.Galip&lt;br /&gt;09 Ocak Cumartesi / Cemil Kavukçu&lt;br /&gt;13 Ocak Çarşamba / Metin Turan&lt;br /&gt;16 Ocak Cumartesi / Çiğdem Ülker&lt;br /&gt;20 Ocak Çarşamba / Adnan Gerger&lt;br /&gt;23 Ocak Cumartesi / Adnan Gerger&lt;br /&gt;27 Ocak Çarşamba / Aynur Tunaboylu İ&lt;br /&gt;30 Ocak Cumartesi / Süreyya Karacabey&lt;br /&gt;03 Şubat Çarşamba / Remzi Özmen&lt;br /&gt;06 Şubat Cumartesi / Tekgül Arı&lt;br /&gt;10 Şubat Çarşamba / Ayça Bilgin&lt;br /&gt;13 Şubat Cumartesi / Meltem Arıkan&lt;br /&gt;Değerlendirme Toplantısı&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Cumartesi Günleri: 14: 00 – 16: 00&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çarşamba Günleri: 18: 30 – 20: 30&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;em&gt;Not:&lt;/em&gt;&lt;/strong&gt; 09 Ocak 2010’dan itibaren, Cumartesi günleri saat 13:00’da,1 saatlik ön atölye çalışması yapılacaktır. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5698788499091376183-921521296111271719?l=edebiyatcilardernegi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://edebiyatcilardernegi.blogspot.com/feeds/921521296111271719/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5698788499091376183&amp;postID=921521296111271719' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5698788499091376183/posts/default/921521296111271719'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5698788499091376183/posts/default/921521296111271719'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://edebiyatcilardernegi.blogspot.com/2009/12/yaratici-yazarlik-atolyesi.html' title='YARATICI YAZARLIK ATÖLYESİ'/><author><name>Edebiyatçılar Derneği</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5698788499091376183.post-7920128010055851883</id><published>2009-03-13T02:46:00.000-07:00</published><updated>2009-03-13T02:55:46.943-07:00</updated><title type='text'>GÖKHAN CENGİZHAN YENİDEN GENEL BAŞKAN</title><content type='html'>&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#660000;"&gt;Derneğimizin 15. Olağan Genel Kurulu, 22 - Şubat - 2009 Pazar günü, Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi, Prof. Dr. Cemil Bilsel BüyükKonferans Salonu, Cebeci - Ankara adresinde yapıldı.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#660000;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#660000;"&gt;İki listenin seçime girdiği 15. Olağan Genel Kurulumuzda, Gökhan Cengizhan başkanlığındaki liste 102 üyenin oyunu, A. Kadir Paksoy başkanlığındaki liste 33 üyenin oyunu aldı.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#660000;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#660000;"&gt;Yeni yönetim organlarımız aşağıdaki gibi oluşturuldu.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#660000;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#330000;"&gt;&lt;strong&gt;YÜRÜTME KURULU&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#660000;"&gt;Gökhan Cengizhan (Genel Başkan)&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#660000;"&gt;Aysu Erden (Genel Başkan Yardımcısı)&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#660000;"&gt;Remzi Özmen (Genel Sekreter)&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#660000;"&gt;Ahmet Antmen (Genel Sekreter Yardımcısı)&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#660000;"&gt;A. Galip (Genel Sekreter Yardımcısı)&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#660000;"&gt;Ayça Nilüfer Bilgin (Genel Sekreter Yardımcısı)&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#660000;"&gt;Tekgül Arı (Genel Sayman)&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#660000;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#330000;"&gt;&lt;strong&gt;GENEL YÖNETİM KURULU (Asil)&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#660000;"&gt;METİN TURAN, ŞABAN AKBABA (Bursa), ÖZGEN SEÇKİN, KEMAL İNAL, KORAY BARIŞ İNCİTMEZ, SELMA AĞABEYOĞLU, HASAN ÖZKILIÇ (İzmir), ALİ RIZA KARS, HASİBE AYTEN, AYDIN FINDIKOĞLU (Eskişehir ), MEHMET HAMEŞ (Mersin), ŞEBNEM SEMA TUNCEL (Adana), HALİL İBRAHİM ÖZCAN (İstanbul), FULYA BAYRAKTAR, CELAL İNAL, ÖMER EDİZ YORAZ.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#660000;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#330000;"&gt;&lt;strong&gt;GENEL YÖNETİM KURULU (Yedek)&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#660000;"&gt;ZEYNEP KURADA, MİNE HOŞCAN BİLGE, MURAT ÜMİT TELÖR, CENNET AYHAN, MEHMET SARSMAZ.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#660000;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#330000;"&gt;&lt;strong&gt;DENETLEME KURULU (Asil)&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#660000;"&gt;NEŞE ERSOY, FATİH KURA, ERTUĞRUL TÜRKOĞLU.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#660000;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#330000;"&gt;&lt;strong&gt;DENETLEME KURULU (Yedek)&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#660000;"&gt;S. ZEKİ TOMBAK, MAHMUT TURGUT, TURHAN FEYİZOĞLU.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#660000;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#330000;"&gt;&lt;strong&gt;ONUR KURULU (Asil)&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#660000;"&gt;MUSTAFA ŞERİF ONARAN, ÇETİN ÖNER, SURURİ BAYKAL.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#330000;"&gt;&lt;strong&gt;ONUR KURULU (Yedek)&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#660000;"&gt;GÜLAY ARIKAN, GÜLTEKİN EREN, YAHYA TÜRKELİ.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5698788499091376183-7920128010055851883?l=edebiyatcilardernegi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://edebiyatcilardernegi.blogspot.com/feeds/7920128010055851883/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5698788499091376183&amp;postID=7920128010055851883' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5698788499091376183/posts/default/7920128010055851883'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5698788499091376183/posts/default/7920128010055851883'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://edebiyatcilardernegi.blogspot.com/2009/03/gokhan-cengizhan-yeniden-genel-baskan.html' title='GÖKHAN CENGİZHAN YENİDEN GENEL BAŞKAN'/><author><name>Edebiyatçılar Derneği</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5698788499091376183.post-1757828785554556076</id><published>2009-03-08T13:24:00.000-07:00</published><updated>2009-03-08T13:28:47.915-07:00</updated><title type='text'>GENEL BAŞKANIMIZ GÖKHAN CENGİZHAN'IN 15. GENEL KURULUMUZU AÇIŞ KONUŞMASI</title><content type='html'>&lt;span style="font-size:85%;color:#663300;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#663300;"&gt;Değerli üyelerimiz,&lt;br /&gt;Edebiyatçılar Derneği’nin 15. Olağan Genel Kurulu’na hoş geldiniz.&lt;br /&gt;Herkesi, saygıyla, sevgiyle selamlıyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Genel Sekreterimiz çalışma raporu’nu, Genel Saymanımız bilanço’yu, ayrıntılı bir biçimde sizlere sunacaklar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ben, bu konuşmamda, Edebiyatçılar Derneği’nin nasıl ve ne tür bir yazar örgütü olması gerektiği konusundaki düşüncelerimi sizlerle paylaşmak istiyorum. Çünkü, sizlerden de kabul göreceğine inandığım bu düşüncelerin, örgütümüzün geleceği açısından ufuk ve yol açıcı olacağına inanıyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Günümüz siyasal ortamının, edebiyat insanlarını da harekete geçmeye, aktif tutum almaya, müdahaleye ve benzeri operasyonel pratiklere zorladığı savı doğruysa da, alınacak bu operasyonel tavırlardan öte, tartışmamız gereken daha zorunlu sorunlarımız olduğu kanısındayım. Edebiyat ve siyaset ilişkisini kabasından tartışmak gibi!..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Öncelikle, edebiyatçıların kamusal olana, siyasal olana müdahalesinden ne anlamalıyız? Benim anladığım, edebiyatın “kendisi”nin başlı başına bir müdahale olduğudur; dolayısıyla, edebiyatçı da, olup biten her şeye müdahil biridir. Daha kestirmesi, kamusal olana, siyasal olana, “nasıl müdahale etmeli?” sorusu, edebiyatın kendi sorusu değildir, çünkü edebiyatın kendisi “nasıl”a geçerli bir yanıt olmalıdır. “Ne yapmalı?” gibi bir soruyu, her edebiyatçı, kendi yazdığı zeminde gene kendince yanıtlar. Daha başka “nasıl”ın yolu yöntemi, edebiyatın asli zemininin dışında bir arayışı açığa çıkartır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Özeti, edebiyatçıların kamusal olana müdahalesi, edebiyatın kendi “olanak”larıyla, dün de, bugün de gündemde olan, hiç eskimeyen bir üretim düzeyidir; edebiyat, kendi mecrasında, kamusal olana, siyasal olana müdahaleyi sürdürüyor. Her şiir, her öykü, her roman, doğrudan bir müdahale değil midir? Edebiyatın, tek müdahale biçimi vardır, o da dilidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Daha önce, defalarca yaptığım bir saptamayı yinelemekte sakınca görmüyorum: Çoğu kez, edebiyatçının somut yaşantısıyla estetik yaşantısı birbirine karıştırılıyor. Bu iki tür “yaşantı” arasındaki çelişkilere bir açıklık getirilmek isteniyor. Edebiyatçıdan, somut ve estetik yaşantısıyla bir örnek olma zorundalığı bekleniyor. İlkin şu basit soruyu sormalıyız, kendimize: Edebiyatçı, somut bir özne’dir, diyebilir miyiz? Edebiyatçı, bir memur, bir işçi, bir öğretmen, bir mühendis, hatta bir siyasal parti üyesi olabilir! Böyle bir öznenin edebiyatçı olarak faaliyeti soyut bir nitelik taşır; bu yüzden de edebiyatçı, estetik üretimi nedeniyle soyutlanabilen “kategorik” bir özne’dir. Edebiyatçı özne, “memur”, “işçi”, “öğretmen”, “mühendis”, hatta “siyasal parti üyesi” kimliğiyle kamusal alanın içindedir; “yazar” kimliğiyle de, kamusal alanın dışındadır. Edebiyatçıyı, kendini bilerek dışlaştırdığı kamusal alana, üstelik gündelik siyaset üretmek adına yeniden çağırmak, ne kertede doğrudur?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yukarıda saydığım mesleki kimliklerimizle, kamusal olana müdahale etmekle yükümlüyüz, birer yurttaş olarak!. Bu müdahaleyi, somut yaşantı alanımızda yapamıyorsak, estetik yaşantı alanımızda nasıl yapacağız? Parti’lerde, Sendika’larda, Oda’larda siyaset üretmiyorsak, her anlamda örgütten ve örgütlenmeden kaçıyorsak, elbette bu bir eksikliktir ve bu eksikliği bir edebiyat örgütü kapatamaz!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Edebiyatın, kamusal alanda “manevra” yeteneği olabilir mi? Lütfen, iyi düşünelim… Siyasal gündemin gerçek aktörlerince üretilen “manevra” biçimlerine bir göz attığımızda, şunlar belirtilebilir: Siyaseten “doğru”yu temsil ettiğini savlayan taraf, diğer tarafın “yanlış”ı temsil ettiğini savlar. Bu yolla, “doğru”nun “yanlış”la mücadelesi üzerine sayısız tez ve argüman çoğaltılabilir. Edebiyatın görevi, bu tez ve argümanlardan birine “taraf” olmak değildir. Bizler, edebiyatın görevinin, kamuya doğru ve ya yanlış olarak duyurulan şeyleri sorgulamak olduğuna inanırız. Edebiyat yoluyla gerçeği aramak, ama bunu yaparken, siyasal pratiğin tersine, gerçeği mutlak bir biçimde bulduğumuzu hiçbir koşulda öne sürmemek... Günümüzde, iki laf arasında aktarılan edebi tavır ve duruş bu olmalıdır. Edebi dilimizle, hiçbir hazır “yanıt”ın bulunmadığını, daha açığı, “yanıt”ların “soru”lardan daha kolay bulunabileceğini, ama “yanıt”ların “soru”lardan daha güvenilir ve emin olmadıklarını söyleyebiliriz. Ve bunu, ancak bizler, edebiyatçılar, üstümüze vazife görebiliriz!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eğer siyaset, dünyaya ve hayata dair bir “yanıt”sa, edebiyat da bir “soru”dur. Bizleri, edebiyat üretmeye sevk eden biricik güç, belki de içten içe kuvvet, edebiyatın, herhangi bir “saf”ta yer almayı olanaksız kılan benzersizliğidir. Daha yerinde bir ifadeyle, o benzersiz dilidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bütün dillerin hızla aşındırıldığı bir çağda, ancak edebiyatın özgün diline sığınabiliriz. Edebiyat, olup biten her şey hakkında, olabilecek her biçimde söz alan tüm sesleri duyabileceğimiz tek “metin”dir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ülke sorunları üzerine tavır koyan çok sayıda siyasal örgüt, yapı ve kadro buluyor; edebiyat, bu tür örgüt, yapı ve kadroların, doğrudan içinde yaşadığımız dünyayı ve hayatı etkileyen eylemlerinin, dahası dillerinin eleştirisiyle yükümlüdür. Edebiyat, her zeminde kullandığımız anonim dilin, adına edebiyat denilen bir “üst dil”le eleştirisidir. Öncelikle, bu asgari müşterekte birleşmeye ne dersiniz?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hal böyleyken, edebiyatçıdan, bildik anlamda siyasal değil, tam tersine, bilinen anlamıyla siyasete müdahale edebilecek ahlaki bir yaklaşım beklenmelidir. Ülke sorunlarının ağırlığı ne düzeyde olursa olsun, “tek tip” bir siyasal tercihi, yazar örgütleri bünyesinde egemen kılmayı öngören yaklaşımlarla, bu genel kurulda hiç muhatap olmamayı tercih ederdim. Ancak, böylesi bir tercihe, tüm zamanları kapsayan geçerli bir yanıtın verilebileceğine inanıyorum: Edebiyat, politika adına vesayet kullanamaz. Kullanmamalıdır!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eğer edebiyat, gündelik siyasetin araç ve gereçleriyle, söz ve tavır alacaksa, kendi kendini “tasfiye” ediyor demektir. Edebiyatçılar Derneği için, bu makus talihi mi arzu ediyor ve bekliyoruz? Söylemek bile fazla, siyasal tavırlar, yazar örgütleri bünyesinde çıplak bir biçimde alınamaz, ki çok açık bir gerekçeyle; siyasal tavır almanın düz biçimleri, edebiyatın özgül doğasına ve karakterine aykırıdır!.. Ek olarak, herhangi bir yazar örgütünün, siyasal gündeme etkisi, kendisi siyaset üreterek değil, günübirlik üretilen siyasetin eleştirisi üzerinden olabilir. Özetle, edebiyatçının toplumsal dinamikler tarafından beklenen tavrı, aslında, “kendisi için” siyasal olan edebi tavrıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Edebiyatçılar Derneği yöneticileri ve üyeleri olarak, bütün bu sorunlarımızı, “samimi” bir yolla ve “art niyetsiz” olarak tartışabileceğimize inanmak istiyorum. Ancak, bu tartışmanın, yukarda belirttiğim can alıcı sorunları öteleyerek, dahası salt siyasal tavrı önceleyerek yapılmasının bize hiçbir yarar sağlamayacağına inanıyorum. Edebiyatçıların, kamusal olana müdahalesinin siyaseten yararlı biçimleri üzerinden bir gündem oluşturulacaksa, genel kurul süreçlerinde üyelere bu gündem dayatılacaksa, böylesi bir tartışmanın, çok kısa bir zamanda, emek ve zaman kaybıyla sonuçlanacağını peşinen söyleyebilirim. Tek bir nedenle; gündem belirleme koşullarında, siyasal tercihlerden vazgeçilemediği, tam tersine, bu siyasal tercihler giderek baskın bir hal alabildiği için..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kendi payıma, sayısız bağımsız inisiyatif oluşturma ve ne yazık ki sonuçlandıramama deneyimi yaşadım. Böylesi inisiyatiflerde, şapkadan kolayca tavşan çıkmayacağını bilenlerdenim. Sonuçta, büyük umutlarla kurulan bir inisiyatifin bileşenlerinin, salt dayatılan siyasal tercihler nedeniyle, kalanlar ve gidenler olarak bölündüğüne, gitgide küçüldüğüne tanık olduğumu söyleyebilirim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ülkemizin siyasal atmosferi, deyim yerindeyse boz bulanık.. Bütün değerlerimizin altüst olduğu bir dönemden geçiyoruz. Şiddet olgusu, günümüzde, tüm sanal imgeleriyle, bilgisayarlarımıza, dolayısıyla odalarımıza kadar girdi. Şiddetin, daha doğrusu kaba güç kullanımının, eğlenceye ve tüketime dönüştüğü bir toplumda yaşıyoruz; şiddet, sürekli bir anomi olarak üretiliyor. Popüler kültürde çok yaygın imgelere sahip olan şiddet olgusu, her türlü yazılı/görsel metinde, birer eğlence ve tüketim aracı olarak kullanılabiliyor. Bu yüzden şiddet artık başıboştur ve belki bir sonraki kurbanın kim olacağının fazlaca bir önemi kalmamıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şiddet olgusu, siyasal çıkar doğrultusunda, “haklı” ve “haksız” şiddet diye, ikiye de ayrılabiliyor. Tarihte örneği çoktur, bu durumun.. Ülkemizin yakın tarihinden örnek vermek de mümkün.. Böyle bir durumda, kimin kime şiddet uyguladığı temelinde, öldürme eylemi de olumlanabiliyor. Edebiyat ahlakı açısından, şiddet kurbanının, “doğru” safı mı, “yanlış” safı mı temsil ettiğini, kurbanın kimliği üzerinden tartışmanın, hiçbir anlamı olamaz. Neye bağlanırsa bağlansın, her türlü şiddet, her durumda haksızdır; her türlü güç kullanmak, her durumda yanlıştır. Değilse, saldırganlığı, yıkıcılığı, kaba kuvveti yasallaştırmanın sonsuz olanaklarına müdahale edilemez. Bir insanın, acımasızca ve alçakça öldürülüşü de, bu sayede normalleşebilir. Şiddeti uygulayanlar, niyetlerini ve hedeflerini, kendi politikaları doğrultusunda, diledikleri gibi “mistifiye” edebilirler. Oysa edebiyat, kökeni, rengi, ırkı, dili, dini ve cinsiyeti ne olursa olsun, insan’dan, onun yaşama hakkından yana tavır almalıdır. Has edebiyatın ve has edebiyatçının tavrı, bu olmalıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşte bu sürece yazılı kültürün müdahalesi “nasıl” olmalı? Şiddetin toplumsal dili, edebiyatın karşı diliyle ”nasıl” kırılmalı? Nasılları artırmak olası.. Ve bütün bunları, hiçbir görünür “saf”ta yer almadan, hiçbir hazır “yanıt”a eklemlenmeden, edebiyatın kendi özgül zemininde kalarak, kendi özgül diliyle tartışabilmeliyiz. Ortalık yerdeki bu kamusal görünüme estetik müdahaleye, öncelikle, kendimizle yüzleşmekle, daha yerinde bir ifadeyle de, kendimize ayna tutmakla başlamalıyız.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu çerçevede, “ne yapmalı?” da, “nasıl bir edebiyat yapmalı?”ya dönüştürülebilir, rahatlıkla... Olacaksa eğer, tartışmalı toplantılarımızın öncelikli gündem maddesi, bu olsun! Savaşın, şiddetin, cinayetin, lincin, zulmün olmadığı bir dünyaya duyduğumuz hasreti, tercüme değil, asli yazımızla dile getirelim; barış içinde bir arada yaşama kültürünü tehdit eden her türlü girişime, insan hayatı ve insan onuru adına karşı çıkmanın, etik olanaklarını çoğaltalım. Ne tür yazılar, siyasal gündeme olumlu anlamda etki edebilir, örneğin, ortalama insanımızın şiddet algısını olumlu anlamda dönüştürebilir, bütün bunları ürün düzeyinde düşünelim ve en önemlisi, ortak paydalarımızı belirleyelim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sevgili üyeler,&lt;br /&gt;1100 üyelik bir birikime dayanan Edebiyatçılar Derneği’nde, çok geniş bir skalada, sol’un her çizgisinden –komünist’inden sosyal demokrat’ına, sosyalist’inden Kemalist’ine v. b.- onlarca üyemiz yer alıyor. Öncelikli sorun, tüm bu üyeleri, yukarda anlatmaya çalıştığım ortak bir paydada birleştirmek, daha alçakgönüllü yazarsak, bir arada tutmak... Ortak payda için aradığımız değerlerin, öncelikle insan hayatı ve insan onuru olduğunu, altını çizerek bir kez daha belirtiyorum. Bu değerlerin saldırı altında oluşu, yeterince ortak bir paydadır, kanısındayım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Edebiyatçılar Derneği’nin, yaşanılan tarihe, yaşanılan topluma müdahale etmek anlamında bir işlevinin olduğu açık... Ancak müdahale, kültürel, sanatsal, edebi bir “zemin”den yapılmalı; hiçbir fark ve ayrım ortaya koymadan, siyasal yapıların bilinen anlayışlarıyla, alışıldık yöntemleriyle, tercihli diliyle kendini ilişkilendirmesi beklenmemeli, bir yazar örgütünden…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Örgütlü ve ya örgütsüz her edebiyatçı, kendini sorunun bir parçası olarak görmeli... Yoksa, örgüt yöneticilerinin üyeler adına sorumluluk almalarıyla, üyelerin bütününü kapsadığı varsayılan temsil yetenekleriyle, tüm bu sorunlar kısa vadede çözülmüyor, ne yazık ki…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Özgürlüklerimiz için bir örgüt ne kadar gerekli, ne denli sahip çıkıyoruz, ne ölçüde katkı sağlıyoruz? Yöneticilik hayatım, kısaca özetlemeye çalıştığım örgütlülük bilincini, dernek üyesi arkadaşlarla paylaşmak kaygısıyla geçip gidiyor. Halen, bir arpa boyu yol aldığımızı, açık yüreklilikle itiraf etmeliyim. Son dönemde, ilkin ve öncelikle, örgüt içi demokratik karar mekanizmalarına bir geçerlilik kazandırmak çabası içindeyiz. Külfetli ama gerekli bir çaba… Adına, her nasılsa “ortak” denilen kurumsal bir basın açıklaması yapmanın yolu yöntemi bile, tüm üyeleri konuyla ilgili bilgilendirmeyi gerektiriyor. Günümüzde, özellikle internet ortamında iletişim olanakları alabildiğine arttı, bu olanağı kullanmak açısından, ciddi bir çabamız var. Yaklaşık, 600 üyemizle, e-posta adresleri üzerinden günübirlik iletişim halindeyiz. Ancak, üyelerimizin büyük çoğunluğunun, sessiz ve saklı kalmayı yeğledikleri de açık… Sözgelimi, ivedilikle yapılması gereken basın duyurularının, işbilir yöneticiler eliyle kotarılmasının sakıncalarını üyelerimizin anlaması gerekir. Ortak paydayı, olabildiğince çok sayıda üyenin katılımıyla oluşturmanın, başkaca bir usul ve erkanı, şimdilik yok! Gerek temsil, gerek yetki, yöneticiler ve üyeler arasındaki örgüt içi demokratik karar mekanizmalarına, bir “işlerlik” kazandırmakla olanaklı…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Örgüt içerisinde, birer üye olarak, hangi siyasal anlayışa yakın olursak olalım, bu anlayışımızı, edebiyatçı kimliğimizin önüne almamak zorundayız. Ve örgüt bünyesinde, birer yönetici olarak, hangi siyasal anlayışa yakın olursak olalım, bütünleştirici, birleştirici, dayanışmacı bir yaklaşımı egemen kılmak durumundayız. Böylesi bir kabul, karşılıklı olarak kişilik haklarımıza saygı duymaya dayanır ve fazlasıyla gereklidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sevgili arkadaşlar,&lt;br /&gt;Bu konuşmayı, Edebiyatçılar Derneği genel başkanı kimliğimle yaptım. Yarın, bir örgütte “yönetici” hatta “üye” olmayabilirim, ama hep bir “edebiyatçı” olarak kalacağım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;15. Olağan Genel Kurul’umuza katılan bütün üyelerimize saygılarımı, sevgilerimi sunuyorum.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#663300;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#663333;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;em&gt;Gökhan Cengizhan&lt;/em&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#663333;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;em&gt;Edebiyatçılar Derneği Genel Başkanı&lt;/em&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5698788499091376183-1757828785554556076?l=edebiyatcilardernegi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://edebiyatcilardernegi.blogspot.com/feeds/1757828785554556076/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5698788499091376183&amp;postID=1757828785554556076' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5698788499091376183/posts/default/1757828785554556076'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5698788499091376183/posts/default/1757828785554556076'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://edebiyatcilardernegi.blogspot.com/2009/03/genel-baskanimiz-gokhan-cengizhanin-15.html' title='GENEL BAŞKANIMIZ GÖKHAN CENGİZHAN&apos;IN 15. GENEL KURULUMUZU AÇIŞ KONUŞMASI'/><author><name>Edebiyatçılar Derneği</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5698788499091376183.post-3974119939431119871</id><published>2009-03-08T13:08:00.000-07:00</published><updated>2009-03-08T13:34:53.662-07:00</updated><title type='text'>GENEL SEKRETERİMİZ REMZİ ÖZMEN'İN, 15. GENEL KURUL'A  SUNDUĞU ÇALIŞMA RAPORU</title><content type='html'>&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#336666;"&gt;&lt;span style="color:#333300;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#336666;"&gt;&lt;span style="color:#333300;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#336666;"&gt;&lt;span style="color:#333300;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt; &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#336666;"&gt;&lt;span style="color:#333300;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt; &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#336666;"&gt;&lt;span style="color:#333300;"&gt;&lt;strong&gt;EDEBİYATÇILAR DERNEĞİ'NİN&lt;br /&gt;4 ŞUBAT 2007 – 22 Şubat 2009 DÖNEMİ ÇALIŞMA RAPORU&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#336666;"&gt;&lt;span style="color:#333300;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;4 Şubat 2007 tarihinde yapılan 14. Olağan Genel Kurul'da seçilen Genel Yönetim Kurulu ve kendi içinde oluşturduğu Yürütme Kurulu, Genel Kurul sonrası hemen çalışmalarına başlamış, geçmişin birikimlerinden yararlanarak çaba göstermiş, 2 yıl sonra yeniden üyelerimizin karşısına çıkmıştır.&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;İlk olarak, “yapana/çalışana iş çok” ilkesinden yola çıkarak Derneğin iç düzeninin daha da sağlamlaştırılmasına, Dernek merkezimizin daha da kullanışlı duruma getirilmesine ve temsilciliklerimizin çoğaltılmasına çaba gösterilmiştir.&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;İkinci olarak üyelerimizin Dernekle olan bağlarını güçlendirmek amaçlanmış, bu doğrultuda üyelerimizin e-posta adresleri derlenmeye çalışılmıştır. Elde edilen sonuçlar, Türkiye geneli ve üç büyük il başlığında gruplandırılmıştır.&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;Genel Yönetim Kurulumuzun desteğini her zaman yanında bulan Yürütme Kurulu üyelerimiz, işlerinden zaman çalarak, olanaklarını zorlayarak, çabalarını sürdürüp Derneğimizin ulaştığı konumdan geriye düşmemesi için çalışmışlardır.&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;Ancak, şu konuyu özellikle vurgulamak gerekir: Derneğimizin kamu kaynaklarından yararlanma olanağı, geçtiğimiz iki yıl için pek de olumlu olmamıştır.&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;Bu durumun da etkisiyle, üyelerimizin, sağduyusuna güvenilerek, “ödentiler” konusunda çalışma başlatılmış, “ödenti verilmez, alınır” ilkesinden yol çıkılmıştır. Çünkü, yıllık ödentimiz, aylık 5 TL, yıllık 60 TL’dir. Özellikle aylık ödenti tutarı düşünüldüğünde, bu unutulabilir bir rakamdır; ancak, yıllık ödenti ödenilemez bir tutar değildir; öteleme açısından bakıldığında 365 gün oldukça uzun bir süredir. Sonuç olarak, hiçbir uyarıya gerek bırakmaksızın ödentilerini düzenli olarak ödeyen üyelerimizin yanı sıra, bu rakamları bile ödeyemeyecek durumda olduğunu bildiren arkadaşlarımız da oldu, oluyor. Bu üyelerimiz dışında, özellikle –deyim yerindeyse- kurucu ya da eski diyeceğimiz üyelerimiz başta olmak üzere çok sayıda üyemizin, e-posta iletisi göndererek / telefon açarak / Derneğe gelerek / bir etkinlikte / yolda vb yerlerde karşılaşma sırasında “iyi ki anımsattınız” demeleri bir yana; bir çok üyemizin de bildirimlerimiz üzerine hemen ya da izleyen günde ya da söz verdikleri tarihte ödeme yapmaları karşısında, umudumuzu sürdürüyoruz. Üzülerek şunu da söylemeliyiz ki, hemen hiç ödeme yapmadığı halde, bildirimimiz üzerine, Dernek üyeliğinden ayrılanların yanı sıra, “Dernekten ayrılmayı ve bunu duyurmayı” adeta bir tehdit unsuru olarak kullanma yoluna giden –az sayıda da olsa- üyemiz olabileceğini de öğrendik.&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;Etkinliklere katılımcı saptarken, nasıl bir yol izlediğimizi açıklamakta da bir sakınca görmüyoruz. Bu noktada önceliği, Edebiyatçılar Derneği’ni biricik örgütü olarak gören, ödenti borcunu düzenli ödeyen, örgütünü savunan, durumu uygun olan üyelerimize vermeye çalıştık. Ancak, temsilciliklerimizin ya da üyelerimizin doğrudan yerel unsurlarla düzenledikleri etkinliklere katılım konusunda yalnızca yol gösterici, yönlendirici olduk; doğru ve demokratik gördüğümüz için onların inisiyatifine bıraktık. Diğer kurumlarla ve kuruluşlarla ortak düzenlediğimiz etkinliklerde de benzer bir yol izlendiği açıktır.&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;Şunu hiç unutmayalım; üyelerimiz arasında birbirinden ayrı mesleki geçmişe, siyasal duruşa, sanatsal anlayışa, güncel bakışa sahip arkadaşlarımız var. Bu doğaldır; çünkü bizi bir araya getiren ne bir meslek, ne bir siyasal görüş, ne bir sanatsal anlayış değildir. Bildiğiniz gibi, “Dernek” sözcüğü, “Derneşmek”ten gelir. Bir arada, derli toplu bulunmayı, dayanışmayı çağrıştırır. Özetle bizim örgütlenmemiz etik ağırlıklı bir örgütlenmedir. Bu açıdan bakıldığında doğru soru, Dernek bana ne sağlıyor değil; olsa olsa ben Derneğime, dolayısıyla onun çatısı altında bulunmakta bir sakınca görmediğim, benim gibi edebiyat kaygısı olan arkadaşlarımla neler yapabilirim, neler sağlayabilirim olacaktır. Çünkü ancak çoğaltarak paylaşabiliriz.&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;Yukarıda da değinildiği gibi, şimdiki Genel Merkezi’mize taşınmamızın amacı, üyelerimizin daha rahat gelip gidebileceği bir yer sağlama kaygısıydı. Genel Merkezimize uğrayan, bizi arayan, gördüğü zaman konuşan üyelerimize her konuda bilgi vermeye, açıklamada bulunmaya, yakınmalarını gidermeye, özetle doğru bilgilere sahip olmalarına yardımcı olmaya çalıştık. E-posta grupları oluşturmamızın nedeni de buydu.&lt;br /&gt;Bu 15. Olağan Genel Kurul’umuzdur. Başta, Derneğimizin kurucu üyeleri ve ilk Genel Başkanı Sayın Ahmet Say olmak üzere, Derneğimize emeği geçen tüm arkadaşlarımıza teşekkür ediyoruz.&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;Bir Dernek yaşamında ortaya çıkabilecek tüm olumsuzluklara karşın, 4 Şubat 2007 – 22 Şubat 2009 tarihlerini kapsayan, bu iki yıllık çalışma dönemi büyük bir yoğunlukla geçmiştir. Edebiyatçılar Derneği'nin bu iki yıllık sürede gerçekleştirdiği etkinlikler, kısa özetleriyle başlıklar halinde değerlendirmenize sunulmaktadır.&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#333300;"&gt;&lt;strong&gt;I- ANKARA’DAKİ ETKİNLİKLERİMİZ&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;1- 11. Uluslararası Ankara Öykü Günleri&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;11. Uluslararası Ankara Öykü Günleri, Derneğimiz ve Çankaya Belediyesi işbirliğiyle, 19 – 23 Mayıs 2007 tarihlerinde gerçekleştirildi.&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;Onur ödülünün değerli öykü yazarımız Osman Şahin’e verildiği, onur konuğu olarak Uluslararası PEN Uluslararası Sekreterliği ve Uluslararası PEN Başkan Yardımcılığı görevlerini sürdüren Joanne Leedom-Ackerman’ın ağırlandığı etkinliğe, yurtiçinden ve yurtdışından çok sayıda yazar katıldı.&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;Aramızdan ayrılan öykücü Erdal Öz’ün, “Yazar ve Yayıncı Olarak Erdal Öz” başlıklı panelin yanı sıra çeşitli etkinliklerle anıldığı Ankara Öykü Günleri’nde “Roman Yükselirken, Öykü Geriliyor mu?”, “Edebiyat Dergilerinde Öykü”, “Çocuk ve Gençlik Edebiyatında Öykü” başlıklı paneller de ilgiyle izlendi.&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;11’inci Uluslararası Ankara Öykü Günleri anısına, Dünya Öykü Günü’nün tarihçesini anlatan “Ankara Öykü Günlerinden Dünya Öykü Gününe / 5. Yılında Dünya Öykü Günü” başlıklı bir kitap da yayınladık.&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#333300;"&gt;2- Dünya Öykü Günü Kutlaması&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;14 Şubat Dünya Öykü Günü; 2007 yılında Derneğimiz ve Maden Mühendisleri Odası işbirliğiyle, 14 Şubat 2007 tarihinde Harb-İş Konferans Salonunda düzenlenen etkinlikle kutlandı. Genel Başkan Yardımcımız Prof. Dr. Aysu Erden’in açılış konuşması yaptığı, Genel Saymanımız Tekgül Arı’nın, 2007 Yılı Dünya Öykü Günü Bildirisini yazan Nezihe Meriç’i tanıtımıyla başlayan etkinlikte, Onursal Başkanımız Mustafa Şerif Onaran “İlhan Tarus Üzerine Bir Değerlendirme” başlıklı; Genel Yönetim Kurulu Üyemiz Çiğdem Ülker de “Yılın Öykü Değerlendirmesi” başlıklı bildirilerini sundular. Etkinliğe, öykü üzerine iletilerini sunmak üzere Ergun Evren, Seyhan Ecer, Kevser Ruhi, Hasibe Ayten, Tuncer Uçarol, Kemal Ateş, Alper Akçam, Metin Turan, Bilge Öngöre, Mine Hoşcan, Hasan Ali Toptaş, Nurhayat Bezgin, Remziye Arslan, Rezzan Katılmış, Mehmet Murat İldan ve Aslı Solakoğlu çağrılıydı.&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;2008 yılında, iki ayrı kutlama gerçekleştirildi. Mamak Cumhuriyet Lisesi’nde gerçekleştirilen ve bu Lise öğrencilerinin yanı sıra Yenimahalle 50. Yıl Yetiştirme Yurdundan ve Seyranbağları Yetiştirme Yurdundan katılımın sağlandığı etkinliğe Genel Başkan Yardımcımız Prof. Dr. Aysu Erden ve Genel Sekreter Yardımcımız Yaşar Bodur katıldı.&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;2008 yılındaki ikinci etkinlik ise Derneğimiz ve Öykü Teknesi Dergisi işbirliğiyle, Kanguru Kültür Merkezi’nde gerçekleştirildi. Başkan Yardımcımız Prof. Dr. Aysu Erden’in açılış konuşmasıyla başlayan etkinliğe, öykü üzerine iletilerini sunmak üzere Alper Akçam, Hasibe Ayten, Fulya Bayraktar, Aydın Şimşek, Zeynep Sönmez, İlkay Noylan, Erhan Pınarbaşı ve Ü. Gülsüm Bülbül çağrılıydı.&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#333300;"&gt;3- Dünya Şiir Günü Kutlaması&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Dünya Şiir Günü, tıpkı Dünya Öykü Günü’nde olduğu gibi iki ayrı etkinlikle kutlandı.&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;Etkinliklerden ilki, Ankara Mamak Anadolu Lisesinde, üyelerimizin yanı sıra öğretmenlerin ve öğrencilerin katılımıyla gerçekleştirilirken, ikincisi Derneğimiz ve Nikbinlik Dergisi işbirliğiyle Nikbinlik Sanat Evi’nde gerçekleştirildi. Etkinliğe Genel Sekreterimiz Remzi Özmen, Genel Sekreter Yardımcımız Yücel Kayıran ve Ahmet Antmen katıldılar.&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#333300;"&gt;4- Genel Merkezimizdeki Söyleşi ve İmza Günleri&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Genel Merkezimizin yeniden düzenlediğimiz “Toplantı Salonu’nda söyleşi ve imza günleri gerçekleştirdik. Bu etkinlerin ilkinde, 26 Kasım 2008 tarihinde Derneğimizin kurucularından ve eski başkanlarımızdan Özcan Karabulut; ikincisinde üyemiz Nedime Köşgeroğlu okurlarıyla söyleştiler ve kitaplarını imzaladılar.&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#333300;"&gt;5- Diğer Kurumlarla ve Kuruluşlarla Etkinlikler&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;Genel Merkezimiz, çeşitli kurumlar ve kuruluşlar ile ortak etkinlikler düzenlemeyi bu dönemde de sürdürdü. Bu doğrultuda;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;a) Algı Kitabevi ile Cumartesi Söyleşileri’ne bir çok üyemiz katıldı.&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;b) Küba ve Latin Amerika Halklarıyla Dayanışma Derneği ile, Küba Büyükelçisi Ernesto Gomez Abascal’ın da katıldığı “José Marti’yi Anma” etkinliğine konuşmacı olarak, Yıldırım B. Doğan, Günay Güner ve Orhan Tüleylioğlu katıldı. Orhan Tüleylioğlu, daha sonra Derneğimizce yayınlanan “Savaşçı ve Şair; José Marti” kitabını imzaladı.&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;c) Darbe Karşıtı Platform ve Deliler Teknesi Dergisi ile, 14 Eylül 2007 tarihinde düzenlediğimiz “12 Eylül’ün Edebiyatımıza ve Sanatımıza Etkileri” başlıklı panelin konuşmacıları ise Genel Başkanımız Gökhan Cengizhan, GYK üyemiz ve Deliler Teknesi Editörü Aydın Şimşek ve yine GYK üyemiz Selma Ağabeyoğlu idi.&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;d) Konak Belediyesi, Türkiye PEN Merkezi ve Türkiye Yazarlar Sendikası ile birlikte 17 Mart 2008 tarihinde düzenlediğimiz etkinlikle değerli eleştirmen Mehmet H. Doğan’ı andık.&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;e) 1 Temmuz 2007 tarihinde, Türkiye PEN Merkezi, Türkiye Yazarlar Sendikası, Yurtsever Cephe, Divriği Kültür Derneği ve Pir Sultan Abdal Kültür ve Dayanışma Derneği birlikte İstanbul’da Nazım Hikmet Kültür Merkezi’nde düzenlenen "93 Sivas. 14 Yıl Sonra” başlıklı etkinlik ile, yakın tarihimizin en acı olaylarından “Sivas Katliamı”nda yakılan arkadaşlarımızı unutmadığımızı gösterdik.&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;f) Genel-İş Sendikası’nın yayın organı Emek Dergisi’ne “Emek ve Sanat” eki hazırlamayı bu dönemde de sürdürdük. Bu arada şunu da anımsatmak isteriz; 27 Temmuz 2007 günü, Genel-İş Sendikası Genel Başkanı ve Devrimci İşçi Sendikaları (DİSK) Genel Başkan Yardımcısı değerli dostumuz Mahmut Seren’i kaybettik. Emekçi halkın eşitlik ve özgürlük savaşımında görevi başında kalp krizine yenik düşen Mahmut Seren, “Abdullah Baştürk İşçi Öyküleri Yarışması”nın büyük destekleyicisi, Genel-İş Emek Bülteni içinde Derneğimizce hazırlanan Emek ve Sanat Eki’ni çıkarmaya olanak sağlayan aydın bir sendikacıydı.&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#333300;"&gt;6- Yaratıcı Yazarlık Atölyesi&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Yaratıcı Yazarlık Atölyemiz, yeni bir çalışma izlencesiyle Genel Merkezimizde, birbirinden değerli yazar arkadaşlarımızın özverileriyle çalışmalarını sürdürdü. Atölye katılımcılarımızdan birçoğu çeşitli dergilerde ürünlerini yayımlama olanağı bulurken kitap çıkaranlar da oldu.&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#333300;"&gt;7- İletişimin Güçlendirilmesine Yönelik Çalışma&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Derneğimizin, üyeleriyle daha kolay iletişim kurabilmesi için öncelikle, üyelerimizin e-posta adreslerinin toplanmasına yönelik çalışmalar yapılmış; toplanan e-posta adresleri, genel ve üç büyük il çevresinde dört grup olarak derlenerek kullanılabilir duruma getirilmiştir.&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;Bu alanda bir başka çalışmamız, daha kolay uygulanabilir ve daha maliyetsiz olan “blogspot” uygulamasının başlatılmasıdır. Bu uygulama ile, üyelerimiz arasında bir forum ortamı oluşturmayı amaçladık. Altyapı hazırlıklarını tamamlayarak üyelerimizin de katılımını sağlamayı düşünüyoruz.&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;Bu çalışmalarımız sonucu, bize gelen ürünlerin, kitapların ve dergilerin tanıtımının yanı sıra bize iletilen etkinlik duyurularının üyelerimize kolayca ulaşmasını sağladık.&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#333300;"&gt;8- Dayanışma Kokteylleri&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Teknoloji istediği kadar gelişsin, yüz yüze iletişim hâlâ en sağlıklı iletişim biçimi olma özelliğini korumaktadır. Birbirimizi daha yakından tanımanın, önümüzdeki sorunları aşmamızda, doğabilecek sorunları kolayca aşmamızda büyük kolaylıklar sağlayacağı, aramızdaki sevgiyi ve saygıyı artıracağı kanısındayız. Ayrıca şunu da unutmayalım ki etkinlikleri, sorunları, yapılanları yapılmayanları ilk ağızdan duymak önemlidir. İşte bu nedenle, üyelerimizin birbirini daha yakından tanıyabilmesi amacıyla da çalışmalar yürüttük. Bu doğrultuda ilk olarak Dernek Genel Merkezimizin, üyelerimizin kitap/dergi okuyabileceği, sohbet edebileceği kısaca daha kullanışlı bir ortam durumuna getirilmesi çabasına ağırlık verdik.&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;İkinci olarak, Genel Merkezimizde, üyelerimizle ve dostlarımızla buluşmak, birbirimizi daha iyi tanımak, daha iyi anlamak ve güzel anlar yaşamak amacıyla ve imece usulüyle “Dayanışma Kokteyli” adı altında 3 kez yemekli toplantı düzenledik. Yoğun katılımın olduğu bu toplantıların yeni dönemde de sürdürülmesinin yararlı olacağını düşünüyoruz.&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#333300;"&gt;&lt;strong&gt;II- DİĞER İLLERDEKİ ETKİNLİKLERİMİZ&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;1- Akyaka Uluslararası Edebiyat Günleri&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Derneğimizin, Akyaka Belediyesi ve Muğla Üniversitesi ile birlikte gerçekleştirdiği ve eşgüdüm çalışmalarını üyemiz Tülay Akkoyun’un yürüttüğü Akyaka Edebiyat Günleri 4 yaşına girdi. Her yıl artan sayıda edebiyatçımızın katıldığı etkinlikte yurtdışından konuklarımızı da ağırlıyoruz.&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;Bu etkinliğimizin, 25 – 27 Mayıs 2007 tarihinde düzenlenen, Adalet Ağaoğlu’nun onur konuğu olduğu ikincisinde “Modern Türk Edebiyatında Bir Yıldız; Adalet Ağaoğlu”, “Yazarın Coğrafyası, Mekânı, Dili”, “Günlük Basında Edebiyat Ekleri”, “Edebiyatın Cinsiyeti”, “Öykü ve Romanın Gerisinde Kalan Şiir” ve “Taşrada Edebiyat Dergiciliği” başlıklı panellerin yanı sıra okumalar ve söyleşiler yapıldı.&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;1 – 4 Mayıs 2008 tarihinde düzenlenen üçüncüsünde, adına bir panel de düzenlenen Nezihe Meriç onur konuğu idi. Bu buluşmada “60’lardan 90’lara Şiirimiz”, “90’lardan Günümüze Şiirimiz”, “Öykünün Şimdiki Zamanı” başlıklı panellerin yanı sıra yine okumalar ve söyleşiler gerçekleştirildi.&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#333300;"&gt;2- İzmir Öykü Günleri&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Derneğimizin, Konak Belediyesi ve Ege Kültür Vakfı ile birlikte gerçekleştirdiği İzmir Öykü Günleri 8 yaşına girdi.&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;Etkinliğin, 14 – 17 Şubat 2007 tarihlerinde düzenlenen ve Sabahattin Ali, Bekir Yıldız, Erdal Öz, Muzaffer Buyrukçu, Sait Faik Abasıyanık ve Sevgi Soysal’ın anıldığı altıncısında, yakın tarihte yitirdiğimiz Erhan Bener onur konuğumuzdu. Öykü okuma saatleri ve kişisel söyleşilerin yanı sıra “Edebiyatımızda Çocuk Öykücülüğü”, Genç Öykücüler Konuşuyor”, “Öykü Dergiciliğinin Sorunları”, “Günümüz Öyküsüne Eleştirel Bakış” başlıklı panellere çok sayıda üyemiz konuşmacı olarak katıldı..&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;“Öyküden Sinemaya” başlığıyla 14 – 16 Şubat 2008 tarihlerinde düzenlenen yedincisinde Füruzan onur konuğuydu. Edebiyatçılarımızın eserlerinden sinemaya uyarlanan filmlerin de izleyicilerle buluştuğu etkinlikte, eserleri sinemaya uyarlanmış yazarlarımız ağırlıkta olmak üzere çok sayıda edebiyatçı düşüncelerini paylaştı, öykülerini okudu. “Kitap Ekleri ve Öykü Kitapları”, “Öyküden Sinemaya”, “Neden Öykü: Savur Saçlarını Ege” başlıklı paneller de ilgiyle izlendi.&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#333300;"&gt;3- TÜYAP Kitap Fuarları&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Derneğimiz, geçtiğimiz dönemde de kitap fuarlarına imza günleri ve panellerle katılmayı sürdürmüştür. Bu doğrultuda;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#333300;"&gt;a) İstanbul Kitap Fuarı:&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;27 Ekim – 4 Kasım 2007 tarihlerinde düzenlenen ve ana teması “Akdeniz’de Edebiyat; Edebiyatta Akdeniz” olarak belirlenen 26. İstanbul Kitap Fuarı’nda, “Şiirlerle Türk Solu’nun 100 Yılı”, “Bir Yakın Öykü Okuma Çalışması: Atlarını Sürüp Geldiler” ve “Dar Zamanlarda Şiir” başlıklı etkinlikleri düzenledik.&lt;br /&gt;1 – 9 Kasım 2008 tarihlerinde düzenlenen ve ana teması “1968: 40 Yıl Önce, 40 Yıl Sonra” olarak belirlenen 27. İstanbul Kitap Fuarı’nda ise, “Türkiye’deki Çocuk Edebiyatına Bir Bakış”, “Hayatı Şiirle Anlamak” başlıklı etkinlikleri düzenledik.&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#333300;"&gt;b) İzmir Kitap Fuarı:&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Fuarın, 21 – 29 Nisan 2007 tarihlerinde düzenlenen 12’ncisine “Öykü Yaratım Süreci”, “Sevmek Sanatı ve Kadınlar” ve “Barış İçin Şiirler” başlıklı; 19 – 27 Nisan 2008 tarihlerinde düzenlenen 13’üncüsüne, “1980 Sonrası Kadın Romancılar”, “Medyatik Kültüre Direnen Şiir” ve “Bir Aydınlanma İmecesi: Şeyhoğulları Kütüphaneler Zinciri” başlıklı etkinliklerle katkıda bulunduk.&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#333300;"&gt;c) Çukurova Kitap Fuarı:&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;15 – 20 Ocak 2008 tarihlerinde ilk kez düzenlenen Fuara, “Şiirin Taşra Sıkıntısı”, “Türk Öykücülüğünde Yeni Anlatım Olanakları ve Öykü Geleneğimize Yaklaşımlar” başlıklı panellerin yanı sıra üyelerimizin katıldığı bir şiir dinletisiyle destek verdik.&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#333300;"&gt;d) Bursa Kitap Fuarı:&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Fuarın, 3 – 11 Mart 2007 tarihlerinde düzenlenen 5’incisinde “Uludağ’ın Öykücüleri”, “Uludağ’ın Şiir Pınarları”, “Uludağ’ın Edebiyat Çınarı: Nadir Gezer” başlıklı; 1 – 9 Mart 2008 tarihlerinde düzenlenen 6’ncısında, Bursa Yazın ve Sanat Derneği ile birlikte “Uludağ’ın Öykü Pınarları”, “Nazım’ın Bursa’sı Bursa’nın Nazım’ı” başlıklı etkinlikleri düzenledik.&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#333300;"&gt;&lt;strong&gt;III- KATKI SUNDUĞUMUZ ETKİNLİKLER&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;1- Dursun Akçam’ı Andık&lt;/span&gt;&lt;span style="color:#333300;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;Derneğimizle birlikte, Dursun Akçam Kültür ve Sanat Vakfı, Yeni Kuşak Köy Enstitüleri Derneği, Arkadaş Yayınevi, Eğitim-Sen 2 Nolu Şube, Kibatek ve Köy Enstitüleri ve Çağdaş Eğitim Vakfı’nın katkısıyla 19 Eylül 2007 tarihinde “Dursun Akçam’ı Anma” etkinliği gerçekleştirildi. Etkinlikte Vecihi Timuroğlu’nun yönettiği, Emin Özdemir, Alper Akçam, Metin Turan ve K. Semra Eren’in katıldığı, “Devrimci Kültürümüzde Dursun Akçam’ın Yeri” başlıklı bir de panel yapıldı.&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#333300;"&gt;2- Uğur Mumcu Adalet ve Demokrasi Haftası&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Uğur Mumcu Araştırmacı Gazetecilik Vakfı’nın düzenlediği “Adalet ve Demokrasi Haftası” etkinliklerinin 15’incisine, Tuncer Uçarol’un yönettiği ve Özgen Seçkin, Yücel Kayıran Süreyya Karacabey’in katıldığı “Mutsuzluk Ekseninde Edebiyat” başlıklı panelle; 16’ncısına ise, Özgen Seçkin, A. Kadir Paksoy, Selma Ağabeyoğlu, Arzu Alır, Gökhan Cengizhan, Ahmet Antmen, Bilge Öngöre, Ali Rıza Kars, Metin Turan ve Neşe Ersoy’un katıldığı “Barış, Emek ve Özgürlük Şiirleri” başlıklı bir şiir etkinliğiyle katkı sunduk.&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#333300;"&gt;3- Uluslararası İstanbul Beyoğlu Şiir Festivali&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Derneğimiz, başkanlığını üyemiz Salih Zeki Tombak’ın yaptığı Tarih ve Toplum Bilimleri Enstitüsü (TTBE) ile Beyoğlu Belediyesi tarafından düzenlenen Uluslararası İstanbul Beyoğlu Şiir Festivali’nin (Şiiristanbul’un) içeriğinin belirlenmesine ve hazırlanmasına önemli katkılarda bulundu.&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#333300;"&gt;&lt;strong&gt;IV- KATKI SUNDUĞUMUZ YARIŞMALAR&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;1- Abdullah Baştürk İşçi Edebiyatı Yarışması&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Derneğimizin, Genel-İş Sendikası ve Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu (DİSK) eski Genel Başkanı Abdullah Baştürk’ün anısına, Baştürk ailesi ve Genel-İş Sendikası ile birlikte düzenlediği yarışmanın 5’incisi 2007 yılında yapıldı. Yarışmanın yürütülmesini sağlayan Tuncer Uçarol, yarışmaya gönderilen öyküleri yine büyük bir titizlikle kitaplaştırdı.&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;Yarışma 2008 yılında ise “Abdullah Baştürk İşçi Edebiyatı Yarışması” adı altında ve diğer edebiyat türlerine de açılarak basılmış kitapla katılınan bir biçime dönüştürülerek yapıldı. Ödüller “2008 Yılı Abdullah Baştürk’ü Anma, İşçi Edebiyatı Yarışması Ödül Töreni Günleri” çerçevesinde verildi. İlk günkü etkinlikte, Tuncer Uçarol’un yönettiği “Edebiyat ve Sanatta işçiler” başlıklı panelde, Prof. Dr. Ahmet Makal “Çalışma Yaşamı, İşçiler ve edebiyat”, Prof. Dr. Gürhan Fişek “Çocuk Emeği ve Sanat” başlıklı bildirlerini sundular. Necati Tosuner, Remzi İnanç ve Özgen Seçkin ödül alan yapıtları değerlendirdiği etkinlikte ödül alan yazarlarımız birer konuşma yaptı. Genel Başkanımız Gökhan Cengizhan’ın da bir konuşma yaptığı ikinci günkü etkinlikte, Tuncer Uçarol, yarışmanın başından bu yana serüvenini anlatırken, Prof. Dr. Mümtaz Soysal “Baştürkler Çoğalmalı” başlıklı bildirisini sundu.&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#333300;"&gt;2- Madenci Öyküleri Yarışması&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Maden Mühendisleri Odasının, 2007 yılında ilk kez düzenlediği “Madenci Öyküleri Ödülü”nün oluşturulmasına ve yürütülmesine katkı sunduk. Yarışmanın ödülleri, 1 Aralık 2007 tarihinde Dünya Günü nedeniyle düzenlenen yemekli toplantıda sahiplerine verildi. Yarışmaya gönderilen öykülerden seçilenleri Genel Saymanımız Tekgül Arı kitaplaştırılıyor...&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#333300;"&gt;&lt;strong&gt;V- TEMSİLCİLİKLERİMİZİN ETKİNLİKLERİ&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;1- Adana Temsilciliğimiz,&lt;/span&gt; Dünya Öykü Gününü, Adana temsilcimiz ve Özgür Pencere Sanat ve Edebiyat Derneği Başkanı Şebnem Sema Tuncel”in girişimiyle, Türkiye PEN Merkezi Adana Temsilciliği ve Özgür Pencere Edebiyat ve Sanat Derneği ile ortaklaşa, öykü yazan çocuklarla birlikte okulları ziyaret ederek kutladı.&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#333300;"&gt;2- Antakya Temsilciliğimiz,&lt;/span&gt; 14 Şubat 2007 tarihinde temsilcimiz Yaser Bereketoğlu’nun açılış konuşmasını yaptığı ve Antakya’da yaşayan üyelerimizin katıldığı Dünya Öykü Günü etkinliğini gerçekleştirdi.&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#333300;"&gt;3- Bartın Temsilciliğimiz,&lt;/span&gt; Dünya Şiir Günü’nü, temsilcimiz Keramettin Çetin’in girişimiyle ve Atatürkçü Düşünce Derneği Bartın Şubesi’nin katkısıyla Bartın’da; Eğitim-Sen Temsilciliğinin desteğiyle de Amasra’da kutladı.&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#333300;"&gt;4- Bursa Temsilciliğimiz,&lt;/span&gt; aynı zamanda Bursa Yazın ve Sanat Derneği’nin de başkanı olan temsilcimiz Şaban Akbaba’nın önderliğinde düzenlenen etkinlikle Dünya Öykü Günü’nü kutlarken BUYAZ 2007 Yılı Onur Ödülü Talip Apaydın’a verildi.&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#333300;"&gt;5- Diyarbakır Temsilciliğimiz,&lt;/span&gt; Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi’nin düzenlediği ve temsilcimiz Muharrem Erbey’in de açılış konuşması yaptığı Diyarbakır Öykü Günleri çerçevesinde Dünya Öykü Günü’nü kutlamayı sürdürdü.&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#333300;"&gt;6- Eskişehir Temsilciliğimiz,&lt;/span&gt; temsilcimiz Zehra Çam’ın girişimleriyle bu dönemi de etkin geçirdi. Eskişehir Gelişim Vakfı’nın (EGEV’in) de katkısıyla, çeşitli yazarlarımızın ve şairlerimizin katıldığı söyleşilerin yanı sıra Dünya Öykü Günü’nü ve Dünya Şiir Günü’nü de düzenlediği etkinliklerle kutladı.&lt;br /&gt;Temsilcimiz Zehra Çam ile üyemiz Şükran Kara’nın birlikte düzenlediği, 2008 yılı kutlamalarında konuğumuz Erendiz Atasü idi. Eskişehir’de yaşayan öykücülerin bildirilerinin okunmasından ve “Erendiz Atasü Öykücülüğü” başlıklı söyleşiden sonra Atasü ile “Taş Üstünde Gül Oyması” başlıklı bir söyleşi gerçekleştirildi.&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#333300;"&gt;7- Mersin Temsilciliğimiz,&lt;/span&gt; Dünya Öykü Günü’nü, Mersin Temsilcimiz Mehmet Hameş’in yaptığı “Dünya Öykü Günü Çukurova Etkinliği” adı altında, çevre illerden gelen öykücülerin katılımıyla kutladı.&lt;br /&gt;Mersin Temsilciliğimiz, Dünya Şiir Günü’nü de, yine temsilcimiz Mehmet Hameş’in girişimi ve yine çevre illerden gelen şairlerimizin katılımıyla “Dünya Şiir Günü Çukurova Etkinliği” adı altında kutladı.&lt;br /&gt;Temsilciliğimiz, Aslanköy Dayanışma ve Kültür Derneği işbirliğiyle örnek bir etkinliği de Toroslar’ın doruğundaki Aslanköy’ün İlköğretim Okulu’nda gerçekleştirdi.&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#333300;"&gt;8- İzmir Temsilciliğimiz,&lt;/span&gt; başarıyla yürüttüğü İzmir Öykü Günleri’nin yanı sıra yeni bir gelenek de başlattı. Temsilcimiz Ferda İzbudak Akıncı’nın önderliğinde, İzmir’de ve çevre illerde yaşayan üyelerimizin, yeni çıkan kitaplarının dönemsel olarak tanıtımı amacıyla planlanan etkinlikleri “Güz Kitapları”, “İlkbahar Kitapları”, “Kış kitapları” başlığı altında gerçekleştirdi.&lt;br /&gt;İzmir Temsilciliğimiz ayrıca çeşitli söyleşilerle de dönemi etkin bir biçimde tamamladı.&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#333300;"&gt;9- Yalova Temsilciliğimiz,&lt;/span&gt; temsilcimiz Nuri Taner’in girişimiyle, bu ilimizde yaşayan şairlerimizin katılımıyla, Dünya Şiir Günü’nü, Orhangazi Avrasya Vakfı ile ortaklaşa olarak, 21 Mart 2008 tarihinde Orhangazi’de kutladı.&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#333300;"&gt;10- Almanya Temsilciliğimiz,&lt;/span&gt; geçtiğimiz dönemde yeniden yapılandırıldı. Yeni temsilcimiz, Öz Yapım / Havuz Yayınları yöneticisi Nida Öz ile birlikte Almanya’daki çalışmalarımızı hızlandırdık. İlk olarak, Genel Başkanımız Gökhan Cengizhan ve temsilcimiz Nida Öz”ün, Almanya’nın 4.000 kayıtlı üyesi bulunan yazar örgütü Alman Yazarlar Birliği (Verband Deutscher Schriftsteller-VS in ver.di) Başkanı İmre Török ve diğer yetkililerle yaptığı görüşmeler sonucunda işbirliği yapma kararı aldık. Bu işbirliği girişimi sonucunu hemen verdi.&lt;br /&gt;15 – 19 Ekim 2008 tarihlerinde düzenlenen Frankfurt Kitap Fuarı öncesinde, 2008 Frankfurt Kitap Fuarı “Onur Konuğu Türkiye” Ulusal Yürütme Komitesi’nin desteği ve Alman Yazarlar Birliği ile Öz Yapım / Havuz Yayınları’nın katkısıyla, Almanya’nın Berlin, Hamburg, Köln ve Darmstad illerinde etkinlikler düzenledik. Bu doğrultuda;&lt;br /&gt;5 Eylül 2008 tarihinde Hamburg’da, “İçimizdeki Yaban(cı)” başlığı altında, Cezmi Ersöz, Mehmet Zaman Saçlıoğlu, Nida Öz ile Alman Yazarlar Birliği Hamburg Bölge Başkanı Dr. Reimer Eilers, Gino Leineweber, Emina Kamber’in katıldığı bir etkinlik düzenledik.&lt;br /&gt;9 Eylül 2008 tarihinde, Alman Yazarlar Birliği Başkanı İmre Török’ün yönettiği, Birlik üyesi Charlotte Worgitzky, Anja Tuckermann, Horst Bosetzky ile Genel Başkanımız Gökhan Cengizhan, Genel Sekreter Yardımcımız Yücel Kayıran ve Mehmet Yaşın’ın katıldığı “Karşılaşmalar” başlıklı etkinliği Berlin’de gerçekleştirdik.&lt;br /&gt;12 Eylül 2008 tarihinde “Şiir Büyük Bir Coşkudur” başlığı altında Köln’de gerçekleştirdiğimiz, Köln’lü yazar Margit Haehner tarafından yönetilen etkinliğe Orhan Alkaya, Turan Koç, Akif Kurtuluş, Nida Öz ile Birlik üyesi Isolde Ahr ve Andreas Rumler katıldı.&lt;br /&gt;20 Eylül 2008 tarihinde Darmstad’ta düzenlediğimiz etkinliğin teması “Bugünkü Türk Edebiyatı: Yol İşareti; Servi Ağacı” idi. Etkinliğe Genel Başkanımız Gökhan Cengizhan, Cengiz Bektaş, eski başkanlarımızdan Çetin Öner, Yavuz Bülent Bakiler ile Alman Yazarlar Birliği Hessen Bölge Başkanı Alexander Pfeiffer, Dr. Monika Carbe, Prof. Dr. Jens Peter Laut katıldılar.&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#333300;"&gt;&lt;strong&gt;VI- ULUSLARARASI ETKİNLİKLERİMİZ&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;Yönetim Kurulumuz, olanaklarının elverdiği ölçüde uluslararası ilişkilere önem vermeyi sürdürdü. Bildiğiniz gibi, 2004 yılından bu yana, “Komşu Edebiyatlarla Buluşma” adını verdiğimiz bir bakış açısını yaşama geçiren Derneğimiz, Arap Yazarlar Birliği, Filistinli Gazeteciler ve Yazarlar Birliği, Ukrayna Yazarlar Birliği, Belarus Yazarlar Birliği, Azerbaycan Yazarlar Birliği ve Bosna-Hersek Yazarlar Derneği ile karşılıklı işbirliği antlaşmaları imzaladı. Bu antlaşmalar sonucu, çok sayıda arkadaşımız yurtdışı etkinliklere katılırken birçok yabancı konuğu da ülkemizin değişik yerlerinde ağırlamayı sürdürdük. Bu konuklar arasında, ABD’den Joanne Leedom-Ackerman, Kanada’dan Aline Apostolska, İsveç’ten Peter Curman, Makedonya’dan Kata Kulavkova, Biba İsmail, Ferid Muhic, Suriye’den Hammud El Musa,, Macid El Uvayyid, Bessam El Bileybil de bulunuyordu. Bu doğrultuda gerçekleştirdiğimiz uluslararası etkinliklerimizin başlıcaları aşağıdadır:&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#333300;"&gt;1- Abdülselam El Uceyli Roman Festivali&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Bildiğiniz gibi, Ağustos 2006 tarihinde Genel Başkanımız Gökhan Cengizhan ile Suriye Kültür Bakanı Riyad Nasaan Ağa arasında yapılan görüşmede, iki ülke edebiyatçılarının karşılıklı işbirliği konusunda görüş birliğine varılmıştı. Bu işbirliği çerçevesinde, Suriye’nin ve Arap dünyasının, 2006 yılında ölen önemli romancısı Abdülselam El Uceyli adına düzenlenen roman festivaline 2005 yılından bu yana katılıyoruz. Bu doğrultuda;&lt;br /&gt;11-14 Kasım 2007 tarihlerinde düzenlenen “3. Abdülselam El Uceyli Roman Festivali”ne, Genel Başkanımız Gökhan Cengizhan’ın başkanlığında Osman Şahin, Meltem Arıkan, Fatih Atila, Zeynep Aliye ve Bereket Kar’dan oluşan bir heyetle katıldık. Heyetimiz, “Türk Romanı” üzerine düzenlenen bir oturumda bildirilerini sunduktan sonra, başkent Şam’a geçerek Devlet Başkan Yardımcısı Necah Attar ile görüştü.&lt;br /&gt;Etkinlik bitiminde, Arap Yazarlar Birliği Başkanı Prof. Dr. Hüseyin Cuma’nın, Genel Başkanımız Gökhan Cengizhan’a verdiği plakette şunlar yazıyordu: “Suriye ve Türkiye halkları arasındaki kültürel ve edebi dostluğa saygıyla.”&lt;br /&gt;2 – 4 Aralık 2008 tarihlerinde düzenlenen “3. Abdülselam El Uceyli Roman Festivali”ne, Genel Başkanımız Gökhan Cengizhan’ın başkanlığında Tülay Akkoyun, Zeki Tombak ve Bereket Kar’dan oluşan bir heyetle katıldık. Etkinlikte Zeki Tombak, “Türk Edebiyatında Komplo Romancılığı”; Tülay Akkoyun “Küreselleşen Dünyanın Türk Edebiyatına Yansıması” başlıklı bildirilerini sunarken Genel Başkanımız Gökhan Cengizhan yazarlarımızla yapılan oturumun yöneticiliğini üstlendi.&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#333300;"&gt;2- Gazze Saldırısını Kınamak İçin Sınırdaydık&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Türkiye PEN Merkezi ile birlikte, İsrail devletinin Filistin'e ve Gazze'ye saldırısını protesto etmek ve Filistin halkıyla dayanışmak amacıyla 22 Ocak 2008 tarihinde Suriye’ye geçtik. Suriye’nin başkenti Şam’da Arap Yazarlar Birliği Başkanı Dr. Hüseyin Cuma ve diğer yönetim kurulu üyeleriyle görüştükten sonra Suriyeli ve sürgündeki Filistinli gazeteci-yazar örgütleriyle birlikte, İsrail sınırındaki Kuneytra kasabasına giderek, İsrail devletinin uyguladığı soykırım politikasını kınadık.&lt;br /&gt;Aynı gün, akşam saatlerinde, Şam'da bulunan, Muhayyem Yerduk Filistin mülteci mahallesine gittik ve Filistin Halk Kurtuluş Cephesi'nin (FHKC) Cafra Gençlik Merkezi'ni ziyaret ettik. Burada, Filistin Halk Kurtuluş Cephesi Politbüro Üyesi ve Dış İlişkiler Şefi Ebu Ahmet Fuad ve Filistinli Gazeteciler-Yazarlar Birliği Başkan Yardımcısı Tahsin Halebi ile görüştük.&lt;br /&gt;Genel Başkanımız Gökhan Cengizhan, Türkiye PEN Merkezi Genel Sekreteri Sabri Kuşkonmaz, Türkiye Yazarlar Sendikası 2. Başkanı Mustafa Köz, Türkiye PEN Merkezi Hapisteki Yazarlar Komitesi Başkanı ve üyemiz Halil İbrahim Özcan, Tarih ve Toplum bilimleri Enstitüsü Başkanı ve üyemiz Zeki Tombak, Antakya Temsilcimiz Murat Altunöz’ün yanı sıra üyelerimiz Remzi Karabulut, Ali Rıza Kars, Yusuf Kaptan, Arzu Alır, Özgür Ovacık, Süreyya Filiz katılımcılar arasındaydı.&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#333300;"&gt;3- 46’ncı Saraybosna Şiir Günleri&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Genel Başkanımız Gökhan Cengizhan, 9-15 Mayıs 2007 tarihlerinde, Bosna-Hersek Yazarlar Derneği’nce düzenlenen “46’ncı Saraybosna Şiir Günleri”ne, çağrılı olarak katıldı. Cumhuriyetimizin ilk dönemi şiirine oranla, sonrası dönem şiirimizin daha az tanındığı Bosna-Hersek’te, bu katılım, ülkemiz adına, şiirimizdeki gelişmeleri tanıtma açısından önemli bir fırsat oldu.&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#333300;"&gt;4- 11’inci Tetova Şiir Festivali&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;18 – 21 Ekim 2007 tarihleri arasında, Makedonya’nın Tetova kentinde düzenlenen Şiir Festivaline, çağrılı olarak Genel Başkanımız Gökhan Cengizhan ile üyemiz ve Türkiye PEN Merkezi Hapisteki Yazarlar Komitesi Başkanı Halil İbrahim Özcan katıldı.&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#333300;"&gt;5- 4’üncü Rakka Şiir Festivali&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;7 - 12 Nisan 2008 tarihleri arasında, Suriye'nin Rakka kentinde yapılan ve 20 ülkeden 40 şairin buluştuğu 4. Rakka Uluslararası Şiir Festivali’nde üyelerimiz Adil Okay, Ayşegül Tercan ve Bereket Kar’dan oluşan bir heyetle katıldık.&lt;/div&gt;&lt;/span&gt;&lt;a name="msg_2c648b38501afe20"&gt;&lt;/a&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#336666;"&gt;&lt;span style="color:#333300;"&gt;6- Suriye Büyükelçisiyle Görüşme&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Genel Başkanımız Gökhan Cengizhan ile Genel Sekreterimiz Remzi Özmen, 7 Kasım 2007 Çarşamba günü Suriye Büyükelçiliğini ziyaret ederek, Büyükelçi Dr. Khaled Raad ile bir görüşme yaptı. Suriye’nin Rakka kentinde, 11-14 Kasım 2007 tarihlerinde düzenlenecek olan ve ülkemizden romancıların da katılacağı “3. Abdulselam El Uceyli Roman Festivali” öncesinde yapılan görüşme dostane bir ortamda geçti.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#336666;"&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#333300;"&gt;7- Belarus Büyükelçisiyle Görüşme&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Genel Başkanımız Gökhan Cengizhan, 8 Eylül 2007 tarihinde, Belarus Cumhuriyeti Büyükelçisi Natallia Zhylevich’le bir görüşme yaptı. Büyükelçinin çağrısı üzerine gerçekleşen toplantıda, Belarus ve Türk yazarların olası buluşmaları ve işbirliği olanakları üzerinde duruldu.&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#333300;"&gt;8- Arap Yazarlar Birliği ile 2008 – 2010 Yıllarını Kapsayan Kültür Antlaşması&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Derneğimizce, Arap Yazarlar Birliği ile imzalanan “Kültür Antlaşması”nın süresi 2010 yılına dek uzatılmıştır. Bu antlaşma kapsamında çok sayıda üyemiz Arap ülkelerindeki etkinliklere; çok sayıda Arap yazar da ülkemizdeki etkinliklere katılma olanağı bulmuştur. Önceki antlaşmalarımıza uygun ve başarıyla yürüyen ilişkilerimizin yeni dönemde de aynı biçimde yürütüleceğine inanıyoruz.&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#333300;"&gt;Arap Yazarlar Birliği ile Edebiyatçılar Derneği'nin&lt;br /&gt;2008-2010 Yıllarını Kapsayan Kültür Antlaşması&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Taraflar kendi halklarına karşı taşıdıkları sorumluluktan hareketle, Türk ve Arap halkları arasında, geçmişten bu yana var olan kültürel ilişkileri geliştirmek ve sağlamlaştırmak, iki halkın kültürünü, sanatını, edebiyatını karşılıklı olarak tanımak ve tanıtmak amacıyla, aşağıdaki konularda anlaşmışlardır.&lt;br /&gt;Madde 1- Taraflar, uluslararası toplantılarda (kongre, konferans vb.) insani değerlere, adalete ve barışa hizmet edecek düşünceleri yaymak için tüm güçlerini kullanarak ortak çaba sarf edeceklerdir.&lt;br /&gt;Madde 2- Taraflar, kendi adlarına yayınladıkları dergilerden beşer (5) adedi, kendi adlarına bastıkları kitaplardan ikişer (2) adedi, karşılıklı olarak birbirlerine göndereceklerdir. Ayrıca, taraflar arasında, bilgi alışverişi için gerekli ortam yaratılacak, düzenli bilgi ve belge değiş tokuşu sağlanacaktır. Her iki taraf da, ülkelerin ilgili yasaları çerçevesinde, birbirlerinin edebiyatını kendi ülkesinde tanıtmaya çalışacaktır.&lt;br /&gt;Madde 3- Taraflar, her yıl birbirlerine en az bir heyet göndereceklerdir. On günlüğüne, 2 ya da 3 kişiden oluşacak bu heyet, kültürel etkinliklere (seminer, panel, buluşma vb.) katılmak amacıyla diğer taraf ülkeye konuk olacaktır. Yol giderleri gönderen tarafa, konaklanma ve ağırlanma giderleri ile iç ulaşım karşılayan tarafa ait olacaktır.&lt;br /&gt;Madde 4- Taraflar, kendi dergilerinde, diğer ülkenin edebiyatı hakkında hazırladıkları çeviri dosyaları yayımlayacaklardır.&lt;br /&gt;Madde 5- Her iki taraf, üyelerinin özel ziyaretleri durumunda, karşı tarafın üyesine elinden gelen tüm kolaylığı gösterecektir. Üyelere, bağlı bulundukları kurumdan aldıkları kimlik ya da görev belgelerini ibraz etmeleri koşuluyla, maddi yardım hariç, her türlü kolaylık sağlanacaktır.&lt;br /&gt;Madde 6- Bu antlaşmanın süresi üç yıldır. Bir taraf, diğer taraftan antlaşmanın iptalini ya da değişikliğini talep etmedikçe, kendiliğinden yenilenmiş olacaktır.&lt;br /&gt;15.11.2007, Şam /Suriye&lt;br /&gt;Dr. Hüseyin Cuma Gökhan Cengizhan&lt;br /&gt;Arap Yazarlar Birliği Başkanı Edebiyatçılar Derneği Genel Başkanı&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#333300;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;VII- DİĞER YAZAR ÖRGÜTLERİYLE İLİŞKİLERİMİZ&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;Derneğimiz, geçtiğimiz dönemde de ülkemizin diğer yazar örgütleriyle yakın ilişkisini sürdürdü. Türkiye PEN Merkezi ve Türkiye Yazarlar Sendikası ile ortak toplantılar ve basın açıklamaları yapıldı. Bu doğrultuda;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#333300;"&gt;1- Dünya Barış Günü Kutlandı&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Dünya Barış Günü, Barış Derneği, Edebiyatçılar Derneği, Türkiye Pen Merkezi ve Türkiye Yazarlar Sendikasının ortaklaşa düzenlediği etkinlikle İstanbul’da Nazım Hikmet Kültür Merkezi’nde, 31 Ağustos – 1 Eylül 2007 tarihlerinde kutlandı.&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#333300;"&gt;2- Ortak Açıklamalarımız&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Derneğimiz, diğer iki yazar örgütümüz Türkiye PEN ve Türkiye Yazarlar Sendikası ile birlikte, “Laiklik, fikir özgürlüğünün ve özerk sanatın vazgeçilmez bir öncülüdür.”başlıklı, “’YouTube” ve Demokrasi Korkusu” başlıklı ve “Türkiye’nin Yazarları 1 Eylül Dünya Barış ve Emek Günü İçin Eylemde!” başlıklı bildirilerini; yine bu iki yazar örgütünün yanı sıra Türkiye Yayıncılar Birliği’nin de katılımıyla, bir gazetenin, “gerçek yazarı” belli olmayan cinsel bir metnin yazarının üyemiz Enis Batur olduğu yönündeki gerçek dışı yayınını kınayan bildirileri imzaladı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;&lt;span style="color:#333300;"&gt;&lt;strong&gt;Genel Yönetim Kurulu adına&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/em&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;em&gt;&lt;span style="color:#333300;"&gt;&lt;strong&gt;Remzi Özmen&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/em&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;em&gt;&lt;span style="color:#333300;"&gt;&lt;strong&gt;Genel Sekreter&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/em&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5698788499091376183-3974119939431119871?l=edebiyatcilardernegi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://edebiyatcilardernegi.blogspot.com/feeds/3974119939431119871/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5698788499091376183&amp;postID=3974119939431119871' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5698788499091376183/posts/default/3974119939431119871'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5698788499091376183/posts/default/3974119939431119871'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://edebiyatcilardernegi.blogspot.com/2009/03/15-genel-kurula-raporu.html' title='GENEL SEKRETERİMİZ REMZİ ÖZMEN&apos;İN, 15. GENEL KURUL&apos;A  SUNDUĞU ÇALIŞMA RAPORU'/><author><name>Edebiyatçılar Derneği</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5698788499091376183.post-1079392401374452509</id><published>2009-02-27T15:31:00.000-08:00</published><updated>2009-03-12T15:42:22.053-07:00</updated><title type='text'>SURİYEDEN GELİYORUZ</title><content type='html'>&lt;span style="font-size:85%;color:#336666;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#336666;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#336666;"&gt;Türkiyeli aydın, yazar ve edebiyatçılar, iki ulusal yazar örgütü, Türkiye PEN Merkezi ve Türkiye Edebiyatçılar Derneği öncülüğünde, İsrail devletinin Filistin’e ve Gazze’ye saldırısını protesto etmek ve Filistin halkıyla dayanışmak amacıyla oluşturulan bir heyetle gittikleri Suriye’den döndüler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Heyette, yalnızca yazar örgütleri üyeleri değil, SES, Eğitim-Sen, PSAKD, Tabipler Odası, Barış Meclisi, Halkevleri, KESK gibi demokratik kitle örgütü temsilcileri de yer aldılar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Antakya’dan karayoluyla ve 28 kişilik bir otobüsle, 21 Ocak 2009 Çarşamba gecesi Suriye’ye giriş yapan heyetin, 22 Ocak 2009 Perşembe sabahı, Şam’da, ilk durağı, Arap Yazarlar Birliği oldu. Burada, Arap Yazarlar Birliği Başkanı Dr. Hüseyin Cuma ve diğer yönetim kurulu üyeleriyle görüşüldü.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu görüşmede, Arap Yazarlar Birliği Başkanı Dr. Hüseyin Cuma bir konuşma yaparak özetle şunları ifade etti: "Türkiye Edebiyatçılar Derneği ile dayanışma içerisinde olmaktan mutluyuz. Gazze vahşetini kınıyoruz. Siyonist İsrail, arkasına emperyalist ilişki içerisinde olduğu ABD'yi de alarak Gazze'de kadın, çocuk demeden 1.500'e yakın insanı katletmiştir. Uluslar arası belgelerle yasaklanan her türlü silah bu katliamda İsrail tarafından kullanılmıştır. Beyaz fosfor ve uranyum bombaları kullandıklarını itiraf etmişlerdir. Bu bombalardan kendi askerlerinin de yaralanmış olması bu itiraflara neden olmuştur. Katliam ile ilgili elimizde bir CD var ve en kısa sürede bunu size ileteceğiz. 10.11.1975'te BM tarafından yayınlanan 3373 nolu karar "Siyonizm ırkçılıktır" demektedir. Bu kararı tüm dünyaya anımsatmakta yarar vardır. BM'nin Siyonizm ile ilgili kararını dünyaya duyurma konusunda sizlerden yardım talep ediyoruz. İsrail bayrağı üzerindeki iki mavi çizgi Fırat ve Dicle'yi değil tüm Ortadoğu'yu içine alan sınırlardır ve İsrail'in Gazze'yi haritadan silme amacının arkasında bu sınırları Ortadoğu ile genişletme niyeti yatmaktadır."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hüseyin Cuma sözlerine şöyle devam etti: "Bu katliama karşı sizlerden beklentilerimizden biri de gerek İsrail'e ve gerekse bu katliama kayıtsız kalıp bir anlamda destekleyen BM'ye karşı davalar açmanızdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türkiye Edebiyatçılar Derneği adına Gökhan Cengizhan bir konuşma yaptı ve konuşmasında özetle şunları söyledi; "İsrail'in Gazze işgalini ve katliamı kınıyoruz. Sizlere desteğimizi sunmak, Türkiye halkının tepkisini iletmek için buradayız. Kuneytra'yı ve Golan'ı gezip savaş hakkında bilgi sahibi olmak istedik. İsrail 1967 yılında, 1200 kilometrekare Suriye toprağını işgal edip, 1973 yılında Kuneytra'yı yerle bir ederek geri çekildi. Ancak biz biliyoruz ki, halen işgal altındaki Golan'ın diğer yerleşim yerlerinden çekilmedikçe bu sorunun çözülmesi mümkün değildir."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gezi, bu ziyaretten itibaren, El Cezire TV, Suriye TV, İran ve Lübnan El Alem TV kanalları tarafından, baştan sona görüntülendi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Suriyeli ve sürgündeki Filistinli gazeteci-yazar örgütleriyle birlikte, İsrail sınırındaki Kuneytra kasabasına gidilerek, İsrail devletinin uyguladığı soykırım politikası lanetlendi. Suriye-İsrail-Filistin ortak sınırında, “sıfır” noktasındaki Golan tepelerinde, kimi katılımcılar, İsrail’e sembolik taşlar fırlatmayı da ihmal etmedi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;BM gözetimindeki bu bölgeye, daha önceden alınan “özel” izinle girildiğini de belirtelim. Sınırın, Suriye tarafında bulunan “barış bahçesi”ne, birer zeytin fidanı dikilerek, Suriye ve Filistin halklarına yönelik dayanışma duyguları somutlaştırıldı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kuneytra valisi Riyad Hicap tarafından da kabul edilen heyete, bölgenin özgürlük mücadelesini simgeleyen bir plaket verildi. Vali Riyad Hicab şunları söyledi; "Heyetinizin burada olmasından ve Türkiye halkının bizlere vermiş olduğu destekten memnunuz. Türkiye halkı bu süreçte bizlere bazı Arap halklarından çok daha fazla destek vermiştir. Türkiye - Suriye ve Filistin halkları arasındaki ilişkilerin daha fazla geliştirilmesine ihtiyaç vardır. Bizler burada sizlere İsrail vahşetini göstereceğiz. 1967-1973 arası İsrail buralarda neler yaptıysa çok benzerini bugün Gazze'de yapmıştır. Kuneytra şu an 510 bin nüfusu olan bir ildir. Şu an İsrail işgali altındaki Golan tepesinde 5 köy ve 30 bin civarında bir nüfus bulunmaktadır. 1967 yılında İsrail buraları işgal ettiğinde 153 bin nüfusa sahiptik ve 240 köyümüz yerle bir edildi. Bu köylerde&lt;br /&gt;yaşayanların hemen tümü göçe zorlandı ve ülkelerini terk ettiler. Göç edenlerin yerlerine Golan'da Yahudi yerleşim yerleri kuruldu.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aynı gün, akşam saatlerinde, Şam’da bulunan, Muhayyem Yerduk Filistin mülteci mahallesine gidildi ve Filistin Halk Kurtuluş Cephesi’nin (FHKC) Cafra Gençlik Merkezi’ni ziyaret edildi. Burada, Filistin Halk Kurtuluş Cephesi politbüro üyesi, dış ilişkiler şefi Ebu Ahmet Fuad ve Filistinli Gazeteciler-Yazarlar Birliği Başkan Yardımcısı Tahsin Halebi ile görüşüldü.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ebu Ahmet Fuad bir konuşma yaptı ve konuşmasında özetle şunları söyledi; "Heyetinizin bizleri ziyareti önemli bir girişimdir. Türkiye halkını ve heyetinizi Filistin halkı, Halk Partisi ve FHKC adına selamlıyor, teşekkürlerimi sunuyorum. Türkiye Hükümeti, İsrail ve ABD yanlısı tutum izlerken Türkiye solunun bizlere verdiği destek çok önemlidir. Filistin'de ve Gazze'de sol güçler önemli bir konuma sahiptir ve son işgal sırasında Gazze'de islami güçlerle birlikte savaşmıştır. Sorun İsrail ve Hamas arasında değildir. İsrail tarafından saldırıyı meşru göstermek için bu propaganda yapılmaktadır. Oysa bu barbar saldırı tüm Filistin halkını hedef almıştır. Biz sol&lt;br /&gt;güçler tüm Filistinlilerin bu emperyalist güce karşı birlikte savaşmamız gerektiğini düşünüyoruz. Gazze'de Filistinliler, yurtseverler, sol, İslami güçler hep birlikte savaştık. Gazze halkı da İslami güçler ile sol güçlerin bu birlikteliğine önemli bir destek verdi. Dünya da sessiz kalmadı ve bu anlamda heyetiniz nezdinde tüm Türkiye halkını bize verdiği destek nedeniyle selamlıyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bugünkü direnişimiz yıllarca hafızalardan silinmeyecek. Gazze'nin yarısı yıkıldı. Çok sayıda kadın ve çocuk hala enkaz altında. Ama direniş sürecek. Bu direniş bağımsız Filistin devleti kurulana ve sürgündeki Filistinliler geri dönene dek durmayacak. Filistinli örgütlerin arasındaki ayrılıklar bu savaşın nedenlerinden birisidir. İsrail bu ayrılığı iyi kullanmıştır. Bu anlamda Filistinli güçler olarak birlikte davranmak için mücadele etmek zorundayız. Gazze&lt;br /&gt;saldırısı ile Siyonistler Filistinlilere diz çöktüreceklerini sandılar ama başaramadılar. Biz zaferden umutluyuz ve kanımızın son damlasına kadar savaşma kararlılığındayız."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Heyet, geceyi Şam’da geçirdikten sonra, 23 Ocak 2009 Cuma günü, Halep üzerinden Antakya’ya dönüş yaptı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İyi çalışmalar dileriz.&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#003300;"&gt;&lt;em&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Gökhan Cengizhan&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Edebiyatçılar Derneği Genel Başkanı&lt;/em&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#003300;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#336666;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#003333;"&gt;&lt;em&gt;Heyetimizdeki yazarlar ve demokratik kitle örgütleri temsilcileri:&lt;/em&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;Gökhan Cengizhan (Türkiye Edebiyatçılar Derneği Genel Başkanı)&lt;br /&gt;Sabri Kuşkonmaz (Türkiye PEN Merkezi Genel Sekreteri)&lt;br /&gt;Mustafa Köz (TYS 2. Başkanı)&lt;br /&gt;Halil İbrahim Özcan (PEN Hapisteki Yazarlar Komitesi Başkanı)&lt;br /&gt;Zeki Tombak (Tarih ve Toplum Bilimleri Enstitüsü Başkanı)&lt;br /&gt;Halise Tekbaş (Çukurova Edebiyatçılar Derneği Başkanı, Evrim Gazetesi)&lt;br /&gt;Murat Altunöz (Türkiye Edebiyatçılar Derneği Antakya Temsilcisi)&lt;br /&gt;Dr. Mehmet Antmen (Adana – SES Şube Başkanı)&lt;br /&gt;Güven Boğa (Adana - Eğitim-Sen Şube Başkanı)&lt;br /&gt;Mehmet Güzel (Antakya Demokratik Kültür-Sanat Derneği, ATAK Dergisi)&lt;br /&gt;Tülay Hatimoğulları /Antakya- Toplumsal Özgürlük Platformu)&lt;br /&gt;Bereket Kar (Antakya- SEH)&lt;br /&gt;Vedia Gülüm (Antakya - Eğitim-Sen)&lt;br /&gt;Eylem Mansuroğlu (Antakya)&lt;br /&gt;Mustafa Bağıçiçek (Adana - İHD)&lt;br /&gt;Metin Çelik (Adana – Pir Sultan Abdal Derneği)&lt;br /&gt;İsmail Bulca (Adana - Tabipler Odası)&lt;br /&gt;Remzi Karabulut (Tarsus)&lt;br /&gt;Hilal Aydın (Mersin)&lt;br /&gt;Ali Rıza Kars (Ankara)&lt;br /&gt;Şerife Yıldız (Gaziantep)&lt;br /&gt;Yusuf Kaptan (Adana)&lt;br /&gt;İkbal Kaynar (İstanbul)&lt;br /&gt;Arzu Alır (Ankara)&lt;br /&gt;Özgür Ovacık (Ankara)&lt;br /&gt;Mesut Aşkın (İstanbul)&lt;br /&gt;Süreyya Filiz (Adana)&lt;br /&gt;Ruth Haerkoetter (Almanya)&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5698788499091376183-1079392401374452509?l=edebiyatcilardernegi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://edebiyatcilardernegi.blogspot.com/feeds/1079392401374452509/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5698788499091376183&amp;postID=1079392401374452509' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5698788499091376183/posts/default/1079392401374452509'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5698788499091376183/posts/default/1079392401374452509'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://edebiyatcilardernegi.blogspot.com/2009/02/suriyeden-geliyoruz.html' title='SURİYEDEN GELİYORUZ'/><author><name>Edebiyatçılar Derneği</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5698788499091376183.post-6802827454390634497</id><published>2009-02-26T16:07:00.000-08:00</published><updated>2009-03-12T16:33:41.376-07:00</updated><title type='text'>ÜYELERİMİZDEN</title><content type='html'>&lt;span style="font-size:85%;color:#003333;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#003333;"&gt;&lt;strong&gt;TUZAK&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Yavrum İshak,&lt;br /&gt;Kuşbaz İshak!&lt;br /&gt;- serin sular çocuğu -&lt;br /&gt;çıplak uykular onarsın seni&lt;br /&gt;belli katlanacak yine zaman;&lt;br /&gt;ören yerlerim çünkü şaşmaz...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yığışsın gözlerin çipil çipil&lt;br /&gt;ağla, sana olmaz artık dualar&lt;br /&gt;örs ve ökse! bil ve inan;&lt;br /&gt;zaman kirlendi aşkımdan.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ey Şehrazat, ey Kadın&lt;br /&gt;- ruhumun dinlendiği rıhtım -&lt;br /&gt;soyun ve sokul boşluğuma&lt;br /&gt;gözyaşlarınla yık bendimi;&lt;br /&gt;gitsin artık korkular...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Oğlum İshak,&lt;br /&gt;Fetbaz İshak!&lt;br /&gt;haydi kurtul faklardan&lt;br /&gt;yaşamın umarsız bir tuzak;&lt;br /&gt;kaçarsam ölürsün...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;Remzi ÖZMEN&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;EŞKİN AT &lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Yüreğim hasır döşeli bir oda&lt;br /&gt;eski bir kilim karşı duvarda;&lt;br /&gt;ibrişim işlemeli ve bilmeceli&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hüzün; duvara gerili bir resim&lt;br /&gt;ağıyor bir akşam üstü gövdeme;&lt;br /&gt;gölgem kafama denk şimdi…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;Remzi ÖZMEN&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#333300;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#333300;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#333300;"&gt;Türkiye Edebiyatında Komplo Romancılığı&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#333300;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;&lt;strong&gt;Salih Zeki Tombak&lt;/strong&gt;&lt;/em&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="color:#666600;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#666600;"&gt;Roman, şiirden sonra, edebiyatın en uzun ömürlü türü. Bunu başarmasının nedenlerinden birisi, insanı başa koyan, öne çıkaran ana damarının, üslup ve yöntem bakımından çeşitlilik gösterse de, her zaman iyi örneklerle kendisini devam ettirebilmesidir. İnsan, iyilik ve kötülük kapasitesiyle, trajik durumlarıyla, iradesiyle, ruhsal zenginliğiyle, hem roman türünün ana konusu olmuş ve hem de insanı, krala, padişaha, imparatora, feodal otoriteye, kiliseye biat eden, iradesiz bir sıradanlığın mensubu olmaktan, hayatın merkezine taşıyan bu edebi tür; tam da bu nedenle modern tarihle birlikte yükselmiştir. Evet, romanı edebiyatın en ilgi çeken, belki en fazla toplumsallaşan türü haline getiren süreçler; kapitalizmin bir dünya sistemi olmaya hazırlandığı tarihle iç içe gelişir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Romanın dayanıklılığının ve toplumsallaşma yeteneğini korumasının ikinci bir nedeni ise, her zaman, özerk alt türlerin gelişmesine imkan veren bir tür olmasıdır. Aşk romanlarının, polisiyenin, fantastik kurgunun, bilim kurgunun, casus romanlarının, gerilimin vb. roman tanımı içinde ve fakat onun alt türleri olarak var olabilmesi; hayatın bir yönünün diğer yanlarından daha çok ve belirgin biçimde öne çıktığı türlerin gelişebilmesi, romanın hayatın ve toplumsal dönüşümlerin karşısındaki uyum yeteneğini ortaya koyar. Bu çeşitlilik aynı zamanda, toplumun edebiyatla, roman türü üzerinden ilişki kurmaya olan ihtiyacının gücünü de ortaya koymaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Elbette alt türlerin, hayatın zenginliğini, bir yanını öne çıkararak daraltmasının yarattığı, edebi bir eser açısından tehlike anlamına gelen kalıcılık problemleri vardır. Bu tehlikeyi, gerilim, bilim kurgu, fantastik kurgu ve diğer alt türlerde büyük başarıyla göğüslemiş mükemmel örneklere sahip olduğumuzu biliyoruz. Okurun edebiyattan ziyade, gerilim, merak, fantezi, aşk veya erotizm gibi beklentilerini yazılı metin üzerinden karşılamaya yönelen; dolayısıyla bu beklentilerin giderek daha çıplak biçimlerini cevaplandıran eserlerin, edebiyattan ödün verdiği ve giderek bayağılaştığı, deyim yerindeyse “porno”laştığı sayısız ve edebi açıdan önemsiz örneğin de var olduğu herkesin malumudur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir alt tür olarak komplo romanının bütün dünyada sayısız örneğinin kaleme alındığını ve yayınlandığını söyleyebiliriz. Bu alt tür, tarihin seyrinin, ulusal düzeyde veya uluslar arası düzeyde siyasetin komplolarla ilerlediği veya komploların bu seyre yön verdiğini anlatır. Elbette kahramanları vardır. Kahramanların, genel olarak roman kahramanından daha çok fantastik niteliklere sahip olduğu ve gerçeklikten uzak kurgulandığı söylenebilir. Komplo edebiyatı kahramanlarının tümü, bir insanın yetenekleri ne olursa olsun hepsine birden sahip olmasının imkansız olduğu yetenek, beceri ve bazen mistik güçlerle, yazarları tarafından donatılırlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir “sır” olmadan komplo romanı yazılamaz. Kahramanın, bu sırrı çözerek; komplo romanının olmazsa olmazlarından biri olan “düşmana”, “kötü güçlere” karşı savaşması gerekir. Düşman ise ya başka bir devlet, bir gizli tarikat, masonik bir organizasyon veya uluslar arası mafya veya çok uluslu şirketler olabilir. Böylece sırlar çoğalır ve bir başka alt türle, fantastik kurguyla akrabalıklar kurulur. Elbette komplo romanı, gerilim, casusluk, cinayet gibi türlerle örtüşme alanları olan bir türdür, aynı zamanda.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Kahramanımız” büyük güçlerle savaşmakta ve bir büyük komployu boşa çıkartarak tarihin akışını yönlendirmeye çalışmakta olduğuna göre; yazar ona hangi büyük yetenek ve güçleri izafe ederse etsin, mutlaka dost güçlere de ihtiyaç duyacaktır. Bu güç, bazen “mavi kuvvetler”, yani “demokrasi dünyası”, çoğu zaman kahramanın yurttaşı olduğu devlet ve daha çok o devletin gizli faaliyetleri de olan ordu, istihbarat veya emniyet örgütleridir. Bazen bu örgütlerin “derininde” yaşayan, Gladio türü uluslar arası sisteme özgü veya “ulusal” organizasyonlar olur. Bir dost kuvvet olarak “medya”nın rolü ise ihmal edilemez.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Peki savaş neyin etrafında dönmektedir? Her ülkenin ekonomik çıkarları, komşularıyla tarihten gelen veya aktüel ihtilafları vardır. Komplo romanı, daha çok, gündeme yeni gelen zenginlikler veya ihtiyaçlar üzerinden eserini kaleme alır. Bu, Türkiye’de neredeyse her şeyin çözümü gibi efsaneleştirilen “Bor Madeni” gibi, kimsenin hakkında yaratılan efsanenin ne kadarının doğru, ne kadarının uydurma olduğunu, ideolojiyle aşırı yüklenmiş bilim insanları yüzünden öğrenemediği bir yer altı zenginliği olabilir. Veya “küresel ısınma” nedeniyle ortaya çıkması muhtemel “su savaşları” olabilir. Veya bir enerjiye ihtiyaç duymaksızın çalışan, “icat” olabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türkiye’nin tarihinden gelen bir birikim var. Yüzyıllar boyunca “Doğu’nun en batısında”, “Hristiyan dünyasına karşı” fetih yapan veya bunu yapamaz hale geldiği yüzyıllar boyunca da, “Doğu’nun önünde, sömürgeci Batı’ya karşı bir direniş kalkanı” görevi yapan; kısacası Doğu’nun en batısında, Doğu’nun kılıcı rolüyle yer alarak büyük devlet kimliği kazanan Osmanlı, 18. yüzyıl sonlarından itibaren adım adım toprak kaybederek, sürekli savaşlar içinde yıpranarak yaşadı. Ve sonunda sükut etti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu uzun geri çekilme, ağır kayıplar ve sükutun sonrasında, Kemalist Cumhuriyet, Türkiye’yi Doğu’nun en batısından alıp, batı’nın en doğusuna yerleştirdi. Cumhuriyet öncesi “batılılaşma” çabaları, batıdan öğrenerek batıya karşı güçlenmeyi ve bir gün gelip muzaffer olmayı hayal ediyordu. Cumhuriyet batı’ya karşı muzaffer olma hayalini terk etti ve kapitalist/emperyalist dünyanın bir parçası olmayı amaçladı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İki yüzyılı aşan küçülme, parçalanma, yenilme ve çözülme sürecinin, Türkiye toplumunun bilinçaltında ağır bir tortu yarattığını tahmin etmek güç değildir. Hem varlığını koruyabilmek için, batının bir parçası olma arzusu ve hem de batıya karşı hasmane duygular biriktirmeye hazır, çelişkili ve çatışmalı bir ruh hali, Cumhuriyet tarihi boyunca, çok sık su yüzüne çıktı. “İngiliz’e karşı, Alman”ın askeri başarılarını sevinçle karşılayan; bu arada Hitler’in mehdi olduğunu ve asıl adının “Haydar” olduğunu savunan “komplo teorileri” bile üretildi. Şu sıralarda da, İngiltere Veliahtı Charles’ın “gizli Müslüman” olduğuna dair fısıltılar yayılmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İfade etmek gerekir ki, komplo romanı hemen her zaman tarihe başvurmakta; ancak tarihe ilişkin gerçek bilgilerden yararlanmak yerine, tarihi bir fon ve yağmalanacak bir malzeme yığını; tevatür uydurulacak bir zemin olarak ele alır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Cumhuriyet’in kuruluşundan itibaren ve özellikle Soğuk Savaş boyunca Türkiye eski Osmanlı coğrafyasına karşı derin bir ilgisizlik yaşadı. Sanki İngiliz emperyalizmi ile, “Eski Osmanlı coğrafyasında olup bitenle ilgilenilmeyecek” diye, yazılı olmayan bir anlaşma yapılmıştı. İlgilenmek zorunda kalınan her çatışmada ise, bölge halklarından değil, bölge halklarıyla çatışan batılılardan yana tutum alındı. Süveyş’in işgalinde böyle oldu, Cezayir halkının Fransız sömürgeciliğine karşı verdiği bağımsızlık savaşı esnasında da böyle oldu. Filistin topraklarında emperyalizmin himayesinde Siyonist bir proje olarak İsrail kurulduğunda ve izleyen süreçte, Türkiye İsrail’in varlığına karşı çıkmadı. Nihayet SSCB’nin sükutu ve soğuk savaşın sona ermesinden sonra Türkiye gene Atlantik ittifakının bir parçası konumunu korumakla birlikte, stratejik bir derinlik yaratmaya girişti. İslam dünyasıyla ilişkilerini yeniden kurdu ve geliştirdi, komşularıyla arasındaki ihtilafları çözmeye girişti ve bir yandan da, başta komşuları olmak üzere, bölge halklarına ve devletlerine karşı ciddiye alınır bir “empati” geliştirdi. Bu Türkiye’nin içinde yer aldığı ittifakın asli unsurlarına, ABD ve Avrupa Birliği’ne karşı inisiyatif geliştirmesine, bazı konularda daha farklı davranabilmesine imkan verdi. Ancak bu özerkleşme, serbesti, en yakın müttefikleriyle ilişkilerde çok ağır krizler yaşanmasına yol açtı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşte tam da bu dönemde, ağır bir iktisadi kriz; yıkıcı etkisi çok büyük olan bir deprem felaketi; ünlü, ABD’nin Irak’ı işgalinde kuzeyden cephe açabilmek için Türkiye topraklarını kullanma talebine ilişkin “3 Mart tezkere krizi” sonrası yaşananlar ve özellikle Süleymaniye’de Türk özel birliklerinin başına çuval geçirilmesi vakası, komplo romanı patlamasına yol açtı: Tarihin tortusu, evet bir iç tutarlılığa ve siyasal derinliğe sahip olmaksızın, tamamen bir tortu olarak su yüzüne çıkmıştı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Birbirine benzer onlarca komplo romanı, kitapçı vitrinlerini, otogarlardaki ve tren istasyonlarındaki ve sokaklardaki kitap sergilerini, havaalanlarındaki gazete bayilerinin kitaba ayrılmış reyonlarını ve tabii kitapçıların çoğunun vitrinlerini işgal etti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu kitapların tamamına yakınının edebi bir değeri yok. Bazılarının Türkçe dilinin temel gramer bilgilerine sahip olmayan yazarlar tarafından kaleme alındığı açık. Ama bu romanların başka ortaklıkları da var:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Basiretsiz, gaflet, delalet ve hatta hıyanet içinde bulunan sivil siyasetçiler ve elbette sivil siyasetin kendisi bu eserlerde temel bir çıkış noktası oluşturuyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;TSK’dan (Türk Silahlı Kuvvetleri) çok ender, emniyet ve MİT’ten (Milli İstihbarat Teşkilatı) ve benzeri istihbarat örgütlerinden, “kötü kişiler” çıkabilir, gaflet, delalet ve hıyanet içinde olan bireylere rastlanılabilir, ama bu kişiler istisnadır, münferittir. Kurumlar ise düzgündür, sağlamdır. Aslında Türkiye toplumu da çok düzgün ve temizdir. Medyanın kendisi de bazı bireysel hainlikler ve gaflet örnekleri olsa da, toplumun ve devletin temel kurumları gibi, düzgündür, temizdir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Düşmanlar ise, iki kategoride yer alır: Altı tamamen boş, ideolojik bakımdan son derece eklektik ve tutarsız bir anti-emperyalizm ajitasyonuyla birlikte asli düşman ABD’dir. Ancak en ünlü ve en çok satan komplo romanı “Metal Fırtına”nın sonunda görüldüğü gibi, kötü olan ABD veya ABD emperyalizmi değil; bu devletin başına geçen yanlış insanlardır. Bu romanda ABD Türkiye’ye yüksek teknoloji ürünü silahlarla saldırmış, ülkeyi işgal ve tahrip etmiş fakat ilk şok dalgası ve işgali izleyen direniş karşısında tutunamamış, bu arada ABD’de yönetim değişmiş ve bu tahribatı yeni ABD yönetimi telafi etmeye girişmiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İkinci kategoride yer alan düşmanlar ise, mutlaka asli büyük düşmanla ilişkili olan Yahudiler, Sabatayistler, Misyonerler, Ermeniler ve özellikle Ermeni diasporası, tarih boyunca Türkiye’ye tuzak kurmaya doymamış Yunanistan ve “emperyalizmin bir maşası olan” Kürt siyasi hareketidir, Kürtlerdir. “Türkleri her zaman arkadan vuran Araplar” yalanı da, komplo edebiyatında, zaman zaman kullanılan bir standart malzemedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kahramanlar, “düşman komplolarını” boşa çıkarmak için savaşırken, elbette “kötüleri” öldürmekte, bombalar patlatmakta, işkence ile adam konuşturmakta… kısacası sınırsız suç işlemektedir. Bu suçların kovuşturulmaması, kolluk güçleri tarafından yakalanıp yargı önüne çıkarılmamaları, yakalanmışlarsa yargıya gitmemeleri; gitmişlerse oradan serbest kalmaları ise; emniyet, jandarma, MİT, yargı, ordu gibi kurumların esasen “kahramanla” aynı zihniyette olmasındandır. Dolayısıyla kahramanın kahramanlıkları arttıkça, onun suçlarına göz yuman, yardımcı olan kurumlar da, yazar tarafından mistifike edilmekte; adam kaçırma, işkence ve cinayet gibi suçlar meşrulaştırılmakta ve bu suçları işleyen kahramana karşı sempati yaratılmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Esasen, Cumhuriyet tarihi boyunca her zaman ve yoğun olarak Soğuk Savaş döneminde sosyalistlere karşı; 1980’lerden itibaren Kürt siyasi hareketinin mensuplarına ve yakınlarına karşı, büyük sıklıkla işlendiği ve korunduğu bilinen bu tür suçların roman kahramanlarına işletilmesinde bir yaratıcılık yoktur. Ancak komplo edebiyatı, bu suçların toplum tarafından sempatiyle karşılanmasına yardımcı olmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Diğer taraftan komplo romanlarının yapmakta olduğu bu işi, “Kurtlar Vadisi”, “Şubat Soğuğu”, “Saklı Oda” gibi televizyon dizileri de yapmakta; bu romanların gerçek edebiyat eserlerinden çok daha fazla satması gibi; bu çeşit tv dizileri de raiting rekorları kırmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonuç olarak bu edebiyatın, en dolayımsız, en çıplak biçimde içerdiği milliyetçi/ulusalcı ideoloji ile; devletle, ulusal ve uluslar arası siyasal sistemle bağlı suç örgütlerinin varlıklarını ve faaliyetlerini topluma benimsetme misyonunu yerine getirdiği açıktır. Böylece devletin bekası adına işlenen suçlar, komplo romanlarıyla; bunların tv dizisi versiyonlarıyla ve medyanın katkısıyla meşrulaştırılmakta; devletle toplum, bu zeminde iç içe geçmektedir. Komplo romanlarının ilkel, milliyetçi, ırkçı, düzeysiz, cahilane ve pek çok örnekte görüleceği üzere gülünç nitelikleri ise bu zemini tanımlayan diğer unsurları oluşturmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#000066;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;em&gt;KÜRESELLEŞEN DÜNYANIN TÜRK EDEBİYATINA YANSIMASI&lt;/em&gt;&lt;span style="color:#333399;"&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#000066;"&gt;&lt;br /&gt;Tülay Akkoyun&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Destan ve şiir kökenli bir toplum olarak, küreselleşen dünyanın rüzgarına kapılıp gitmekte olduğumuz gözlenmektedir. Köklü kültürü olan toplumların dışarıdan benimsetilmeye çalışılan farklı kültürlere direnişleri sanatla olacaktır. Sanat ve sanatçı onaylamadığı durumlara, yozlaşmaya karşı duruşta, muhalefette olmalıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yansıtılan her yeniliği modernleşme adına alıp kabullenmenin, o kültürü zenginleştirmenin tersine kısırlaştırdığı, yozlaştırdığı, hatta yok etmeye çalıştığı bilinen bir gerçektir. Ülkemiz, içinde barındırdığı birçok kültürle zaten bir kültür mozaiği oluşturmaktadır. Tanzimat dönemiyle birlikte, batı örnek alınarak yazınsal yenilikler Türk Edebiyatına girmiştir. Tanzimat’la başlayan, edebiyatta batıya yönelme günümüzde en uç noktaya ulaşmıştır. Küreselleşme zincirleri altında ise, koloni durumundan çıkmış birçok ülke batı etkisi altına girmeye başlamıştır. Koloni sonrası edebiyatlar, kimlik karmaşası yaşayarak, sömüren ülkenin diliyle yapıtlar üretmeye başlamıştır. Oysa bir ülkenin kendi kültürünü tüm incelikleriyle başka bir ülkenin diliyle aktarması mümkün değildir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Özgür bir ülke olarak edebiyatımızdaki en büyük gücümüz kendi dilimizde yazabilmek iken, ne yazık ki başka ülkelerin diliyle, başka kültürleri anlatan yapıtlar üretmeye başladık. Edebiyatımız giderek batı etkisi altında, toplumsal gerçeklikten uzaklaşarak yüzeyselleşmektedir. Edebiyatımızı felsefeden soyutladıkça içi boş yapıtlar ortaya çıkmaktadır. Son yıllarda içeriğinde hiçbir iletisi olmayan, yozlaşmış bir kültürü yansıtan birçok kitap yayımlanmaktadır. Popüler kültüre hizmet eden bu ürünler çok satanlar listelerinde de ilk sıralarda yer almaktadırlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sağlam bir kurgu ve içerikten yoksun, sabun köpüğü hafifliğinde yapıtlarla kültürümüzü geleceğe aktarmanın, kalburla su taşımak denli anlamsız ve boş bir çaba olduğunun farkında olan aydın yazarlarımız buna karşı savaşım vermektedirler. Felsefi ve kültürel donanımı olmayan bazı yazarlar kendilerinden önceki edebî yapıtları okuma gereği bile duymadan yazmaya soyunmaktalar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Serbest ekonomi, açık pazarın getirdiği serbest rekabet piyasası edebi yapıtı gittikçe metalaştırmakta, salt çok satma kaygısıyla yazılmış, edebi yapıt olmayan ürünler ortaya çıkmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Küreselleşmenin, postmodernizmin öne çıkardığı mistisizme yönelik, felsefeden uzak, dolayısıyla derinlikten yoksun, içi boş çarpık, bayağı ilişkilerin anlatıldığı yoz bir edebiyat oluşturulmaya gidilmektedir. Mistisizme yönelik bir çok kitap dünya çok satanlar listelerinde yer almaktadır. “Ferrarisini Satan Bilge”, “Simyacı”, son günlerde herkesin diline doladığı “Secret” gibi kitaplar, insanları mistik şeylere yönlendirip, felsefi düşünmeyi engellemeye çalışarak, düşünen, sorgulayan insanlar yerine, insan beynini pasif duruma getirerek küreselleşmenin gerekliliklerine hizmet etmektedir. Mistisizme yönelik bu yapıtların belli bir dine hizmet etmekten uzak, din kisvesi altında fal, büyü gibi batıl inançlara yönelik oldukları da gözlemlenmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Klasik yapıtların yazarları, en az bir hatta birkaç bilim dalında eğitim ve donanımları olan sanatçılardı. Günümüzde TV ve internetten edinilen bilgilerle her şeyden biraz bilen insanlardan oluşmaktadır toplumlar. Zira inceleyen, araştıran, sorgulayan bireyler toplum adına tehlike gibi görülmektedir. Edebiyat da bu durumdan etkilenmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Oysa, edebiyatı tarihten, toplumbilimden, felsefeden, psikolojiden ve sanatın diğer dallarından soyutlamak mümkün değildir. Birçok bilim dalıyla iç içe olan edebiyatı bunlardan soyutlamak, kısır döngüye, tükenişe giden yolda hızla yol almak olacaktır. Günümüzde şiirde, romanda, öyküde gözlemlenen patlama üretim açısından memnun edici gibi görünse de niceliğin değil niteliğin ön planda olması gerektiği gerçeği de göz önünde bulundurulmalıdır. Çok satan kitaplar içerisinde sanatın metalaştığının göstergesi olan başka bir tür daha bulunmaktadır. “100 Soruda Çok Kazanmanın Yolları”, “100 Soruda Başarıya Ulaşmanın Yolları”, “100 Soruda Kız Tavlama Yöntemleri” gibi ürünler, serbest ekonominin, küreselleşmenin getirdiği, insanların istediklerine kısa yoldan ulaşabilmeleri, köşe dönmecilik gibi, emekten yoksun, kolaycılığı öğretmeye yöneliktir. Düşünen, irdeleyen, aydın insanlar olarak yıllardır bize emeğin önemi düstur olarak verilmiştir. Oysa günümüzde insanlar emek harcamadan yapılmış bir işin kalıcı olamayacağını, sabun köpüğü gibi uçup gitmek zorunda olduğunun ayrımına varamaz duruma gelmişlerdir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Konu başlığında, küreselleşen dünyaya karşı duruşun yolu olarak gösterdiğimiz sanat, yüzyıllardır hep bir şeylere karşı duruş misyonu üstlenmiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;21. yüzyılda, hız çağındayız, teknolojinin egemenliği altında okumayı, tiyatroya, sinemaya gitmeyi gereksiz gören toplumlarda sanatın söz konusu işlevini görebilmesi, kendini sanata adamış, sorumluluk bilinci taşıyan, aydın sanatçılarla mümkün görünmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Postmodernizm ile aşure arasında ilginç bir benzerlikten söz etmek istiyorum. Aşure, Nuh Tufanı’ndan sonra birçok malzemenin bir araya getirilmesiyle oluşturulmuş bir tatlıdır, ama yokluk zamanında oluşturulmuş bir yemektir. Yaşamsal ve felsefi anlamda postmodernizm için böyle bir yokluk, yoksunluktan söz edilmesi yersiz olur. Üstelik ileri teknolojiyle birlikte yaşadığımız hız çağında böyle bir durum olası değildir. Postmodernizm bir durum, bir süreçtir. Postmodern durumda da aşure örneğinde olduğu gibi her şeyden bir parça yer aldığı gözlemlenmektedir. Televizyon, bilgisayar, internet gibi iletişim araçları ve iletişim ağı ile insanlar her şeyden bir parça bilmektedirler. Her şeyden bir parça bilen insan yüzeyseldir. Toplumun, sanatın ilerlemesi, kültürümüzün gelecek kuşaklara aktarılması ise yüzeysellikle başarılamaz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1980 askeri darbesi sonrası sosyo-politik değişimler edebiyatta biçim arayışlarını daha da uç noktalara taşımıştır. Baskıların yoğun olduğu bu dönemde toplumsal gerçekçilikle yazmanın zorlukları, yazarları bireyci ve biçimci değişimlere yöneltmiştir. 1990’lı yıllardan itibaren, sermayenin küreselleşme süreciyle birlikte bu yöneliş uç noktalara ulaştıkça içi boş yapıtlar ortaya çıkmaya başlamıştır. Toplumu, yazarın içinde yaşadığı dönemi yansıtmayan yapıtlarla kültürümüzü geleceğe aktarmanın olanaksızlığı göz ardı edilmemelidir. İçerikten çok biçime önem veren, mistisizmi ve tarihi konu alarak yazmak, toplumcu gerçekçilikten uzaklaşmak ya da kaçış değil midir?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Yeni Roman”cılar ve postmodernistler, geleneksel roman yapısını bozmaya çalışarak, anlam ve içerikten çok biçimsel arayışlara yönelmişlerdir. Bu tür romanların batıdaki yankıları giderek azalmaktadır. Bizim edebiyatımıza yansıması çok geç olduğundan bizdeki yankıları halâ sürmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Postmodernizmi felsefi açıdan olumlamamız mümkün değildir, ama yazınsal anlamda getirdiği teknikleri yok saymamız da olanaklı değildir. İç konuşmalar, geri dönüşler, gibi teknikler yıllardır birçok yapıt içerisinde kullanılarak Türk Edebiyatında yazınsal zenginlik olarak çoktan yerini almış bulunmaktadır. Teknolojinin getirdiklerinden amaca yönelik kullanarak yararlanmak gibi modernizm ve postmodernizmle gelen yazınsal teknikleri de yazınsal zenginliği sağlamak üzere kullanmak, toplumu, bireyi, okuru da bilinçlendirmeyle olanaklıdır.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#330033;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;AUSCHWİTZ TRENLERİ&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#663366;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#330033;"&gt;&lt;em&gt;Sabahattin YALKIN&lt;/em&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Polonya sınırında sımsıkı tuttuğu eli&lt;br /&gt;elinden zorla koparıldığında&lt;br /&gt;vakit ağıtlı bir anaydı …&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Beş miydi altı mıydı yaşı&lt;br /&gt;belki bir kuş yaşı&lt;br /&gt;gözlerinde bin yıllık korku&lt;br /&gt;bir avuçluk çocuk yüzü&lt;br /&gt;yüzünden uçmuştu …&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;3. Döngü’ nün milyonlarca sabahından biri&lt;br /&gt;kayıtlarda hüzünlü süt rengi&lt;br /&gt;kanlığı tükenmiş kanının&lt;br /&gt;suçlu en sevdalı kırmızısı&lt;br /&gt;sus-pus Vatikan’ın sağır çanları&lt;br /&gt;akortsuz kalmış gettoların ince kemanları&lt;br /&gt;ölüm soluklu İsrafil’ in som suru&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;4. Auschwitz trenleri ıslıklı duman&lt;br /&gt;Zifir acısı bulaşmış Meryem-Ana aklığına&lt;br /&gt;gök bir başka göğe gizlenmiş utancından&lt;br /&gt;şimdi insan fırınları birer resim olsa da&lt;br /&gt;gaz odaları birer resim&lt;br /&gt;canavar ağızlı çukurlarda diri diri&lt;br /&gt;ağıdı yankılanır ulu Yehova’ nın …&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;5. Zaman içinde uzun bir çığlık zaman&lt;br /&gt;ne Auschwitz’ in yakılmış cesetleri&lt;br /&gt;ne de Kudüs’ ün fosforlu misketleri&lt;br /&gt;yetmezzzzz&lt;br /&gt;insanı tüketmeye …&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;6. Ya-leyl’ li daraç sokaklarda şimdi&lt;br /&gt;yalnız kalmıştır tanrısını arayan çocuklar&lt;br /&gt;tanıktır kapanmayan ölü gözleri&lt;br /&gt;yalnız kalmıştır tanrısını arayan kadınlar&lt;br /&gt;tanıktır karınlarına düşen sevdalı damla&lt;br /&gt;yalnız kalmıştır tanrısını arayan adamlar&lt;br /&gt;tanıktır damarlarında akan beyaz rüya …&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;7. Turu Sina artığı eski bir yıldız&lt;br /&gt;ışıklarını kaçırır Kudüs akşamlarından&lt;br /&gt;makamı yitik bir ilahi Ağlama Duvarı&lt;br /&gt;ey gök … kimin içindir bu yakarı&lt;br /&gt;şimdi nerde Musa’nın asası&lt;br /&gt;nerde Fıravun’u gargeden sular&lt;br /&gt;ölen ölse de yeniden başlar sevdalar …&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;10.Ocak.2009 / Feneryolu&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#993300;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#663300;"&gt;&lt;br /&gt;NÂZIM’A BURSA’DA YER AÇIN!&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bugün 15 Ocak. Dünyaca ünlü şairimiz Nâzım Hikmet’in 107.doğum günü. Zaman siyaset üzerine çeşitli oyunlar oynayarak bir çok siyasetçiyi tarih sahnesinden silerken, sanatı ve sanatçıyı yaşattı. Bunun en muhteşem örneklerinden biridir Nâzım Hikmet. Günümüz hükümetlerinden beklenen, ne ölülerin diriltilip tekrar gömüleceği bir cenaze töreni, ne de devletin, öldüğümüzde zaten geri aldığı, ama varlığı yadsınamayacak bir gerçeklik olan nüfus cüzdanlarının yeniden yazmaya çalışmasıdır. Meşru olan Nâzım Hikmet’in dünya şairliğidir, Türkiye şairliğidir.&lt;br /&gt;Nâzım Hikmet, 1 Haziran 1933 - 5 Ağustos 1934 ve 5 Aralık 1940 - 8 Nisan 1950 tarihleri arasında yaklaşık on bir yılını (haksız yere) Bursa hapishanesinde geçirmek zorunda bırakılmış ve en güzel şiirlerini Bursa’da yazmıştır. Ancak bu büyük kentte bugün Nâzım Hikmet’i anımsatacak, adı konmuş hiçbir mekân; kültür, sanat merkezi, müze, cadde vb bulunmamaktadır.&lt;br /&gt;Çağdaş uygarlığı ve demokrasi kültürünü yaşayan ülkeler herhangi bir şairinin, sanatçısının birkaç gün kaldığı oteli, zaman geçirdiği mekânı müzeye, anma yerine ya da kültür-sanat merkezine dönüştürerek geçmişine, kültürüne, aydınına, sanatçısına sahip çıkmakta ve böylece uygar dünya içinde saygınlığını arttırmaktadırlar. Ülkemizde ve Bursa’mızdaysa, bütün dünyada şiirleri okunan Nâzım Hikmet görmezden gelinerek unutturulmak, belleklerden silinmek istenmektedir.&lt;br /&gt;Bursa Yazın ve Sanat Derneği (BUYAZ) olarak diyoruz ki Bursa, Nâzım’a sahip çıkarak dünya şiirinin ziyaretgâhı olabilir. Böyle bir sonuçtan, Bursa kadar ülkemiz de onur ve gurur duyar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;BURSA CEZAEVİ’NİN KALIN DUVARLARI ONUN ŞİİRLERİNİN DUYULMASINI ENGELLEYEMEDİ&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nâzım Hikmet, Türkiye halkının, dünya halklarının özlemlerini dile getiren ve dünyada, Türkiye dendiğinde akla ilk gelen, adı Türkiye adıyla özdeşleşmiş insanlarımızdan biridir. Onun ulusal ve evrensel anlamda insan manzaralarını çizdiği Bursa’da yaşayan biz aydınlara, sendikacılara, sivil toplum örgütlerine, akademik odalara; geç kalmış bir çabayı tamamlama görevi düşmektedir.&lt;br /&gt;Bundan hareketle ve öncelikle Bursa’da; Nâzım’a ait eşyaların, onun Bursa’da yaptığı resim v.b. emek ürünlerinin, yazdığı kitapların ve Nâzım üzerine yazılmış yerli-yabancı yayınların sergilenebileceği bir Nâzım Hikmet Müzesi’nin oluşturulmasını ya da Nâzım Hikmet Kültür-Sanat Merkezi’nin açılmasını, Bursa Büyükşehir ve Osmangazi, Yıldırım, Nilüfer belediyelerinden, sınırlarında bulunan merkezi caddelerinden ve parklarından birine Nâzım Hikmet adının verilmesini; Nâzım Hikmet’in yattığı hapishanenin yerinde yapılmış olan Bursa Adliyesinde ve Bursa Kent Müzesi’nde Nâzım Hikmet için birer müze-oda ayrılmasını, Bursa’nın merkezi yerlerine Nâzım Hikmet heykellerinin dikilmesini talep ediyoruz.&lt;br /&gt;Nâzım Hikmet’in şiirlerinin duyulmasını, hatta bütün dünya dillerine çevrilmesini o ünlü cezaevinin kalın ve yosunlu duvarlarının bile engelleyemediği Bursa’da, “Nâzım’a Bursa’da Yer Açın” sloganıyla başlattığımız kampanyaya şu ana kadar destek veren kurumlar şunlardır:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Edebiyatçılar Derneği Bursa Temsilciliği, TYS Bursa Temsilciliği, Bursa Tabip Odası, Bursa Serbest Muhasebeciler Mali Müşavirler Odası, Çağdaş Gazeteciler Derneği Bursa Şubesi, Nilüfer Yerel Gündem 21, Mustafa Bozbey, Çağdaş Hukukçular Derneği Bursa Şubesi, KESK Bursa Şubeler Platformu, Eğitim Sen, SES, BES, Haber Sen, ESM, Tüm Bel Sen, Tarım Orkam Sen, Yapı Yol Sen, DİSK Bursa Bölge Temsilciliği, DİSK Emekli Sen, Doğader, 68’liler Birliği Vakfı Bursa Temsilciliği, Petrol İş Bursa Şubesi, Tümtis Bursa Şubesi, Elektronik Mühendisleri Odası Bursa Şubesi,&lt;br /&gt;&lt;em&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Bursa Yazın Sanat Derneği (BUYAZ)Yönetim Kurulu&lt;/strong&gt;&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#996633;"&gt;&lt;em&gt;Şaban AKBABA (Başkan)&lt;br /&gt;Nursel ARAS (Başkan Yardımcısı)&lt;br /&gt;Güney ÖZKILINÇ (Sekreter)&lt;br /&gt;Ceyhun ERİM (Sayman)&lt;br /&gt;Ramis DARA (Üye)&lt;/em&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#660000;"&gt;TRT ŞEŞ&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#660000;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#660000;"&gt;Bülent Tekin&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;TRT 6’nın (TRT Şeş) yayına başlamasını ben çok önemsiyorum. Bu yayın 85 yıldır-daha öncesinde de vardır ya!-Türk devleti tarafından benimsenen asimilasyon politikasının ikrarıdır. 85 yıldır Kürt yerine kullanılan kart kurt tanımının iflasıdır. Bir Kürt halkı vardır ve dilinde bugün yayın yapılmaktadır. Meclis tutanaklarına Kürtçe yapılan konuşmalar bilinmeyen bir dille yapılan konuşma şeklinde not düşse de tarihe Kürt halkının dilinin (Kürtçenin) kabulünü not düşmektedir. Bu tv Türk devletinin resmi ideolojisinin Kürt sorunu karşısında direnemediğinin ayrı bir kanıtıdır da. İnsan hakkının ideolojiler, sınırlar ve devletler vasıtasıyla da olsa yok edilemeyeceğinin iletilerini bu tv veriyor. Bu yönüyle ben bu tv yayınını çok olumlu buldum. Yazılan çizilenlerin aksine Kürt halkı da bu tv’yi çok sevdi. En azından kendi diliyle haberleri izleyecek, şarkılarını dinleyecektir; Kürt topraklarının belgesellerini izleyecektir. Ancak TRT Şeş hiçbir zaman yozlaştırılmamalı ve Kürt kültürü için bir başlayışa temel olmalıdır. Bunun arkası gelmelidir. Anadilde eğitim, yayın yapma özgürlüğü, Kürt kültürünün ifadesi her alanda oluşturulmalıdır. Eğer Kürt-Türk halklarının kardeşliğinden bahsedeceksek ve bu böyleyse eğer, tüm bunlar yaşama geçirilmelidir. Belki de bir gün TRT Şeş’te Memê Alan, Mem û Zîn, Gılgamış destanı birer dizi olarak seyredilebilecektir. Bu bir güzel hayal de olsa düşünüldüğünde haz veren duygular yaratıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşte size Fırat, Dicle! Alın size Diyarbakır’ı, Mardin’i! Ağrı dağı işte burası! Mezopotamya ovası nah şuralarda! Van gölünün yeşil mavi yansıması içinde kaynayan köpüklerin beyazlığı Akdamar (Aktamar) adasına giden yolu apak ediyor! Ben buralardan, topraklarımızdan bahsediyorum, bir ayrı gezegendeymişiz gibi gelmesin size! TRT Şeş’te gösterilecek bir filmde nasıl trükler yaratılabilir? Mem û Zîn, Kerem ile Aslı gibi aşk hikâyesinin Kürtçe anlayışıyla oluşturulacak trükleri ne büyük katkılar sağlayabilir dünya kültür ve edebiyatına!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Totalitarizm ve faşist zihniyet dillere, dinlere, ırklara düşmanca bakar. Bu zihniyetin insanlara kazandırdığı ölümden başka bir kazanım yoktur, olmamıştır. Büyük bir çaresizliktir faşizm. Ötekiyi, mazlumluğu, kısılan sesleri, zavallıları ortaya çıkarmak nasıl büyük bir kutsiyettir! İnsanlıktan, insan olmaktan söz ediyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mehmet Uzun’un “Aşk Gibi Aydınlık Ölüm Gibi Karanlık” adlı romanı-eğer Irak’ta yapılmayacaksa-Türkiye’de bir tv dizisi şeklinde TRT Şeş için yapılmalıdır. Romanda kod isimler kullanıldığından-bana göre-General Serdar (Saddam Hüseyin) ve Kürtlerin yok sayılma savaşı, yaşanan trajedi iyi bir barış için film yapılmalıdır. Böylesi bir film ülkemizde yok sayılan, yasak bir dilin bir yazarının anadilinde yazdığı bir modern romana verilmiş kırmızı karanfil olabilir, o yazar ölse bile!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;TRT Şeş’te dilin yaşayan ruhunu, dününü, bugününü, yarınını göreceğiz. Dengbêj’lerin (şarkı söyleyiciler) yanık sesinden felaketleri, sevdaları, kahramanlıkları, büyük aşk masallarını dinleyeceğiz. Kürtlerin çîrok’ları (masal), sitran’ları/ kilam’ları (şarkı), destanları, aşkları, felaketleri ses, söz ve yazın üstatları tarafından TRT Şeş’te ifade bulacaktır. Çok değil, daha dün, Kürtçeye Türkçenin bir lehçesi yakıştırmasını yapan ırkçılara TRT Şeş’i izlemelerini salık veririm. Asimile edilemeyen bu zengin dilin roman, öykü, tiyatro, şiir ürünlerine baksınlar! Bu dilde, 300-500 uyduruk kelimeyle bir roman dahi yazılamayacağını söyleyenler belki de bu dilin abecesini-kim bilir?-TRT Şeş’ten öğrenebilirler. Dinler, diller, ırklar ideolojik kalıpların ötesinde insani ölçülere göre ifade edilmelidirler.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5698788499091376183-6802827454390634497?l=edebiyatcilardernegi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://edebiyatcilardernegi.blogspot.com/feeds/6802827454390634497/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5698788499091376183&amp;postID=6802827454390634497' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5698788499091376183/posts/default/6802827454390634497'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5698788499091376183/posts/default/6802827454390634497'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://edebiyatcilardernegi.blogspot.com/2009/03/uyelerimizden.html' title='ÜYELERİMİZDEN'/><author><name>Edebiyatçılar Derneği</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5698788499091376183.post-8199385156740193606</id><published>2009-02-26T15:44:00.000-08:00</published><updated>2009-03-12T15:49:10.129-07:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>&lt;span style="font-family:times new roman;font-size:85%;color:#663300;"&gt;&lt;span style="color:#330000;"&gt;&lt;strong&gt;2009  NAİL ÇAKIRHAN GENÇLİK ÖDÜLÜ (ŞİİR)&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;4. Akyaka Uluslararası Edebiyat Günleri kapsamında, üniversite (lisans) öğrencileri arasında “Nail Çakırhan Şiir Yarışması” düzenlenmiştir. Seçici Kurulu; Gökhan Cengizhan (Edebiyatçılar Derneği Genel Başkanı), Kemal Özer, Şükrü Erbaş, Bozan Yaman, İbrahim Baştuğ’dan oluşan yarışmada birinciye plaket ve kitap seti; ikinciye ve üçüncüye plaket verilecek; dereceye girenler, 4. Akyaka Uluslararası Edebiyat Günleri süresince 22-23-24 Mayıs 2009 tarihlerinde, Akyaka Belediyesi’nce Akyaka’da konuk edileceklerdir.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:times new roman;font-size:85%;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#663300;"&gt;&lt;span style="color:#663300;"&gt;&lt;span style="color:#330000;"&gt;&lt;strong&gt;Yarışmaya  katılma koşulları şöyledir:&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;1-Yarışma Türkiye çapında, 1985 ve sonrası doğumlu bütün üniversite(lisans) öğrencilerine açıktır.&lt;br /&gt;2-Şiirlerde konu sınırlaması yoktur.&lt;br /&gt;3-Yarışmacılar üç şiirle yarışmaya katılabilirler.&lt;br /&gt;4-Şiirlerin daha önce hiçbir yerde yayımlanmamış olması gerekir.&lt;br /&gt;5-Yarışmacıların, şiirleriyle birlikte özgeçmişlerini, kendilerine ulaşılacak bir telefon numarasını ve iletişim adreslerini bildirmeleri gerekmektedir.&lt;br /&gt;6-Yarışmaya katılacak şiirlerin en geç 1 Mart 2009 tarihine kadar Etkinlik Sekreteryası: &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;a href="mailto:tulayakkoyun@hotmail.com"&gt;&lt;span style="font-family:times new roman;font-size:85%;color:#663300;"&gt;tulayakkoyun@hotmail.com&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-family:times new roman;font-size:85%;color:#663300;"&gt; adresine gönderilmesi gerekmektedir.&lt;br /&gt;7-Yarışma sonucu 22 Mayıs 2009 tarihinde duyurulacak. Yarışmada dereceye girenlere ödülleri Akyaka Uluslararası Edebiyat Günleri etkinlikleri içinde verilecektir.&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5698788499091376183-8199385156740193606?l=edebiyatcilardernegi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://edebiyatcilardernegi.blogspot.com/feeds/8199385156740193606/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5698788499091376183&amp;postID=8199385156740193606' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5698788499091376183/posts/default/8199385156740193606'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5698788499091376183/posts/default/8199385156740193606'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://edebiyatcilardernegi.blogspot.com/2009/02/2009-nail-cakirhan-genclik-odulu-siir-4.html' title=''/><author><name>Edebiyatçılar Derneği</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5698788499091376183.post-5318432122695083751</id><published>2009-02-25T15:51:00.000-08:00</published><updated>2009-03-12T15:56:13.617-07:00</updated><title type='text'>Genel Başkanımız Gökhan Cengizhan'ın Filistin ile ilgili açıklaması</title><content type='html'>&lt;span style="font-size:85%;color:#333399;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#000066;"&gt;&lt;em&gt;bir devlet ve bir halk….&lt;/em&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;11 milyar dolarlık ABD yardımı ile ayakta kalan ve 7 milyar dolarlık ABD silahı ile kıyım yapan bir ordu, ABD emperyalizminin Ortadoğu’daki ileri karakolu bir devlet…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Arkasındaki bu küresel güçle, bütün dünya kamuoyunu yıllardır rehin alan, 1960’lı yıllardan bu yana, bütün Birleşmiş Milletler kararlarını hiçe sayan, adeta çöpe atan bir devlet…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hakkında çıkarılan 150 kadar Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi kararının yarısını ihlal ettiği bilinen, Cenevre sözleşmesi’ne göre sayısız savaş suçu işleyen, buna karşın, başta ABD olmak üzere, emperyalist dünya egemenleri tarafından kol kanat gerilen bir devlet…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşlediği savaş suçlarına karşın, “uluslararası toplum” tarafından bir türlü kurulamayan mahkemelerde, hiçbir zaman yargılanamayan “haydut” bir devlet…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Birleşmiş Milletler’in, anlı şanlı 242 ve 338 sayılı kararlarını uygulamayan, 1967 yılı sonrası, yasa ve hukuk dışı bir biçimde elinde tuttuğu topraklardan; Suriye’den işgal ettiği Golan’dan, Ürdün’den işgal ettiği Doğu Kudüs’den ve Batı Şeria’dan, Mısır’dan işgal ettiği Gazze’den çekilmeyen bir devlet…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ve bir “devlet” olarak, bütün ahlaki ve insani yükümlülüklerini yok sayan, Filistin’de ve Lübnan’da, “teröre karşı savaş” adı altında, kural ve sınır tanımayan bir terör örgütü gibi savaşan bir devlet…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kendisine yönelik direnişi, her defasında yeniden yaratan, çünkü terör ve şiddetle beslenen bir devlet…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aslında, kendisi 1948’de, bir dizi terör eylemiyle kurulan, o yıllarda, sonradan İsrail’e dönüşecek olan Filistin’de, Yahudi olmayanları büyük bir etnik temizliği uğratan bir devlet…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yahudilerin çoğunlukta olduğu Siyonist bir devletin kurulması, sonra bu devletin Yahudi niteliğinin korunması için, sürekli teröre ve savaşa muhtaç bir devlet…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bütün bu olgular tartışılmaya çalışıldığında, tarafları anti semit (Yahudi düşmanı) olarak karalayan bir devlet…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1870 yılında, Filistin topraklarında yaşayan Yahudi nüfusu, yalnızca 7 bin kişi kadardı ve bu sayı, Filistin nüfusunun yüzde 2’lik bir bölümüne karşılık geliyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1946’daki Yahudi göçünden sonra, Filistin nüfusu 1.240.000 Filistinli, 600.000 Yahudi’den oluşuyordu ve Filistinli nüfus, toprakların yüzde 92’sine sahipti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1947’deki Birleşmiş Milletler paylaşım planı gereği, bu toprakların yüzde 56’sı Yahudilere, yüzde 44’ü Filistinlilere bırakıldı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1948 yılında İsrail devleti kuruldu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1949 yılı sonunda, İsrail, Filistin’in yüzde 78’ini denetim altına almaya başladı. 1973’teki, 6 gün savaşları sonrasında da, İsrail devleti, Filistin topraklarının bütününü işgal etti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bölgede yaptığı işgallerle İsrail devleti, ilk kurulduğu dönemdeki topraklarının, yaklaşık üç kat büyüklükteki bir toprağı kontrol altında tutma olanağına kavuştu. 1 milyondan fazla Arap, İsrail’in işgal ettiği topraklarda yaşamaya mahkum edildi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dünya üzerindeki en büyük mülteci nüfusu Filistinliler oluşturuyor, 6 milyona yakın Filistinli kendi yurdundan uzakta yaşıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bugün, Filistin’de, İsrailliler ve Filistinlileri ayıran bir tecrit duvarı yükseliyor. Bu duvarın inşası ile birlikte Filistinliler, topraklarının yüzde 25’ini daha yitirdi. Verimli topraklarının yüzde 80’i, su kaynaklarının yüzde 65’i, kurulan duvarın arkasında kaldı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Duvar inşa edilirken, Filistinlilere ait 100 binden fazla zeytin ağacı kökünden söküldü, 120 bin dönüm Filistin toprağına el konuldu, 35 bin metrelik su alt yapısı, duvarın yapımı sırasında yıkıldı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İsrail devleti’nin, Batı Şeria’dan ve Gazze Şeridi’nden çekilmesi, ama her defasında, bombalarıyla, füzeleriyle, tanklarıyla yeniden girebilmesi şu anlama geliyor: kadim Filistin topraklarının yüzde 90’ı İsrail devletinin elinde artık. Geriye kalan yüzde 10’luk bölüm de, Filistin halkının aleni olarak tutsak edildiği; aç ve susuz bırakıldığı; nihayetinde dünyanın gözleri önünde imha edildiği iki büyük toplama kampından ibaret: Batı Şeria ve Gazze…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İsrail devleti, abluka altında tuttuğu savunmasız bir halka karşı, başta siviller olmak üzere soykırım uyguluyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bütün yaşama alanları alabildiğine daraltılan, harabeye çevrilen bir halk…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dört bir yanı duvarlarla çevrili bir bölgede, toplu bir biçimde cezalandırılan ve açlığa ve ölüme terk edilen bir halk…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kendisi “orantısız” bir biçimde kıyıma uğradığı halde, bu kıyıma karşı direndiği için “terörist” ilan edilen bir halk…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Varsa eğer, adı “uluslararası toplum” olan dünyanın tümünün, “insanlığa karşı işlenen suç” kapsamında suskun kaldığı, dahası ihanet ettiği bir halk…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bırakın en yakın Arap komşularını, dünyanın geri kalan bütünüyle her türlü bağı kopartılmış, dünyadan tecrit edilmiş bir halk…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İnsan olarak yaşama hakkı ve onuru, dünya üzerindeki bütün iktidarlar tarafından ayaklar altına alınan bir halk…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yasa ve hukuk dışı bir işgale karşı direnirken, İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi, Avrupa İnsan Hakları Konvansiyonu gibi değerler ve hedeflerle asla ilişkilendirilmeyen bir halk…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Irkçılığa ve her türden ayrımcılığa maruz bırakılan bir halk…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gene de, yenilmez bir devlet mitini sarsan ve o devletin “mutlak” zaferine boyun eğmeyen bir halk…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1948 yılından bu yana, insanları yerinden yurdundan eden, tam tamına “bebek ve çocuk katili” İsrail devletini, salt öfkesiyle bile, kendi cehenneminde boğabilecek tek halk…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Uçakların ve tankların yarattığı bir nefreti, dünyanın en haklı direniş geleneğine dönüştüren bir halk…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Söz bir yerde biter, yorum da…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;Selam olsun Filistin direnişine…&lt;/em&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5698788499091376183-5318432122695083751?l=edebiyatcilardernegi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://edebiyatcilardernegi.blogspot.com/feeds/5318432122695083751/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5698788499091376183&amp;postID=5318432122695083751' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5698788499091376183/posts/default/5318432122695083751'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5698788499091376183/posts/default/5318432122695083751'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://edebiyatcilardernegi.blogspot.com/2009/02/genel-baskanmz-gokhan-cengizhann.html' title='Genel Başkanımız Gökhan Cengizhan&apos;ın Filistin ile ilgili açıklaması'/><author><name>Edebiyatçılar Derneği</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5698788499091376183.post-6441247794891111820</id><published>2009-02-03T16:00:00.000-08:00</published><updated>2009-02-08T22:47:54.342-08:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>&lt;div align="left"&gt;&lt;span style="color:#666666;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#cc6600;"&gt;MADEN MÜHENDİSLERİ ODASI – EDEBİYATÇILAR DERNEĞİ&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;span style="color:#990000;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;em&gt;YARATICI YAZARLIK ATÖLYESİ&lt;/em&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#003333;"&gt;Maden Mühendisleri Odası ve Edebiyatçılar Derneği işbirliğiyle Yaratıcı Yazarlık Atölyesi açılıyor. Yaratıcı Yazarlık Atölyesi, öykü, şiir, deneme, eleştiri gibi yazınsal türler üzerine kuramsal çalışmaları ve uygulamaları içeriyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nazlı Eray, Mustafa Şerif Onaran, Özcan Karabulut, Cemil Kavukçu, Aysu Erden, Aynur Tunaboylu, Tekgül Arı, Çiğdem Ülker, Metin Turan, Süreyya Karacabey, Remzi Özmen, Tuncer Uçarol’dan oluşan kurul tarafından yürütülecek olan atölye çalışmaları, 11 Şubat 2009 Çarşamba günü başlatılacak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Maden Mühendisleri Odası ve Edebiyatçılar Derneği, edebiyata yürekten inanan herkesi; okuma ve yazma eylemini yaşam biçimi olarak benimseyen birey olmaya çağırıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yaratıcı Yazarlık Atölyesi, yazma çabasının başlangıcında ya da herhangi bir düzeyinde bulunan tüm katılımcılar için geliştirilmiş bir programdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Söz konusu atölyeye katılmak için statü, kariyer, derece sahibi olmak gibi önkoşullar yoktur. Okumaya ve yazmaya ilgi duymak yeterlidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yaratıcı Yazarlık Atölyesi, hiçbir sınıf, meslek, yaş ayrımı yapmaksızın, edebiyat uğraşıyla ilgilenen herkesin, entelektüel kapasite ve yeteneklerini geliştirmeyi hedefliyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yıllardır yazıyor ya da ilk metnini deniyor olsa da, yaratıcı yazma konusuna gerçekten ilgi duyanlara, düzenlediğimiz atölyeler, gereksinim duyduğu katkıyı mutlaka sağlayacaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yaratıcı Yazarlık Atölyesi’ne katılmak isteyenler, kayıt için, Edebiyatçılar Derneği’nin, aşağıdaki iletişim adreslerine başvurabilirler.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#336666;"&gt;&lt;strong&gt;Edebiyatçılar Derneği&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="color:#333333;"&gt;Sakarya Caddesi, No. 32 / 15&lt;br /&gt;Yenişehir - Ankara&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tel: 0312 / 434 46 65&lt;br /&gt;Cep: 0506 583 58 75&lt;br /&gt;(Cep arama saati: 09.00-18.00 arası…)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;e-posta: &lt;/span&gt;&lt;a href="mailto:maden@maden.org.tr"&gt;&lt;span style="color:#666666;"&gt;edebiyat@edebiyatcilardernegi.org.tr&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#666666;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#660000;"&gt;&lt;strong&gt;YARATICI YAZARLIK ATÖLYESİ&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;&lt;em&gt;YARATICI YAZARLIĞA GİRİŞ&lt;br /&gt;YAZINSAL TÜRLER&lt;br /&gt;KURAMSAL ÇALIŞMALAR VE UYGULAMALAR&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="color:#666666;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#666600;"&gt;&lt;strong&gt;ATÖLYE YÜRÜTME KURULU:&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="color:#003333;"&gt;Mustafa Şerif Onaran, Özcan Karabulut, Aysu Erden, Nazlı Eray,&lt;br /&gt;Tekgül Arı, Çiğdem Ülker, Metin Turan, Süreyya Karacabey,&lt;br /&gt;Cemil Kavukçu, Remzi Özmen, Aynur Tunaboylu, Tuncer Uçarol&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#990000;"&gt;Program&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;1- Giriş: Bir Eylem / Edim Olarak Yazma&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;a) Yazma isteği nereden geliyor?&lt;br /&gt;b) Bir şeyler karalamadan yazınsal değeri olan bir metin üretmeye geçiş sürecinin olmazsa olmazları nelerdir?&lt;br /&gt;c) Düşlerimizi, duygularımızı, düşüncelerimizi ete kemiğe büründürmek için gerekenler nelerdir?&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;2- Bilmemiz Gerekenler: Edebiyatın Diğer Alanlarla İlişkisi&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;a) Edebiyatın yaşam, felsefe, psikoloji vb. ilişkileri.&lt;br /&gt;b) Bizden önce yazanlar / yazılanlar; yazmakta / yazılmakta olanlar.&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;3- Algılama Sürecinden Yaratma Cesaretine Giden Yol&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;a) Algılama süreçleri.&lt;br /&gt;b) Yaratma cesareti.&lt;br /&gt;c) Yaratıcının doğası.&lt;br /&gt;d) Yaratıcılığın sınırları.&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;4- Çatıyı Kurmak: Yazınsal Üretimin Temel Öğelerini Belirginleştirme&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;a) Uzam, zaman, kahramanlar.&lt;br /&gt;b) Biçim ve biçem.&lt;br /&gt;c) Başlama, geliştirme, sonlandırma.&lt;br /&gt;d) Çatışma yaratma ve çözme.&lt;br /&gt;e) Bir atmosfer yaratma.&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;5- "Bu Ben miyim?" ya da "Bu O mu Acaba": Kurmaca ve Gerçeklik&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;a) Yazar ve anlatıcı.&lt;br /&gt;b) Kahramanlar gerçek midir?&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;6- Bir Okur Olarak Yazar: Eleştirel Bakış Açıları Geliştirebilmek&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;a) Ne anlatmak istiyorduk, ne anlatabildik?&lt;br /&gt;b) Dil yanlışları.&lt;br /&gt;c) Metnin yorgunluğu.&lt;br /&gt;d) Yaratı yerine yapıntı.&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;7- Yapıttaki Yazar: Üründe Yazarın Kişisel Duruşu / Kişisel Tını&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;a) Kişilik ve kişisellik nedir?&lt;br /&gt;b) Yazar yapıtın neresindedir?&lt;br /&gt;c) "Aynı şeyleri" yazsak bile bizi ayrı kılacak olan (Büyük yazarların çözdüğü) nedir?&lt;br /&gt;8- Üç Metin: Bir Şeyler Anlatabildik mi?&lt;br /&gt;a) Boris Vian: "Günlerin Köpüğü" romanının "Önsöz"ü.&lt;br /&gt;b) Peter Handke: "Publikumsbeschimpfung" adlı oyununda oyuncuların sahneye seslenişi.&lt;br /&gt;c) Teodor W. Adorno: "Minima Moralia" adlı yapıtından "Aynanın Arkasına" metni.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;em&gt;&lt;span style="color:#009900;"&gt;İçinizdeki Sansürden Kurtulun !..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kendi Kendinizin Eleştirmeni Olmayın!..&lt;/span&gt;&lt;/em&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;· Yaratıcı yazarlık atölyesi, katılımcıların eleştirel bakış açılarını, estetik beğenilerini, bireysel üretimlerini güçlendirmeye yönelik kuramsal ve uygulamasal çalışmaları içeriyor.&lt;br /&gt;· Konuk yazarların ve katılımcıların birlikte çalışacağı atölye ortamında, kuramsal çalışmaların yanı sıra, katılımcıların egzersiz olarak yazacakları metinler de ele alınacak.&lt;br /&gt;· Yazılan örneklerdeki anlatım ve dil özellikleri tartışılacak&lt;br /&gt;· Katılımcılar, ikinci aydan itibaren, her hafta yeni bir metin hazırlayacak, atölye içinde daha önceki üretimlerini aşmaya çalışacaklar.&lt;br /&gt;· Yaratıcı yazarlık atölyesinde, potansiyel yazarlarla profesyonel edebiyatçılar bir araya geliyor, katılımcılara konuk yazarlarla birebir çalışma olanakları sunuluyor.&lt;br /&gt;· Katılımcıların ürünlerinin okunup tartışıldığı ortamlar yaratılıyor.&lt;br /&gt;· Dönem boyunca, atölyelere katılacak yazarlar, kendi deneyim zenginliklerini, yazarlık coşkularını paylaşmaktan mutluluk duyan, katılımcıların yeteneklerini geliştirmek isteyen, ülkemizin usta edebiyatçılarıdır.&lt;br /&gt;· Yazma sektörünün içinde yer alan yazar, editör, çevirmen, akademisyen vb profesyoneller, kendi meslekleri konusunda ayrıntılı, aydınlatıcı bilgiler verecek, katılımcılar merak ettikleri sorulara yanıt bulabilecekler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#660000;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;em&gt;KAYIT İÇİN BİLGİLER:&lt;/em&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Atölye çalışmaları, 2 ay (11 Şubat 2009 – 11 Nisan 2009) sürecek; hafta sonu 2 saat (Cumartesi, 14.00-16.00) hafta içi 2 saat (Çarşamba; 18.00-20.00) olmak üzere; toplam 36 saat yapılacaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#666600;"&gt;Katılım ücreti: 100 YTL&lt;br /&gt;İki taksitle ödeme yapılabilir: 50 x 2: 100 ytl&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;em&gt;&lt;span style="color:#336666;"&gt;&lt;span style="color:#339999;"&gt;BAŞVURU ADRESİ:&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/em&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#336666;"&gt;&lt;strong&gt;Edebiyatçılar Derneği&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Sakarya Caddesi, No. 32 / 15&lt;br /&gt;Yenişehir - Ankara &lt;img class="gl_color_fg" alt="Metin Rengi" src="http://www.blogger.com/img/blank.gif" border="0" /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tel: 0312 / 434 46 65&lt;br /&gt;Cep: 0506 583 58 75&lt;br /&gt;(Cep arama saati: 09.00-18.00 arası…)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#990000;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;em&gt;ATÖLYE ADRESİ:&lt;/em&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="color:#006600;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="color:#663366;"&gt;&lt;strong&gt;TMMOB Maden Mühendisleri Odası&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Selanik Caddesi, No. 19 / 4&lt;br /&gt;Kızılay - Ankara&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tel: 0312 425 10 80 &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;p&gt;&lt;span style="color:#666666;"&gt;&lt;/span&gt; &lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;span style="color:#666666;"&gt;&lt;/span&gt; &lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;span style="color:#666666;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#336666;"&gt;&lt;strong&gt;EDEBİYATÇILAR DERNEĞİ&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://www.edebiyatcilardernegi.org.tr/"&gt;www.edebiyatcilardernegi.org.tr&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#660000;"&gt;YARATICI YAZARLIK ATÖLYESİ&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;11 Şubat 2009 – 11 Nisan 2009&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tarih                                                 Yazar&lt;br /&gt;11 Şubat Çarşamba             Tanışma toplantısı&lt;br /&gt;14  Şubat Cumartesi            Aynur Tunaboylu                                                  &lt;br /&gt;18 Şubat Çarşamba             Çiğdem Ülker                      &lt;br /&gt;21 Şubat  Cumartesi            Süreyya Karacabey            &lt;br /&gt;25 Şubat Çarşamba             Aysu Erden  &lt;br /&gt;28 Şubat Cumartesi             Metin Turan                        &lt;br /&gt;04 Mart Çarşamba               Tekgül Arı                           &lt;br /&gt;07 Mart  Cumartesi              Nazlı Eray                &lt;br /&gt;11 Mart Çarşamba                Cemil Kavukçu        &lt;br /&gt;14 Mart Cumartesi               Süreyya Karacabey                        &lt;br /&gt;18 Mart Çarşamba               Tuncer Uçarol         &lt;br /&gt;21 Mart Cumartesi               Mustafa  Şerif Onaran                   &lt;br /&gt;25 Mart Çarşamba               Remzi Özmen                                   &lt;br /&gt;28 Mart Cumartesi               Özcan Karabulut                            &lt;br /&gt;01 Nisan Çarşamba              Aysu Erden              &lt;br /&gt;04 Nisan Cumartesi              Tekgül Arı&lt;br /&gt;08 Nisan Çarşamba              Remzi Özmen           &lt;br /&gt;11 Nisan Cumartesi              Değerlendirme  toplantısı   &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#993300;"&gt;Cumartesi Günleri:&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;14:0 – 16:00&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#993300;"&gt;Çarşamba Günleri:&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;18:00 – 20:00&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tel: 434 46 65&lt;br /&gt;0506 583 58 75&lt;br /&gt;(Cep arama saati:09:00-18:00 arası)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#660000;"&gt;Not:&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt; &lt;span style="color:#990000;"&gt;14 Mart 2009’dan itibaren, Cumartesi günleri saat 13:00’da, katılımcıların ürünlerinin değerlendirilmesine yönelik 1 saatlik ön atölye çalışması yapılacaktır.&lt;/span&gt;&lt;/em&gt;&lt;/p&gt;&lt;div align="left"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5698788499091376183-6441247794891111820?l=edebiyatcilardernegi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://edebiyatcilardernegi.blogspot.com/feeds/6441247794891111820/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5698788499091376183&amp;postID=6441247794891111820' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5698788499091376183/posts/default/6441247794891111820'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5698788499091376183/posts/default/6441247794891111820'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://edebiyatcilardernegi.blogspot.com/2009/02/maden-muhendisleri-odasi-edebiyatcilar.html' title=''/><author><name>Edebiyatçılar Derneği</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5698788499091376183.post-7346649286068969446</id><published>2008-12-04T19:35:00.000-08:00</published><updated>2008-12-04T19:40:59.204-08:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>&lt;div align="center"&gt;&lt;span style="font-family:georgia;color:#990000;"&gt;&lt;strong&gt;2008 YILI &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family:georgia;color:#990000;"&gt;&lt;strong&gt;ABDULLAH BAŞTÜRK İŞÇİ EDEBİYATI ÖDÜLÜ SONUÇLARI&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#993300;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;div align="left"&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#990000;"&gt;Genel-İş ve DİSK eski Genel Başkanı Abdullah Baştürk anısına; Baştürk ailesi, Edebiyatçılar Derneği ve DİSK/Genel-İş Sendikası’yla birlikte bu yıl altıncısı düzenlenen yarışma sonuçları belli oldu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Remzi İnanç, Özgen Seçkin, Vecihi Timuroğlu, Necati Tosuner, Tuncer Uçarol’dan oluşan seçiciler kurulunca yapılan değerlendirmelerde (Yönetmelik gereği ödül sıralaması, tür sınırlaması yoktur),&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Haydar Demir’in “Makine” adlı öyküler kitabı,&lt;br /&gt;Zehra İpşiroğlu’nun “Özgürlük Yolları” adlı yaşamöyküleri kitabı,&lt;br /&gt;Hasan Kıyafet’in “Umut Direniyor” adlı romanı,&lt;br /&gt;ödüle değer görülmüştür. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ödül töreni 22 Aralık 2008 Pazartesi günü saat 18.00 – 21.00’de Çankaya Belediyesi Çağdaş Sanatlar Merkezinde, ödül kazanan kitaplar ve işçi edebiyatı üzerine toplantı 20 Aralık 2008 Cumartesi günü saat 14.00 – 16.00’da Mülkiyeliler Birliğinde  yapılacaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ödül verme gerekçeleri:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- “Makine”: İşçi dünyası; çeşitli yönlerden gerçekçi biçimde az ve duru sözlerle öykülendiği, o denli uyarıcı, akıcı, inandırıcı bir dille işlendiği için.&lt;br /&gt;        &lt;br /&gt;- “Özgürlük Yolları”: Almanya’daki işçilerimizin üçüncü kuşağı olan gençler; aileleri, çevreleri, göçmenlik psikolojisi ve Türkiye gerçekleri ile yıpratıcı ilgileri, sekiz ayrı yaşamöyküsü kapsamında çok değişik açılardan sergilendiği, sabırla yürütülmüş gözlem ve öykülemeleri akıcı ve yalın bir Türkçeyle, biliminsanının nesnel yaklaşımlarıyla anlatıldığı, düşündürdüğü için.&lt;br /&gt;        &lt;br /&gt;- “Umut Direniyor”: Günümüzdeki işsizlik, sigortasızlık, sendikasızlık açmazlarını işverenler, sendikacılar, çevre halkı, ülke ortamı ve uluslararası ilişkiler ağı içinde ekonomik, ideolojik, politik bağlamda zengin ayrıntı, öngörü ve gözlemle romanlaştırdığı, günümüz Tuzla-Pendik tersaneleri işçilerinin yaşadığı zor ve ölümcül koşulları 2006 yılı öncesinde görüp ele aldığı, gecekondular ve iş yaşamında kullanılan terim ve deyimleri, duygu ve düşünceleri  slogana, kuru anlatıma düşmeden sergilediği için.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Duyurulur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#660000;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Tuncer Uçarol&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;span style="font-size:78%;"&gt;&lt;em&gt;Yarışma Yazmanı, Seçici Kurul Üyesi&lt;/em&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5698788499091376183-7346649286068969446?l=edebiyatcilardernegi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://edebiyatcilardernegi.blogspot.com/feeds/7346649286068969446/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5698788499091376183&amp;postID=7346649286068969446' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5698788499091376183/posts/default/7346649286068969446'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5698788499091376183/posts/default/7346649286068969446'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://edebiyatcilardernegi.blogspot.com/2008/12/2008-yili-abdullah-batrk-ii-edebiyati.html' title=''/><author><name>Edebiyatçılar Derneği</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5698788499091376183.post-5957003768852530223</id><published>2008-09-26T15:02:00.000-07:00</published><updated>2008-09-27T15:02:44.933-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='İZLENCE'/><title type='text'></title><content type='html'>&lt;div align="center"&gt;&lt;span style="color:#339999;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#660000;"&gt;&lt;strong&gt;YARATICI YAZARLIK ATÖLYESİ&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#660000;"&gt;YARATICI YAZARLIĞA GİRİŞ&lt;br /&gt;YAZINSAL TÜRLER&lt;br /&gt;KURAMSAL ÇALIŞMALAR VE UYGULAMALAR&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;span style="color:#339999;"&gt;&lt;span style="color:#660000;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#336666;"&gt;ATÖLYE YÜRÜTME KURULU:&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;span style="color:#339999;"&gt;Gökhan CENGİZHAN&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;span style="color:#339999;"&gt;Cemil KAVUKCU&lt;br /&gt;Süreyya KARACABEY&lt;br /&gt;Çiğdem ÜLKER&lt;br /&gt;Prof. Dr. Aysu ERDEN&lt;br /&gt;Aynur TUNABOYLU&lt;br /&gt;Tekgül ARI&lt;br /&gt;Remzi ÖZMEN&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;span style="color:#993300;"&gt;Atölyemiz; yazma isteği duymayan ama edebiyatı seven, yazma isteği duyan ama hiç yazmayan, bir şeyler yazan ama kendine saklayan, yazdığını bir biçimde yayımlatan, yazdıklarını kendine saklayan ya da bir biçimde yayımlatanlardan başarılı çalışmaları da olan herkese, "statü, kariyer, derece sahibi" olma koşulu aranmadan, hiçbir “sınıf, meslek, zümre ayrımı” yapılmadan açıktır.&lt;br /&gt;Atölyemizde; katılımcıların düzeyleri arasında belli bir ortalamanın tutturulduğu, kuramsal olanın uygulamaya yedirildiği, bilgilendirme yerine üretici sürecin gereklerinin (olmazsa olmazlarının) ortaya konulduğu, ne yapılmaya çalışıldığının / ne yapıldığının ayırdına varılmasının sağlandığı, metin kullanımı yoluyla somut örneklemeye ağırlık verildiği, sonuçta, suyun kimyasal yapısı, sığlığı / derinliği, kaldırma gücü, tatlılık / tuzluluk oranı vb. bilgilerin bilinmesinin yüzme öğrenmeyle değil; öğrenilen yüzmenin kalitesi, süresi, mesafesi anlamında değer kazanacağının kavratıldığı, ürkütmeyen/ caydırmayan, tam tersine cesaretlendiren, bir "ortam / atmosfer" yaratılacaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#336666;"&gt;İZLENCE&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;1- Giriş: Bir Eylem / Edim Olarak Yazma&lt;br /&gt;a) Yazma isteği nereden geliyor?&lt;br /&gt;b) Bir şeyler karalamadan yazınsal değeri olan bir metin üretmeye geçiş sürecinin olmazsa olmazları nelerdir?&lt;br /&gt;c) Düşlerimizi, duygularımızı, düşüncelerimizi ete kemiğe büründürmek için gerekenler nelerdir?&lt;br /&gt;2- Bilmemiz Gerekenler: Edebiyatın Diğer Alanlarla İlişkisi&lt;br /&gt;a) Edebiyatın yaşam, felsefe, psikoloji vb. ilişkileri.&lt;br /&gt;b) Bizden önce yazanlar / yazılanlar; yazmakta / yazılmakta olanlar.&lt;br /&gt;3- Algılama Sürecinden Yaratma Cesaretine Giden Yol&lt;br /&gt;a) Algılama süreçleri.&lt;br /&gt;b) Yaratma cesareti.&lt;br /&gt;c) Yaratıcının doğası.&lt;br /&gt;d) Yaratıcılığın sınırları.&lt;br /&gt;4- Çatıyı Kurmak: Yazınsal Üretimin Temel Öğelerini Belirginleştirme&lt;br /&gt;a) Uzam, zaman, kahramanlar.&lt;br /&gt;b) Biçim ve biçem.&lt;br /&gt;c) Başlama, geliştirme, sonlandırma.&lt;br /&gt;d) Çatışma yaratma ve çözme.&lt;br /&gt;e) Bir atmosfer yaratma.&lt;br /&gt;5- "Bu Ben miyim?" ya da "Bu O mu Acaba": Kurmaca ve Gerçeklik&lt;br /&gt;a) Yazar ve anlatıcı.&lt;br /&gt;b) Kahramanlar gerçek midir?&lt;br /&gt;6- Bir Okur Olarak Yazar: Eleştirel Bakış Açıları Geliştirebilmek&lt;br /&gt;a) Ne anlatmak istiyorduk, ne anlatabildik?&lt;br /&gt;b) Dil yanlışları.&lt;br /&gt;c) Metnin yorgunluğu.&lt;br /&gt;d) Yaratı yerine yapıntı.&lt;br /&gt;7- Yapıttaki Yazar: Üründe Yazarın Kişisel Duruşu / Kişisel Tını&lt;br /&gt;a) Kişilik ve kişisellik nedir?&lt;br /&gt;b) Yazar yapıtın neresindedir?&lt;br /&gt;c) "Aynı şeyleri" yazsak bile bizi ayrı kılacak olan (Büyük yazarların çözdüğü) nedir?&lt;br /&gt;8- Üç Metin: Bir Şeyler Anlatabildik mi?&lt;br /&gt;a) Boris Vian: "Günlerin Köpüğü" romanının "Önsöz"ü.&lt;br /&gt;b) Peter Handke: "Publikumsbeschimpfung" adlı oyununda oyuncuların sahneye seslenişi.&lt;br /&gt;c) Teodor W. Adorno: "Minima Moralia" adlı yapıtından "Aynanın Arkasına" metni.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#336666;"&gt;İçinizdeki Sansürden Kurtulun !&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#336666;"&gt;·&lt;/span&gt; Yaratıcı yazarlık atölyesi, yazma çabasının başlangıcında ya da herhangi bir düzeyinde bulunan tüm katılımcılar için geliştirilmiş bir programdır.&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#336666;"&gt;·&lt;/span&gt; Söz konusu atölyeye katılmak için statü, kariyer, derece sahibi olmak gibi önkoşullar yoktur. Okumaya ve yazmaya ilgi duymak yeterlidir.&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#336666;"&gt;·&lt;/span&gt; Yaratıcı yazarlık atölyesi, hiçbir sınıf, meslek, zümre ayrımı yapmaksızın, edebiyat uğraşıyla ilgilenen herkesin, entelektüel kapasite ve yeteneklerini geliştirmeyi hedefliyor.&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#339999;"&gt;·&lt;/span&gt; Yıllardır yazıyor ya da ilk metninizi deniyor olsanız da, yaratıcı yazma konusuna gerçekten ilgi duyuyorsanız, Edebiyatçılar Derneği’nin düzenlediği atölyeler, gereksinim duyduğunuz katkıyı mutlaka sağlayacaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#336666;"&gt;Kendi Kendinizin Eleştirmeni Olmayın!..&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="color:#336666;"&gt;·&lt;/span&gt; Yaratıcı yazarlık atölyesi, katılımcıların eleştirel bakış açılarını, estetik beğenilerini, bireysel üretimlerini güçlendirmeye yönelik kuramsal ve uygulamasal çalışmaları içeriyor.&lt;br /&gt;· Konuk yazarların ve katılımcıların birlikte çalışacağı atölye ortamında, kuramsal çalışmaların yanı sıra, katılımcıların egzersiz olarak yazacakları metinler de ele alınacak.&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#336666;"&gt;·&lt;/span&gt; Yazılan örneklerdeki anlatım ve dil özellikleri tartışılacak&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#336666;"&gt;·&lt;/span&gt; Katılımcılar, ikinci aydan itibaren, her hafta yeni bir metin hazırlayacak, atölye içinde daha önceki üretimlerini aşmaya çalışacaklar.&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#336666;"&gt;·&lt;/span&gt; Edebiyatçılar Derneği, yaratıcı yazarlık atölyelerinde, potansiyel yazarlarla profesyonel edebiyatçıları bir araya getiriyor, katılımcılara konuk yazarlarla birebir çalışma olanakları sunuyor.&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#336666;"&gt;·&lt;/span&gt; Katılımcıların ürünlerinin okunup tartışıldığı ortamlar yaratıyor.&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#336666;"&gt;·&lt;/span&gt; Dönem boyunca, atölyelere katılacak konuk yazarlar, kendi deneyim zenginliklerini, yazarlık coşkularını paylaşmaktan mutluluk duyan, katılımcıların yeteneklerini geliştirmek isteyen, ülkemizin usta edebiyatçılarıdır.&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#336666;"&gt;·&lt;/span&gt; Yazma sektörünün içinde yer alan yazar, editör, çevirmen, akademisyen vb profesyoneller, kendi meslekleri konusunda ayrıntılı, aydınlatıcı bilgiler verecek, katılımcılar merak ettikleri sorulara yanıt bulabilecekler.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#336666;"&gt;KAYIT İÇİN BİLGİLER:&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="color:#990000;"&gt;Atölye çalışmaları 2 ay (08 Ekim 2008 – 06 Aralık 2008) sürecek; hafta sonu (Cumartesi 14.00 - 16.00) 2 saat, hafta içi (Çarşamba 18.00 - 20.00) 2 saat olmak üzere; toplam 36 saat yapılacaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="color:#990000;"&gt;&lt;span style="color:#336666;"&gt;Katılım ücreti :&lt;/span&gt; 160 YTL (160. 000.000 TL)&lt;br /&gt;İki taksitle ödeme yapılabilir: 80 x 2 (80.000.000 x 2)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#333333;"&gt;BAŞVURU ADRESİ:&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="color:#003333;"&gt;&lt;strong&gt;EDEBİYATÇILAR DERNEĞİ&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="color:#666666;"&gt;Sakarya Caddesi No: 32 / 15 Yenişehir ANKARA&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="color:#666666;"&gt;Tel: 0.312 434 46 65&lt;br /&gt;E-posta:&lt;/span&gt; &lt;/span&gt;&lt;a href="mailto:edebiyat@edebiyatcilardernegi.org"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;edebiyat@edebiyatcilardernegi.org&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;.tr&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#666600;"&gt;&lt;strong&gt;YARATICI YAZARLIK ATÖLYESİ&lt;br /&gt;İZLENCE&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#cc6600;"&gt;&lt;span style="color:#666600;"&gt;08 Ekim 2008 – 06 Aralık 2008&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="left"&gt;&lt;span style="color:#00cccc;"&gt;&lt;span style="color:#003333;"&gt;Tarih...............................Yazar&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;08 Ekim Çarşamba..........Aynur Tunaboylu&lt;br /&gt;11 Ekim Cumartesi..........Çiğdem Ülker&lt;br /&gt;15 Ekim Çarşamba..........Aysu Erden&lt;br /&gt;18 Ekim Cumartesi..........Tekgül Arı&lt;br /&gt;22 Ekim Çarşamba..........Remzi Özmen&lt;br /&gt;25 Ekim Cumartesi.........Süreyya Karacabey&lt;br /&gt;01 Kasım Cumartesi.......Gökhan Cengizhan&lt;br /&gt;05 Kasım Çarşamba.......Aysu Erden&lt;br /&gt;08 Kasım Cumartesi.......&lt;/span&gt;&lt;span style="color:#00cccc;"&gt;Tekgül Arı&lt;br /&gt;12 Kasım Çarşamba........Remzi Özmen&lt;br /&gt;15 Kasım Cumartesi.......Cemil Kavukçu&lt;br /&gt;19 Kasım Çarşamba.......&lt;/span&gt;&lt;span style="color:#00cccc;"&gt;Aynur Tunaboylu&lt;br /&gt;22 Kasım Cumartesi......Süreyya Karacabey&lt;br /&gt;26 Kasım Çarşamba.......Gökhan Cengizhan&lt;br /&gt;29 Kasım Cumartesi.......Tekgül Arı&lt;br /&gt;03 Aralık Çarşamba.......Remzi Özmen&lt;br /&gt;06 Aralık Cumartesi......(Değerlendirme)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;Konuk yazarlar:&lt;/span&gt; &lt;span style="color:#666666;"&gt;Nazlı Eray, Özcan Karabulut, Meltem Arıkan…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#990000;"&gt;&lt;span style="color:#990000;"&gt;Cumartesi Günleri:&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="color:#666666;"&gt;14:00 – 16:00&lt;br /&gt;Çarşamba Günleri:&lt;br /&gt;18:00 – 20:00&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;İletişim&lt;/span&gt;:&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#666666;"&gt;Tel: 434 46 65&lt;br /&gt;Cep: 0506 583 58 75&lt;br /&gt;(Cep arama saati: 09:00 - 18:00 arası)&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;Not:&lt;/span&gt; &lt;span style="color:#999999;"&gt;&lt;em&gt;Kasım ayında, Cumartesi günleri saat, 13:00-14.00 arasında, katılımcıların ürünlerinin değerlendirilmesine yönelik atölye çalışması yapılacaktır.&lt;/em&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt; &lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5698788499091376183-5957003768852530223?l=edebiyatcilardernegi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://edebiyatcilardernegi.blogspot.com/feeds/5957003768852530223/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5698788499091376183&amp;postID=5957003768852530223' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5698788499091376183/posts/default/5957003768852530223'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5698788499091376183/posts/default/5957003768852530223'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://edebiyatcilardernegi.blogspot.com/2008/09/yaratici-yazarlik-atlyesi-yaratici.html' title=''/><author><name>Edebiyatçılar Derneği</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5698788499091376183.post-227349354397848231</id><published>2008-08-26T18:06:00.000-07:00</published><updated>2008-08-26T08:46:16.381-07:00</updated><title type='text'>TÜRK VE ALMAN YAZARLAR BULUŞUYOR!..</title><content type='html'>&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_aBNZOrg6mDE/SLQaMnfJb7I/AAAAAAAAABY/MQJLtTD9VMw/s1600-h/Sunu1.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5238841070599106482" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 284px; CURSOR: hand; HEIGHT: 179px" height="220" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_aBNZOrg6mDE/SLQaMnfJb7I/AAAAAAAAABY/MQJLtTD9VMw/s320/Sunu1.jpg" width="320" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:Arial;font-size:85%;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt; &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#993300;"&gt;&lt;strong&gt;2008 Frankfurt Kitap Fuarı “Onur Konuğu Türkiye”&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;span style="color:#993300;"&gt;&lt;strong&gt;Ulusal Yürütme Komitesi, Alman Yazarlar Birliği (VS), Türkiye Edebiyatçılar Derneği&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#666600;"&gt;5 Eylül 2008 Hamburg&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#666666;"&gt;Saat: 19.00&lt;br /&gt;Yer: Kulturhaus (Kültürevi) Eppendorf&lt;br /&gt;Martinistr. 40, 20251 Hamburg&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tema: İÇİMİZDEKİ YABAN(CI) (Das Fremde in uns)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türk katılımcılar:&lt;br /&gt;Cezmi Ersöz&lt;br /&gt;Mehmet Zaman Saçlıoğlu&lt;br /&gt;Nida Öz (Edebiyatçılar Derneği Almanya Temsilcisi)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Alman Katılımcılar:&lt;br /&gt;Dr. Reimer Eilers (Alman Yazarlar Birliği Hamburg Bölge Başkanı)&lt;br /&gt;Gino Leineweber&lt;br /&gt;Emina Kamber&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çevirmen: Sabine Adatepe&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#666600;"&gt;9 Eylül 2008 Berlin&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#666666;"&gt;Saat: 18.00&lt;br /&gt;Yer: Alman Yazarlar Birliği Genel Merkezi (Verband Deutscher Schriftsteller-VS in ver.di)&lt;br /&gt;Paula-Thiede-Ufer 10, 10179 Berlin&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tema: KARŞILAŞMALAR (Begegnungen)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türk katılımcılar:&lt;br /&gt;Gökhan Cengizhan (Edebiyatçılar Derneği Genel Başkanı)&lt;br /&gt;Yücel Kayıran&lt;br /&gt;Mehmet Yaşın&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Alman katılımcılar:&lt;br /&gt;İmre Török (Alman Yazarlar Birliği Başkanı)&lt;br /&gt;Prof. Dr. Horst Bosetzky (Alman Yazarlar Birliği Berlin Bölge Başkanı)&lt;br /&gt;Anja Tuckermann&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çevirmen: Recai Hallaç &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#999900;"&gt;12 Eylül 2008 Köln&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="color:#999999;"&gt;Saat: 19.00&lt;br /&gt;Yer: Alman Yazarlar Birliği Köln Merkezi (Verband Deutscher Schriftsteller-VS in ver.di)&lt;br /&gt;DGB-Haus, Großer Saal, Hans-Böckler-Platz 1, 50672 Köln&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tema: ŞİİR BİR COŞKUDUR (Dichten ist ein Übermut)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türk katılımcılar:&lt;br /&gt;Orhan Alkaya&lt;br /&gt;Akif Kurtuluş&lt;br /&gt;Turan Koç&lt;br /&gt;Nida Öz (Edebiyatçılar Derneği Almanya temsilcisi)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Alman katılımcılar:&lt;br /&gt;Andreas Rumler (Alman Yazarlar Birligi Köln Bölge Baskanı)&lt;br /&gt;Isolde Ahr&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#666600;"&gt;20 Eylül 2008 Darmstadt&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="color:#999999;"&gt;Saat: 16.00&lt;br /&gt;Yer: Centralstation&lt;br /&gt;Im Carree, 64283 Darmstadt&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tema: Bugünkü Türk Edebiyatı: YOL İŞARETİ; SERVİ AĞACI (Türkische Literatur heute: Zypressen als Wegweiser)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türk katılımcılar:&lt;br /&gt;Gökhan Cengizhan (Edebiyatçılar Derneği Genel Başkanı)&lt;br /&gt;Cengiz Bektaş&lt;br /&gt;Çetin Öner&lt;br /&gt;Yavuz Bülent Bakiler&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Alman katılımcılar:&lt;br /&gt;Alexander Pfeiffer (Alman Yazarlar Birliği Hessen Bölge Başkanı)&lt;br /&gt;Dr. Monika Carbe&lt;br /&gt;Prof Dr. Jens Peter Laut&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çevirmen:&lt;br /&gt;Sema Yeşiltepeli &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#999999;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;span style="color:#999999;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-family:verdana;color:#990000;"&gt;KİM KİMDİR?&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_aBNZOrg6mDE/SLQfGKtFpnI/AAAAAAAAABo/0Fc134Tcpbc/s1600-h/KÄ°MFOTO.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5238846457351874162" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 2px; CURSOR: hand; HEIGHT: 52px" height="106" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_aBNZOrg6mDE/SLQfGKtFpnI/AAAAAAAAABo/0Fc134Tcpbc/s320/K%C4%B0MFOTO.jpg" width="320" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_aBNZOrg6mDE/SLQjX0clQMI/AAAAAAAAABw/hzBMJaeeS_o/s1600-h/kimdir.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5238851158661218498" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 364px; CURSOR: hand; HEIGHT: 256px" height="233" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_aBNZOrg6mDE/SLQjX0clQMI/AAAAAAAAABw/hzBMJaeeS_o/s320/kimdir.jpg" width="341" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_aBNZOrg6mDE/SLQei_osixI/AAAAAAAAABg/HN2Um6kQkL8/s1600-h/KÄ°MFOTO.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5238845853085240082" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 2px; CURSOR: hand; HEIGHT: 53px" height="251" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_aBNZOrg6mDE/SLQei_osixI/AAAAAAAAABg/HN2Um6kQkL8/s320/K%C4%B0MFOTO.jpg" width="502" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt; &lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt; &lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;span style="font-family:times new roman;font-size:85%;"&gt;&lt;span style="color:#990000;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:times new roman;font-size:85%;"&gt;&lt;span style="color:#990000;"&gt;Soldan sağa:&lt;/span&gt; Edebiyatçılar Derneği Genel Başkanı Gökhan &lt;/span&gt;&lt;span style="font-family:times new roman;font-size:85%;"&gt;Cengizhan,&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:times new roman;font-size:85%;"&gt;Alman Yazarlar Birliği Genel Başkanı İmre Török,&lt;br /&gt;Alman Yazarlar Birliği Genel Sekreteri Heinrich Bleicher Nagelsmann&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#993300;"&gt;- Alman Yazarlar Birliği (Verband Deutscher Schriftsteller)&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#666666;"&gt;Alman Yazarlar Birliği, ülkenin en önemli meslek sendikalarından biri konumunda olan “Verdi” bünyesinde yer alıyor ve Almanya genelinde 16 bölgede faaliyet gösteriyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1969 yılında kurulan Alman Yazarlar Birliği, önce dernek konumunda iken, üyelerinin talebi üzerine, “Verdi” adlı mesleki sendikaya bağlanmış.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Almanya genelinde 4000 dolayında üyesi bulunan Alman Yazarlar Birliği’nin üyelerinin tümü, profesyonel yazarlar; yani “hobi” olarak değil “meslek” olarak yapıyorlar bu işi…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Alman Yazarlar Birliği, üyelerinin, başta telif hakları olmak üzere, her türlü mesleki haklarını güvence altına alan bir örgüt; dahası, 1984 yılından bu yana, üyelerini sigortalayan bir kurum: Bu alanda kurumsallaşmış, Avrupa’daki ilk ve tek örgüt…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Birlik, üyelerinin, sosyal, hukuksal, parasal her türlü sorunuyla doğrudan ilgileniyor ve çözüyor. Özeti, örgütün varolma nedeni, üyelerinin mesleki güvencesi, öncelikle… Genel Başkan İmre Török’ün ifadesiyle, “1984’te gerçekleştirilen bu başarı, sanatçıları güvence altına almak, büyük bir ödevdi ve gene büyük bir ödev!”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Elbette, tek hedefleri bu değil; diğer çalışmaları ülkemizdeki yazar örgütlerine koşut özellikler taşıyor: Alman dili ve edebiyatını geliştirmek, dünyaya tanıtmak ve duyurmak…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#993300;"&gt;- Prof. Dr. Jens Peter LAUT (Türkolog)&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#999999;"&gt;Not: 20 Eylül 2008 Darmstatd etkinliğine katılacaktır.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#666666;"&gt;1954 doğumlu, Marburg ve Giessen üniversitelerinde Türkoloji ve Din bilimi okudu. 1985 yılında eski Orta Asya edebiyatı üzerine doktorasını ve 1993 yılında modern Türk dil devrimi üzerine “Das Türkische als Ursprache?” (Türkçe İlk Dil mi?) adlı profesörlük tezini yazdı. 1980'li yıllardan itibaren Türkoloji bölümlerinde öğretim ve yayım faaliyetlerinde bulunmuş olmakla birlikte, 1996'dan beri Freiburg Üniversitesi'nde İslâm Araştırmaları ana bilim dalında Türkoloji profesörüdür. İslamiyet öncesi ve erken dönem İslamî Türk dili, kültürü, din tarihi, Türk filolojisi, edebiyatı ve lengüistiği konulu dersler vermektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ekim 2008'den itibaren Göttingen Üniversitesi'ndeki Türkoloji kürsüsü başkanlığını devralacak olan Laut, Almanya'da ses getiren “Türkische Bibliothek” (Türkiye Kitaplığı) adlı 20 ciltlik Türk edebiyatı çeviri serisini, 2005 yılının sonbaharından bu yana Prof. Dr. Erika Glassen ile birlikte yayıma hazırlamaktadır.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#996633;"&gt;Bu diziden yayımlanacak romanlar:&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#999999;"&gt;1) Halit Ziya Uşaklıgil, Aşk-ı Memnu (Verbotene Liebe, 1900)&lt;br /&gt;Türkçe’den çeviren: Wolfgang Riemann&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2) Halide Edip Adıvar, Memoiren, Türkçe’den çeviren: Ute Birgi&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;3) Memduh Şevket Esendal, Ayaşlı ve Kiracıları (Herr Ayaşlı und seine Mieter, 1934) Türkçe’den çeviren: Carl Koss&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;4) Sabahattin Âli, İçimizdeki Şeytan (Der Dämon in uns, 1940)&lt;br /&gt;Türkçe’den çeviren: Ute Birgi&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;5) Ahmet Hamdi Tanpınar, Huzur (Seelenruhe, 1949)&lt;br /&gt;Türkçe’den çeviren: Christoph Neumann&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;6) Yusuf Atılgan, Aylak Adam (Der Müßiggänger, 1959)&lt;br /&gt;Türkçe’den çeviren: Antje Bauer&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;7) Leyla Erbil, Tuhaf bir Kadın (Eine seltsame Frau, 1971)&lt;br /&gt;Türkçe’den çeviren: Angelika Gillitz-Açar ve Angelika Hoch&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;8) Adalet Ağaoğlu, Ölmeye Yatmak (Sich hinlegen und sterben, 1973)&lt;br /&gt;Türkçe’den çeviren: Ingrid Iren&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;9) Oğuz Atay, Bir Bilim Adamının Romanı (Roman eines Wissenschaftlers, 1975) Türkçe’den çeviren: Monika Carbe&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;10) Murathan Mungan, Doğu Sarayı (Palast des Ostens, 1996)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;11) Hasan Ali Toptaş, Gölgesizler (Die Schattenlosen, 2002)&lt;br /&gt;Türkçe’den çeviren: Gerhard Meier&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;11) Aslı Erdoğan, Kırmızı Pelerinli Kent (Die Stadt mit der roten Pelerine)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;12) Ahmet Ümit, Sis ve Gece (Nacht und Nebel, 1996)&lt;br /&gt;Türkçe’den çeviren: Wolfgang Scharlipp&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;13) Murat Uyurkulak, Tol (Rache, 2002)&lt;br /&gt;Türkçe’den çeviren: Gerhard Meier&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5698788499091376183-227349354397848231?l=edebiyatcilardernegi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://edebiyatcilardernegi.blogspot.com/feeds/227349354397848231/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5698788499091376183&amp;postID=227349354397848231' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5698788499091376183/posts/default/227349354397848231'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5698788499091376183/posts/default/227349354397848231'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://edebiyatcilardernegi.blogspot.com/2008/08/trk-ve-alman-yazarlar-buluuyor.html' title='TÜRK VE ALMAN YAZARLAR BULUŞUYOR!..'/><author><name>Edebiyatçılar Derneği</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_aBNZOrg6mDE/SLQaMnfJb7I/AAAAAAAAABY/MQJLtTD9VMw/s72-c/Sunu1.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5698788499091376183.post-8064015077557504952</id><published>2008-08-26T17:38:00.000-07:00</published><updated>2008-10-10T11:50:58.384-07:00</updated><title type='text'>ÜYELERİMİZDEN İLETİLER</title><content type='html'>&lt;span style="font-family:arial;color:#000000;"&gt;&lt;span style="color:#663300;"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;&lt;span style="color:#006600;"&gt;&lt;span style="font-family:times new roman;"&gt;&lt;span style="color:#660000;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;span style="color:#660000;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;span style="color:#660000;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:times new roman;color:#003333;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:times new roman;color:#003333;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#003300;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:times new roman;color:#003333;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#003300;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:times new roman;color:#003333;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#003300;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:times new roman;color:#003333;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#003300;"&gt;YAZAR ÖRGÜTLERİNDEN YAZARLARA MEKTUP&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Türkiye'nin Yazarları İşçilerin Yanında&lt;br /&gt;1 Mayıs 2009'da 1 Mayıs Alanı'ndayız&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türkiye'nin yazarları olarak, son yıllarda işçi sınıfına yoğunlaşarak artan ekonomik, sosyal ve fiziksel saldırılar karşısında ahlaken ve vicdanen isyan ediyoruz. 1 Eylül Dünya Barış Günü'nde, özellikle 1 Mayıs 2007 ve 2008'de işçi bayramlarını Taksim'de kutlamak isteyen emekçilerin maruz kaldığı uygulamaları unutmadık.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ülkemizin bu utancını ortadan kaldırma konusunda kararlıyız. 1 Mayıs 2009'u Taksim'de bütün emekçilerle birlikte kutlamak amacıyla harekete geçtik. Türkiye'nin yazar örgütlerinin (PEN Türkiye Merkezi, Türkiye Yazarlar Sendikası ve Türkiye Edebiyatçılar Derneği) üyesi olan siz yazar dostlarımızın değerli desteğiyle amacımıza ulaşacağız. Bu mektupla 1 Mayıs 2008'de İstanbul'da yaşananlara ilişkin bazı hatırlatmalarda bulunuyor, kararımızın ve kararlılığımızın gerekçelerini anlatıyor, 1 Mayıs 2009'u Taksim'de kutlamak amacıyla&lt;br /&gt;yıl içinde gerçekleştireceğimiz eylemlere etkin desteğinizi bekliyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;I. UNUTMADIK&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1 Mayıs 2008 günü İstanbul'da yaşananlara birkaç örnek verelim:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şişli Etfal (Çocuk) Hastanesi'nin acil servisi ve bahçesi polis&lt;br /&gt;tarafından gazla bombalandı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;DİSK Genel Merkezi, sabahın erken saatlerinde ablukaya alındı, işçilere saldırıldı ve binaya gaz bombası atıldı. Can güvenliği sağlanamadığı için sendikalar Taksim'e gitmeme kararı aldı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ÖDP İl Merkezi, sabah saatlerinde çevik kuvvetin saldırısına uğradı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Harita Mühendisleri Odası basıldı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İstanbul'da gün boyu estirilen polis terörü sonucunda yüzlerce kişi yaralandı; sıkılan biber gazından, atılan göz yaşartıcı bombalardan etkilenen yüzlerce kişi hastanelere taşındı. Aralarında kalp spazmı geçirenler oldu. Polis saldırısında bir gazetecinin kolu kırıldı. Polisin kovalaması sırasında yere düşünce bilincini kaybeden genç kadın işçi, defalarca tekmelendi. Olay, yerli ve yabancı basında büyük haber oldu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1 Mayıs'ı Taksim'de kutlamak isteyenlere panzerler gün boyu basınçlı su ve boya sıktı. Halka silah doğrultulduğu ve bayıltıcı plastik mermilerle ateş edildiği basında yer aldı. Bayramlarını kutlamak isteyen emekçilerin üzerine atılmak üzere 1700 gaz bombasının hazırlandığı, yaklaşık 1500'ünün kullanıldığı öğrenildi.&lt;br /&gt;Saldırılardan bazı turistler de nasibini aldı. Polis coplamasını gösteren "turistik" görüntüler medyada geniş yer buldu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Vapur, tramvay ve metro seferleri iptal edilerek İstanbul halkının ulaşım özgürlüğü kısıtlandı; işyeri sahipleri dahil her kesimden halk gün boyu eziyet gördü ve mağdur edildi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gün içinde 530 kişi gözaltına alındı; sonra hemen hepsi salındı. Emniyet, "büyük tehdit" oluşturan göstericilerin üzerinden 15 adet "sapan" çıktığını açıkladı.&lt;br /&gt;1 Mayıs 2008'de emekçilere uygulanan devlet terörü, ertesi günün gazetelerinde ibret verici başlıklara dönüşmüştü:&lt;br /&gt;"1 Mayıs dehşeti"&lt;br /&gt;"İşçisiz 1 Mayıs"&lt;br /&gt;"1 Mayıs polis bayramı oldu"&lt;br /&gt;"1 Mayıs polis devleti"&lt;br /&gt;"İşgal altında devlet faşizmi"&lt;br /&gt;"Savaş alanı gibi"&lt;br /&gt;"Tazyikli su ve biber gazı"&lt;br /&gt;"Dayak takımı - ayak takımı"&lt;br /&gt;"Gazcı kardeşler"&lt;br /&gt;"Şanlı Taksim müdafaası"&lt;br /&gt;"AKP'nin demokratlığı buraya kadarmış"&lt;br /&gt;Gazetelerin köşe yazarları, polisin faşizan uygulamalarına sayısız&lt;br /&gt;vurucu başlıklarla itiraz ettiler:&lt;br /&gt;"1 Mayıs savaşı"&lt;br /&gt;"Yasakçı zihniyet"&lt;br /&gt;"Akıldışılık ve şiddet"&lt;br /&gt;"Taksim savunması!"&lt;br /&gt;"Polis devleti, cop hükümeti, gaz vilayeti"&lt;br /&gt;"Kuşatma altındaki Taksim'den bildiriyorum"&lt;br /&gt;"1 Mayıs polis bayramınız kutlu olsun!"&lt;br /&gt;"1 Mayıs 2008'i unutmayalım"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Devlet adına uygulanan terör o kadar şiddetliydi ki yalnızca saldırılara maruz kalan sendikalar ve diğer kitle örgütleri değil, bazı işveren örgütleri ve sağ kesimdeki bazı parti ve yazarlar bile bu acımasızlığa itiraz etti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Basında çıkan birçok yazıda içişleri bakanının, İstanbul valisinin, emniyet müdürünün istifa etmesi ya da görevden alınması gerektiği belirtildi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;II. 1 EYLÜL DÜNYA BARIŞ GÜNÜ'NDE İSYAN EDİYORUZ!&lt;br /&gt;Ülkemizin en temel değeri olan üretici güçlerine yönelen bu saldırılar her vatandaş gibi biz yazarları da derinden sarsıyor ve vicdanen yaralıyor. Sermayenin küreselleşmesine paralel olarak sosyal ve sendikal hakları gasp edilen, açlık sınırının altında yaşatılan, taşeronlaştırma, sendikasızlaştırma, tarikatlaştırma ve dinsel baskılar sonucu iş güvencesi ve iş güvenliği yok edilerek kobay olarak kullanılmaya çalışılan işçi sınıfının mücadelesinin yanındayız.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ağır koşullarda çalışarak emeğiyle değer yaratan işçi sınıfı, dünyanın her yerinde yılda bir gün bayramını özgürce kutlamaktadır. Türkiye'de ise, 34 kişinin yaşamını yitirdiği, yüzü aşkın kişinin yaralandığı, faili "derin devlet" olan 1 Mayıs 1977 katliamından sonra Taksim Meydanı, "terör tehlikesi" bahanesiyle işçilere yasaklanmıştır. Bazı kesimlerin, katliamın suçunu işçilerin üstüne yıkma gayreti yıllardır sürüp gitmektedir. "Terör" bahanesinin, devletin suçunu ve aczini örtbas etmekten başka bir anlamı daha vardır; o da global sermayeyle el ele vermiş olan hükümetin, işçi sınıfının ve onun müttefiklerinin zihninden "sınıf bilinci"ni büsbütün kazımak istemesidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Terör tehlikesi gerçekten mevcutsa Taksim boşaltılmalı, toptan kapatılmalıdır. Oysa hemen her gün meydanda özel şirketlerin tanıtımları, belediyelerin organizasyonları yapılmakta, maç için, yılbaşı için kalabalıklar toplanmakta, bazen tacizler, ölümler olabilmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Polis Bayramı da Taksim'de bir gün değil, bir hafta boyunca kutlanmakta, hatta kutlama için alanın yine bizzat polisçe polise tahsis edilmesi gibi gülünç uygulamalara yer verilmektedir. İnternette "polis bayramı" ibaresi araştırıldığında, "1 Mayıs Polis Bayramı" başlığına, bu arada Muzaffer İzgü'nün aynı adlı mizah kitabına rastlanmaktadır. Toplumun her kesimine hemen her gün açık olan Taksim, yalnızca 1 Mayıslarda işçi bayramına kapalıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1 Mayıs 1977'deki katliamı bahane ederek "derin devlet"in işçi bayramını kana bulama suçunu işçilere mal eden zihniyeti, işçi bayramının Taksim'de kutlanmasını bir suç, bir terör eylemi gibi göstermeye çalışan&lt;br /&gt;yöneticileri kınıyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1 Mayıs 2008 öncesinde emekçileri aşağılayarak "Ayaklar başları yönetirse kıyamet kopar" derken halkı bölen, sonrasında "Devlet görevini yaptı" şeklinde beyanatta bulunabilen bir başbakana; görevi güvenliği sağlamakken halkın güvenliğini bizzat ihlal eden, özgürlüğü kısıtlayarak huzuru bozan ve olayların ardından "İstanbul'da olumsuz bir şey olmadı" diye konuşabilen bir emniyet müdürüne; "Bomba hastaneye yanlışlıkla düştü" diyebilen bir valiye tahammül edemiyoruz. Bu tür yöneticiler, TC vatandaşlarının özgürlük, demokrasi ve iyi yönetim taleplerine karşılık veremiyor.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:times new roman;color:#003333;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:times new roman;color:#003333;"&gt;Konuya hukuki açıdan bakıldığında, bu tür şahıslar, Türkiye'nin uluslararası sözleşmeleri taahhüt etmesinden doğan yükümlülüklerini çiğnemiş, kamu adına görev yaparken kamuya karşı suç işlemiş, görevi ihmal etmiş, kötüye kullanmış, güvenliği tehlikeye sokmuş, insanları hürriyetinden yoksun bırakmış, siyasal ve sendikal faaliyetleri engellemiş, kendileri de emekçi olan polisle halkı karşı karşıya getirerek yurttaşlar arasında ayrımcılık ve bölücülük yapmışlardır. Gerçekten demokratik olan bir hukuk devletinde bu ağır suçlar cezasız kalmaz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;III. EYLEME GEÇTİK&lt;br /&gt;PEN Türkiye Merkezi, Türkiye Yazarlar Sendikası ve Türkiye Edebiyatçılar Derneği olarak, 1 Mayıs 2009'u 1 Mayıs Alanı'nda emekçilerle birlikte kutlama konusunda kararlıyız.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bağımsız TC vatandaşları, ancak işgal altındaki ülkelerde rastlanabilecek uygulamalara kendi devletlerince maruz bırakılamazlar.&lt;br /&gt;Yeryüzünde kabul edilen temel bir insan hakkından yararlanarak emeğin bayramını arzu ettiği mekânda kutlamak isteyen örgütlü işçi sınıfının bu hakkı elinden alınamaz. Yazarlar olarak, ülkemizde halkın yaşam hakkını, temel özgürlüklerini gasp eden ilkel uygulamalar sonucu ortaya çıkan rezaletin tarihe karışması için var gücümüzle çalışacağız. Hangi hükümetten kaynaklanırsa kaynaklansın, emeğe saygı ve şükran duymayan despotik, yasakçı anlayışlara bundan böyle en yüksek sesimizle itiraz edeceğiz. AB üyelik sürecini sonuçlandıracağı iddiasında olmasına karşın 1 Mayıslarda emekçilerine şiddet uygulayan bir ülkenin arkaik zihniyetli iktidarları altında yaşamak istemiyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yazar örgütlerinin temsilcilerinden oluşan 1 Mayıs 2009 Yazarlar Komitesi olarak, 17 Temmuz 2008 tarihinde yaptığımız "1 Mayıs 2009 Çağrısı" başlıklı basın açıklamasında 1 Mayıs 2009'u Taksim'de emekçilerle birlikte kutlama konusundaki kararlılığımızı kamuoyuna duyurduk. 1 Eylül 2008 Dünya Barış Günü'nde Taksim'de siz yazar dostlarımızın katılımıyla gerçekleştireceğimiz toplu basın açıklamasında "unutmadığımızı", "isyan ettiğimizi" ve "eyleme geçtiğimizi" hep birlikte omuz omuza vererek daha geniş bir ölçekte duyuracağız.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ardından, başta sendikalar olmak üzere kitle örgütleri ile kapsamlı bir dayanışma içine girecek ve giderek artan yoğunluk ve katılımda eylemler düzenleyerek ulusal ve uluslararası desteği en üst düzeye çıkaracağız. 1 Mayıs 2009'da da benzer hukuk dışı uygulamalara yeltenecek olanların ulusal ve uluslararası kamuoyu nezdindeki suçları ağırlaşacaktır. Yalnızca toplum vicdanı açısından değil, hukuki bakımdan da ağır bedellerle karşılaşacaklardır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1 Mayıs Alanı'nın emekçilere açılmaması halinde, "İstanbul'un artık bir medeniyet merkezi sayılamayacağı, hoşgörüsüz, despot yöneticilerin ağına düşmüş olduğu, dolayısıyla 'kültür başkenti' unvanını hak etmediği" gerekçesiyle, 2010 Avrupa Kültür Başkenti programı çerçevesinde İstanbul'da yapılacak bütün organizasyonlarda sesimizi Türk ve dünya kamuoyuna duyuracağız.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu mektup, Türkiye'nin yazar örgütleri PEN, TYS ve TED adına, bu örgütlerin üyesi olan siz yazar dostlarımıza gönderilmiştir. Temel içeriği, 1 Eylül 2008 Dünya Barış Günü'nde yapılacak basın açıklaması&lt;br /&gt;ile kamuoyuna da duyurulacaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aşağıdaki hususlarda etkin desteğinizi bekliyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Lütfen &lt;&lt;/span&gt;&lt;a href="http://webmail2.ada.net.tr/cgi-bin/mailman.cgi?NEW=TRUE&amp;amp;MAILTO=yazarlarbirmayiskomitesi@gmail.com" target="_top"&gt;&lt;span style="font-family:times new roman;color:#003333;"&gt;yazarlarbirmayiskomitesi@gmail.com&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-family:times new roman;color:#003333;"&gt;&gt; adresine bir e-posta göndererek desteğinizi belirtin. Adınız, destek veren diğer yazarlarla birlikte &lt;/span&gt;&lt;a href="http://webmail2.ada.net.tr/cgi-bin/mailman.cgi?BACKGROUND=http%3a%2f%2fyazarlarbirmayiskomitesi%2eblogspot%2ecom%2f" target="_top"&gt;&lt;span style="font-family:times new roman;color:#003333;"&gt;http://yazarlarbirmayiskomitesi.blogspot.com/&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-family:times new roman;color:#003333;"&gt; adresinde listelenecektir. (Bu listede yazar örgütlerinden en az birinin üyesi olan yazarların adı yer alacaktır.)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Lütfen yazar arkadaşlarınızı organizasyona destek olmaya, örgüt üyesi değillerse örgütlenmeye özendirin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Lütfen 1 Eylül 2008 Pazartesi günü saat 17.00'de Taksim Tramvay Durağı'nda bulunarak ilk toplu basın duyurumuza katılın.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gelişmelerden haberdar olmak ve organizasyonlarda etkin olarak yer almak için lütfen &lt;/span&gt;&lt;a href="http://webmail2.ada.net.tr/cgi-bin/mailman.cgi?BACKGROUND=http%3a%2f%2fyazarlarbirmayiskomitesi%2eblogspot%2ecom%2f" target="_top"&gt;&lt;span style="font-family:times new roman;color:#003333;"&gt;http://yazarlarbirmayiskomitesi.blogspot.com/&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-family:times new roman;color:#003333;"&gt; adresindeki güncellemeleri izleyin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türkiye'nin yazarları olarak, emeğe saygı ve şükran duyulması konusunda tarafız, takipçiyiz, müdahiliz. Ülkemize ve halkımıza yaşatılan "1 Mayıs utancı"nı ortadan kaldırmak amacıyla harekete geçtik. Bu girişimde bizi destekleyeceğinize güven duyuyor, teşekkür ediyor ve saygılarımızı sunuyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#666600;"&gt;&lt;em&gt;PEN, TYS ve TED adına&lt;/em&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:times new roman;color:#003333;"&gt;&lt;span style="color:#666600;"&gt;&lt;em&gt;1 Mayıs 2009 Yazarlar Komitesi Başkanı&lt;br /&gt;Leylâ Erbil&lt;/em&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;em&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;color:#666600;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/em&gt; &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;em&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;color:#666600;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/em&gt; &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;em&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;color:#666600;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/em&gt; &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;em&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;color:#666600;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/em&gt; &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;em&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;color:#666600;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/em&gt; &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:times new roman;font-size:85%;color:#003333;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#990000;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#990000;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;span style="color:#660000;"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#990000;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;span style="color:#660000;"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#990000;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;span style="color:#660000;"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#990000;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;span style="color:#660000;"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#990000;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;span style="color:#660000;"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;&lt;span style="color:#990000;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;color:#000000;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;span style="color:#660000;"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;&lt;span style="color:#990000;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;span style="color:#660000;"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;&lt;span style="color:#990000;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;span style="color:#660000;"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;&lt;span style="color:#990000;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;span style="color:#660000;"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;&lt;span style="color:#990000;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;span style="color:#660000;"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;&lt;span style="color:#990000;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;span style="color:#660000;"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;&lt;span style="color:#990000;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;span style="color:#660000;"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;&lt;span style="color:#990000;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;span style="color:#660000;"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;&lt;span style="color:#990000;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;color:#000000;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;span style="color:#660000;"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;&lt;span style="color:#990000;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt; &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;span style="color:#660000;"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;&lt;span style="color:#990000;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt; &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;span style="color:#660000;"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;&lt;span style="color:#990000;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt; &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;span style="color:#660000;"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;&lt;span style="color:#990000;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt; &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;span style="color:#660000;"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;&lt;span style="color:#990000;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt; &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;span style="color:#660000;"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;&lt;span style="color:#990000;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt; &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;span style="color:#660000;"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;&lt;span style="color:#990000;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt; &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;span style="color:#660000;"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;&lt;span style="color:#990000;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt; &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;span style="color:#660000;"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;&lt;span style="color:#990000;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt; &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;span style="color:#660000;"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;&lt;span style="color:#990000;"&gt;&lt;strong&gt;Üyemiz Bayram Balcı’nın ilk kısa filmi “Düğümler”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;Toplumsal hayat dediğimiz şey, başkalarına atılmış düğümlerdir belki de. Aynı toplum ve aynı mekânlar içinde yaşayan insanların hayatları şöyle ya da böyle adeta görünmez bir düğümle birbirlerine bağlıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yönetmenliğini Bayram Balcı’nın yaptığı kısa metraj bir film olan ‘Düğümler’, insanların hayatlarının başkalarına atılmış düğümlerden oluştuğu anlayışı üzerine kurulmuş bir film. Rastlantının, tesadüfün, yitirilişin ve buluşun, aşkın ve yalnızlığın insan hayatındaki önemini vurgulamayı konu edinen film, İstanbul’da Tünel-Taksim arasında çalışan asırlık Beyoğlu tramvayı ray hattının bakım ve onarımını yapan belediye işçisi Ali’nin, İstiklal Caddesi’nde olup bitenlere tanıklığını anlatıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tünel-Taksim hattında çalışan tramvay, sistemi nedeniyle dünyada sadece İstanbul’da bulunuyor. İstanbul için artık bir nostalji tramvayı olan bu hattın bakım ve onarımını ise sadece üç belediye işçisi yapıyor. Artık emeklilik yaşına gelmiş işçi Ali, bu üç kişiden biri. ‘Düğümler’, tramvay hattı sorumlusu işçi Ali, ve onun etrafında gelişen bir İstiklal Caddesi hikâyesi…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İstiklal Caddesi’nden geçerek Tünel-Taksim arasında çalışan tramvay hattının 16 yıldır, bakım ve onarım sorumlusu olarak Beyoğlu Belediyesi’nde çalışan işçi Ali, her sabah kuşluk vakti, tramvay hattının temizliğini ve bakımını yaparken, Avrupa’nın en hareketli metropol kenti olan İstanbul’un yine en hareketli caddesi olan İstiklal Caddesi’nde bir önceki gece yaşananlardan arta kalanlara da tanıklık eder. İstiklal Caddesi üzerindeki bir kitapevinde çalışan kızı ile birlikte yaşayan Ali, yaz, kış, soğuk, sıcak, yağmur kar demeden, her sabah tramvay hattının Taksim’den Tünel’e kadar bakımını yapar. Yitirilenleri bulur, dökülenleri temizler, unutulanları herkes için hatırlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bayram Balcı, filmin temasıyla ilgili olarak şunları söylüyor:&lt;br /&gt;“Modernizmin silikleştirdiği, birbirlerine yabancılaştırdığı, artık kimsenin komşusunu dahi tanımadığı metropol kentlerinin insanlar arasında yarattığı devasa uçurumu ve aynı caddede omuz omuza, birbirlerine sürtünerek dolaşan insanların, birbirlerine ilgisizliğini, sevgisizliğini, ya da sevgilerini temasal olarak ele alan bir film yapmak istedim. Metropol insanı, yalnızlığıyla, sevgisizliğiyle, yaşadığını çıkışsızlıkla, birbirlerine karşı ne kadar yabancılaşmış, ilgisiz ve duyarsız olsa da, gerçekte kentlerin bir ucunca bir insanın yaşadığı, öbür ucundaki insanların hayatlarını da etkiliyordur. Hepimizin hayatı birbirine bağlı aslında. Ama bu bağ günümüzde pamuk ipliğine dönüşmüştür.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Balcı, filmine mekân olarak İstiklal Caddesi’ni seçmesini şöyle açıklıyor, “Taksim’den Tünel’e doğru başlayıp biten bir hayat çizgisi gibi gördüm caddeyi. Caddenin uzunluğu bir ömür gibi ve bu uzunluğun içinde her gün, her an, farkına vardığımız, varmadığımız, görüp de önemsemediğimiz binlerce şey yaşanıyor. Filmde bu her an, her gün bir bulvarda yaşanan binlerce şeyden sadece minik birkaç ayrıntıyı seçtim. Umarım bunu yeteri kadar anlatabilmişimdir.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Balcı, ilk kısa filmi olan ‘Düğümler’ ile ulusal ve uluslararası film festivallerine katılmak istiyor.&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#999999;"&gt;kaynak: Aysel KILIÇ&lt;br /&gt;Birgün gazetesi, 23 Ağustos 2008&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#996633;"&gt;Dövüş Kulübü ve Postmodern Sinema&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#996633;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;span style="color:#660000;"&gt;&lt;span style="color:#666666;"&gt;&lt;em&gt;Adil Okay&lt;/em&gt;&lt;/span&gt; &lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#cc6600;"&gt;“Karanlık zamanlarda/ Şarkı da söylenecek mi?/&lt;br /&gt;Elbette, şarkı da söylenecek/ Karanlık zamanları anlatan.”&lt;br /&gt;Bertolt Brecht&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Genç bir arkadaşımın tavsiyesi üzerine David Fincher’in ‘Dövüş Kulübü’ adlı filmi seyrettim. Brad Pitt ile Edward Norton'un başrolü paylaştığı postmodern bir macera filmi. Genellikle kalıp, slogan değerlendirmelere karşıyım ama bu kez son sözümü -yani filmin postmodern bir senaryosu olduğunu- baştan söylüyorum. Neden postmodern ve nedir sanatta postmodernizm, tekrar tekrar değinmeye gerek var mı? Bence var. Çünkü postmodernizm kafa karıştırmaya devam ediyor. Ben postmodernizmi bu kez kısaca çorba diye tanımlayacağım. Dövüş kulübü de aynen böyle, tam bir çorba: Eleştirel gerçekliğin kaba kullanımı, nihilizm, mistisizm, anarşizm karması. Sonuç: Çorba yani postmodern çözümsüzlük.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Film kapitalizmin dayattığı tüketim kültürüne ve yabancılaşmaya eleştiri ile başlıyor. Kahraman evin dekoru ile uğraşırken insan ilişkilerini unutuyor. En iyi arkadaş eşya oluyor onun için. Taksitle alınan yeni eşyalar, yeni araba hedef bu. Sonra sonrası yok. İş gereği seyahat eden kahraman ‘tek porsiyon yaşam’ diye durumunu doğru saptayıp kendini ti’ye bile alıyor. Çalıştığı firmanın kazalarda yitirilen insanları eşya-para olarak görmesi. Tek kişilik otel odaları, yalnız seyahatler v.s. Uyku sorunu olan kahraman değişik hastaların toplu terapi seanslarına katılıyor. Kanserliler, tüberkülozlular v.s. hepsinde ortak nokta yalnızlık. Eşleri, çocukları, arkadaşları tarafından güçten, iktidardan düştükleri için terkedilmişler. Kahraman, uykusuz gecelerde hem bunları sorguluyor hem de yavaş yavaş şizofreniye doğru yol alıyor. Buraya kadar gösterilen fotoğraflar iyi. Eleştirel gerçekçilik. Toplumsal gerçekçiliğe bir adım var. Yani çözüm üretme, alternatif gösterme adımına. O adım hiç atılmıyor. İzleyici bu fotoğrafları görüp sorgulamaya başlayacakken film mecrasından sapıyor. Beklentileri havada bırakıyor. Seyirci de sıkılmasın diye heyecan, gerilim sahneleri başlıyor. Bir de gizemli aşk var. Ve seks tabi ki. Ee Amerikan sineması da bu işi iyi yapıyor doğrusu. Sıkılmadan hatta sonu nereye varacak diyerek, bir detektif-polisiye film izler gibi izliyorsunuz. Kendinizi filme kaptırdığınız an beğeniniz artıyor. Başta da dediğim gibi her nabza göre şerbet-çorba sayılan postmodern sanat amacına ulaşıyor. ‘Çok felsefi’ diskurlar da sıradan bir macera filmi izleyicisi için ‘kültürel gıda’ oluyor. Üstelik seyirci henüz Matrix’in postmodern gizini çözememişken.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Filmde tüketim kültürüne isyan edenler örgütleniyor. Ama tek bir şefin etrafında. O şef yani kahramanımız da peygamber mübarek. Ne anarşistlerin otorite karşıtlığı, ne komünistlerin demokratik merkeziyetçiliğinin izi, ne ikiyüzlü burjuva demokrasisi var. Kati itaat söz konusu. Tirana karşı tiran. Duvara karşı duvar. Şefin yaptığı işkencelere bile, ‘bir himmeti vardır elbet’ diye tevekkülle katlanılıyor. Sonunda kahramanın şizofren olduğu, çift kişilik yaşadığı ortaya çıkıyor. Hasta kahramanımız, boşaltılan iki üç gökdeleni havaya uçurtuyor. Neden bu eylem, neden eleştirilen sistemi sarsmayan böyle bir eylem, sorusunun yanıtı da verilmiyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdi bu filmi beğeniyle izleyenler de farkında olmadan postmodern sanattan etkilenmiş diyebilirim. Ya da sisteme yöneltilen en ufak bir eleştiriden umutlanan naif bir yapıları var. Şunu düşünmüyorlar: Sistem kendisini eleştiren ama alternatif sunmadan sadece eleştiren sanata destek oluyor, karşılığını da fazlasıyla alıyor. Hem para olarak, hem de insanları sinema salonlarında, evlerde TV önünde ‘rahatlatarak’. Rahatlayan seyirci hem ‘kültürel gıda’ aldığını, hem keyifli vakit geçirdiğini düşünüp verdiği parayı ‘helal ediyor’. Ki bu uzun bir süredir yapılıyor. ‘Sorunların çözümünü yine bu sistemde bulmalıyız, kapitalizm daha insansal bir sistem olabilir’ inancını körükleyen her muhalif görünümlü çalışma baş tacı ediliyor. 70’li yılların isyancı rockçıları gibi. Onlar da sadece eleştirmiş ve sonuçta LSD özgürlüğünün altında ezilmişlerdi. Şarkı sözlerindeki isyancı mısralar ve kullanılan uyuşturucular da müritlerinde, sadece bira şişelerini kırma, birkaç taş atıp bağırıp çağırma ve dans etme cesareti yaratmıştı. Orta yaşa yaklaştıklarında da, ne Rockçı isyancılıkları, ne devrimci ruhları kalmamıştı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Alan Parker’in Pink Floyd mensuplarıyla yaptığı meşhur The Wall filmi bu konuda iyi bir örnektir. Duvar metaforunu çok iyi işleyen ‘eleştirel gerçekçiliğin’ mükemmel bir örneği sayılan bu müzikal filmde, “Kraliyetin şahsında soyluluk, kilisenin şahsında ruhbaniyet, ordunun şahsında şovenizm, hastalık üzerinden sağlık kuruluşları, evlilik ve aile aracılığıyla anne-baba, kadın-erkek ve okul-öğretmen üzerinden eğitim, sistemin köşe taşları olarak tespit edilir ve modernitenin açmazları ve ahlaksız kurumları gayet güzel bir şekilde mahkum edilir. (…) filmin burjuva toplumuna yönelttiği eleştiriler(…) tümüyle doğrudur ama buradaki eleştirinin dönüştürücü bir potansiyeli yoktur.(…) işte burada The Wall ve ‘Rockçı’ isyanın burjuva liberalizmi ile birleştiği noktaya geliyoruz. Burada totalitarizmin imgesi, Alman faşizminin simgesi olan iki başlı şahin ile komünizmin simgelerinden biri olan çekiçten üretilir. Çekiç filmde birkaç kez beliren kızıl bir yumruğun gene çekice dönüşmüş halidir ve sürekli insanların kafasına vurur. Yani sosyalizmde totalitarizmin bir biçimidir. Keskin bir mülkiyet eleştirisiyle köprüleri yıkan Pink Floyd, totalitarizmde sosyalizm ile kapitalizmi eşitleyerek burjuva liberalizminin mutedil sularına yelken açar. Keskin eleştireler yapılmış, büyük sözler söylenmiştir… İyi ama sonuç? Duvar ortada durmaktadır, nasıl yıkılacaktır, film bu konuda bize bir öneri sunmaz…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“The Wall’ın sonunda duvar patlamıştır ama bu kendinden menkul bir harekettir. Aslında patlayan duvar değil, duvarın dışına çıkamamış bireydir. ‘Duvara Karşı’nın yönetmeni Fatih Akın da, filmini hemen burada başlatır. Cahit duvarın altında ezilmiş bir insandır, toplum kendisini ezmiştir(…) ve toplumdan hıncını çıkarmak için sistemi temsil eden duvara son hızla çarpar ve film başlar.(…) Filme fonda hard-core müzikler eşlik etmektedir. Her sekansın arasında çalan musiki orkestrasının dingin sesleri belki filmin en önemli temasıdır. Bu tema aracılığıyla doğucul dinginlik, modernitenin hard-core’una karşı direnir.(…) Cahit ise günümüzün isyancı tipidir. Neyse ki onlar her derdin devası olan doğuyu keşfetmişlerdir ve arınarak gidecekleri bir yer vardır. Cahit’i ve sevgilisini ezen duvar yerinde durmaktadır ama Cahit kokainde bile bulamadığı duvarı göz ardı etme yolunu, mistik yolculuk sayesinde bulmuştur. Hippi hayatı ve hard-core isyancılık, sufi nefesleri ve bizanten müzik ile son bulmuştur. Cahit, dünya jet sosyetesinin ve hatta ferrarisini satan bilgelerin tercih ettiği bu yola çıkarak looser’lıktan trendy’liğe terfi etmiştir. Mistisizmin trendi de(…) daha büyük bir duvardır ama tuğlaları efsunlu cümlelerden yapılmıştır.” 1&lt;br /&gt;(Fatih Akın’ın son filmi ‘yaşamın kıyısında’ için bkz. ‘yaşamın kıyısında ve fatih Akın yaşamın uzağında. Adil Okay)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dövüş Kulübü’nden kısa bir süre önce yine bir arkadaşımın hararetle tavsiyesi üzerine seyrettiğim Kimberly Pierce’in Erkekler Ağlamaz' adlı filminde de benzer bir hayal kırıklığı yaşadım. Eşcinsellerin dramının çok iyi anlatıldığı bir filmdi. Oyuncular da rollerinin hakkını veriyordu. Ama o kadar. Ee daha ne olsun diyeceksiniz. İyi ama bu konuda o kadar çok film yapıldı ki. Çok da başarılı bulduklarım oldu. Mükemmel diye tavsiye edilen bu filmde, doğal olarak, diğerlerinden önemli bir fark aradım bulamadım(belki de sinema eleştirmeni olmadığımdan). Filmin en zayıf halkası: Karakterler ne yer, ne içer, nasıl geçinir sorularının yanıtının olmamasıydı. Yani emek, iş, çalışma hayatı yok. Herkes bohem yaşamakta. Film boyunca verilen mesaja göre, kapitalist sistem iyi işlemekte, kimseyi aç bırakmamaktadır. Sadece eşcinsellerin sorunları vardır. Elbette her filmde her sorun anlatılamaz. Ama bu kadar çok karakterin olduğu (ve neredeyse 3 saat süren) filmde kimsenin çalışmaması, buna karşın gül gibi geçinmesi senaryodaki ciddi bir zaaf mı, yoksa bilinçli olarak suya sabuna dokunmayan bir film yapma çabası mı? Yoruma açık. Oysa eşcinsel olan kadın kahraman işçi olsaydı üçlü bir baskı gördüğü daha iyi anlatılabilirdi. Ne demek üçlü baskı: ABD’de Kadın olmak ikinci cins olarak baskı görmek demektir. Eşcinsel olmak artı dışlanmak demektir. Bir de işçi ve/veya işsiz olmak üçüncü handikaptır. Hele bir de üstüne kapitalizm karşıtı yani muhalifseniz. Uzatayım bir de siyah tenliyseniz. Etti beş. Hadi birini ikisini geçelim. Kahramanımız beyaz - kadın ve eşcinsel. Ama nedense sınıfsız.&lt;br /&gt;Yine 3–4 yıl önce izlediğim ABD yapımı bir filmde (adını, yönetmeni unuttum. Cennette beş dakika olabilir) muhafazakâr-orta burjuva bir çiftin dramı çok daha iyi anlatılmıştı. Erkek iyi bir Hıristiyan, iyi bir baba ama eşcinselliğini gizli yaşıyor. Karısıyla bir süre sonra cinsel ilişkiye giremez oluyor. Kadın da bahçıvanları olan bir zenciyle duygusal yakınlaşma yaşıyor. Kocası evi terk edip genç bir erkekle yaşamaya başlıyor. Adamın eşcinselliğinin yarattığı skandal hafif atlatılıyor ama kadının bir siyahla gezmesi, dans etmesi daha büyük bir skandala yol açıyor. En yakınları bile kadını terk ediyor. Sırtını dönüyor. Zenci de beyazların baskısı bir yana bizzat zenciler tarafından da dışlanıyor. Kenti terk etmek zorunda kalıyor. Kadının yaşadığı dram ve burjuva yaşam biçiminden yoksulluğa geçişi kare kare veriliyor. Demek istediğim ‘Erkekler Ağlamaz’ vasat bir film olmuş. Neden bu kadar çok beğenildi, övüldü anlamak zor değil. Çünkü postmodern zamanlarda kimlik, etnisite, eşcinsellik gibi sorunlar sınıf, emek, işsizlik, açlık, savaş gibi sorunların önüne konuluyor. Birlikte ele alınmıyor. (Elbette bu sorunlar da, kimlik, kadınların ve eşcinsellerin yaşadığı trajediler, etnisite, azınlık hakları v.d. de çok önemli.)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1970’lerde Pink Floyd ve benzerlerinin ‘eleştirel gerçeklik’te kaldıklarından söz ediyordum, bu gün ise postmodernizmden. Elbette adlarını andığım bu insanların hepsi bilinçli olarak postmodern sanat yapmamaktadır. Belki samimi olarak bir şeylere karşı çıkmışlardır. Kapitalizmin çirkin yüzünü görmüş ve alternatif sunamadan veya alternatif olarak mistisizmi gösterip duyarlı-demokrat olduklarını düşünmüşlerdir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Her aydının Che Guevara olmasını, her şairin Nazım Hikmet olmasını beklemek nasıl gerçekçi değilse, her sinemacının da Vertov, Eisenstein veya Yılmaz Güney olmasını beklemek safdillik olur. Üstelik günümüzde postmodern düşünürler sol söylemler kullanıp, Marksizm’i nihilizm, mistisizm ve modernizm ile karıştırıp takiye çorbası pişirirken ve bu zehirli çorbadan bilim insanları ve bazı yarım akıllı solcular bile etkilenirken, sanatçıların kafalarının karışmaması çok zor. Bu anlamda onları ezber sözlerle, sloganlarla mahkum edip dışlamadan önce düşünülmeli? Sezen Aksu ‘Cumartesi Anneleri’ için beste yapmış ve bundan para almamıştır. Sezen Aksu’yu, keza ‘Barışa Rock’ etkinliğine ücretsiz katılan rock gruplarını ‘neden örgütlü muhalif değilsiniz’ diye ne kadar eleştirme hakkımız var? Üstelik ülkemizde sisteme muhalif-alternatif örgüt ve partiler henüz çekim merkezi olamamışken.&lt;br /&gt;Ancak ‘Dövüş Kulübü’ gibi FBI, CİA siparişli filmleri de acımadan eleştirmek gerekir. Bu filmi hem sanatsal-estetik açıdan, hem verdiği mesajlar açısından beğenmek yeni yetme macera düşkünü delikanlılar için doğaldır. Senaryoda anarşizmi keşfetmek ise önce anarşistlere hakaret olur. Başta da dediğim gibi filmde sadizmden, faşizmden, nihilizmden, anarşizmden, mistisizme kadar her şey iç içe geçmiş, ortaya postmodern bir çorba çıkmıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Son sözü yine Osman Özarslan’a bırakıyorum:&lt;br /&gt;“Nazım’ın en bilinen şiirlerinden birisinde ‘Bu duvarın dibinde/ bizimkileri kurşuna dizdiler/ (…)/ o duvar/ duvarınız/ vız gelir bize vız…’ der. Nazım şiirinde derin bir içlenme ve hınçla, duvar diplerinde katledilen komünarları yad’eder. Adnan Gerger’in ‘Firar Öyküleri’ne göre, 70’li yıllarda, Adalet bakanı Ulucanlar Cezaevini ziyaret eder ve der ki: ‘ Çok güvenli bir cezaevi, mahkumlar huzurlu, asayiş berkemal.’ Bu açıklamanın ertesi günü Ulucanlar cezaevinde yatan devrimci tutsaklar, Mehmet Zeki’nin önderliğinde firar ederler ve geride her şeyi özetleyen bir pankart bırakırlar: O duvar/ duvarınız/ vız gelir bize/ vız… Adalet bakanı istifa eder. Mehmet Zeki bir çatışmada, bir duvarın dibinde katledilir…”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1/Osman Özarslan. Duvarlar-Durumlar-Duyumlar- Duruşlar. Sanat ve Hayat. Mayıs- Haziran 2007.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;a href="http://uk.mc253.mail.yahoo.com/mc/compose?to=adilokay@hotmail.fr" target="_blank"&gt;&lt;span style="color:#cc6600;"&gt;adilokay@hotmail.fr&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#cc6600;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;span style="color:#cc6600;"&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#006600;"&gt;&lt;strong&gt;Yazmak üzerine yazmak&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="color:#666666;"&gt;Semih Bulgur&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Çizmek üzerine çok yazdım da yazmak üzerine yazmak ilk kez... Yazar çizerlik hep paralel şeyler gibi düşünülür. Gerçekten de birbirini tamamlayan ve geliştiren şeylerdir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çizerken fırçanız, kaleminiz konuşur, cam gibi gözler, kalem gibi kaşlar, sütun gibi bacaklar, dev gibi dağlar, orman gibi kalabalıklar can bulur fırçanızın ucunda.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ruhunuz, bedeniniz ve beyniniz beyaz bir kağıdın üstünde, kara bir kalemin ucundadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Acı, tatlı, iyi, kötü, nefret, merhamet, öfke, sevgi, meydan okuyuş, büzülüşte yok oluş, dim dik durup var oluş hepsi korkusuz sallanan bir fırçanın ucunda mürekkep damlasıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Diyemediğinizi deyip, en azılı düşmanları yenip, zafer türküleri çizersiniz. Tuval’in arkası diktatör ve terminatör firavunlar tarafından sarılmış olsa da demokrasi çizgidedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ezilen için büzülen için haksızlıklara ve zulümlere karşı vurulur fırça darbeleri. Sonunda ağrısıyla sızısıyla eseriniz karşınızdadır. Bir tebessüm ve sanatın ferağlığında nefes almak, size ufak bir ödül olur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yazarken kelimeler boyanız, cümleler fırçanız olur. Nakış nakış, boncuk boncuk dizersiniz satırlara rengarenk kelimeleri. Yazmak yada çizmek hepsi esnetik kaygısı taşır, biri görsel biri de edebi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yazarken ufak punto harflerin ördüğü kelimeler öyle bir desen alır ki en büyük tablo, en büyük çizer kıskanır. Ve bu heyecanlı ve tehlikeli yolculuktan sonra çıkan eserler, öyle etkili olabilir ki yüzyıllar sonra bile okunup anılabilirsiniz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yada yazdıklarınız yüzünden hakkınızda ölüm fermanı çıkarılır veya bütün kapılar yüzünüze kapanır… Kimilerine göre boş şeyler olarak görülen kalem ve fırça böylesine güçlüdür işte.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fırçamızın ve satırlarımızın güzele, doğruya ve umut dolu yollara akması dileği ile.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ramazan da yaklaşmışken bir yazar çizer duası yapalım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Allah’ım ilmimizi ve sanatımızı arttır ki hayıra ve barışa yönelik işler yapalım. Allah’ım sen bize güç ver ki doğruyu yazalım güzeli çizelim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Senin her şeye gücün yeter.&lt;br /&gt;www.semihbulgur.com&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#666666;"&gt;&lt;strong&gt;GÖKHAN CENGİZHAN&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="color:#666666;"&gt;Ulus heykel&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nasıl dokundu, omzumda bir el !&lt;br /&gt;Alıp taşıdı beni, çocukluğumuzun sokağına.&lt;br /&gt;Onunla, yeniden sancır gibi bir yalnızlık.&lt;br /&gt;Onunla, kuru bir yazda harlanan içimdeki köz.&lt;br /&gt;Onunla, bugünden kaçış, olmayan bir zamana.&lt;br /&gt;Onunla, fiskos bile değil, birkaç acı sözcük.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sen, tütün çiğne, öyle oku bu şiiri.&lt;br /&gt;Bana, sızın aksın incir yapraklarından.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O yokken kayboldum, evvel zaman içinde.&lt;br /&gt;O varken yürüyorum, görünmez ufku yol sanarak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Göğsüme oturan yumruk, kalbime dolanan sarmaşık.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hiçbir şeyim, ama öksüzüm!&lt;br /&gt;Omzumda eskisin elin..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#c0c0c0;"&gt;22 Ağustos 2008, Cuma&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#333399;"&gt;BİR ŞAİR BİR KİŞİLİK VE BİR SOSYALİST OLARAK ŞAİR İLHAN KARAMAN’I TANIMLAMA&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#666666;"&gt;hüseyin avni cinozoğlu&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#3366ff;"&gt;İlhan Karaman ölümü çok düşünmezdi. Yani ölüm karşısında endişe duyan biri değildi.&lt;br /&gt;Ama hayatı çok ciddiye alır , hayatı değerli bulur ve hayatı severdi&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İlk şiiri Karabük’te yayımlanan YÖRE dergisinde yayımlandı.Adı.TÜRKÜ GİBİ. 1980 yılı olmalı&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İçselleştirdiği adalet ve doğruluk ilkeleri eylemlerinde gözettiği temel ilkelerdi.Güzel bir dünya ve güzel, aydınlık bir Türkiye istiyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ucuz kahramanlıklara prim vermezdi ama korkusuz biriydi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Akıllıydı&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir şair olmak önemli mi…Elbette. Ama bir şair olmadan önce örnek bir aile reisi olmak. Bu daha önemli.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Birbirinden güzel dört meri kekliği vardı:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;DERYA DENİZ ÇAĞLAR HAVVA&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çocukları çok severdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Neslihan Çiçeği de&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Onun Laz inadı açıkçası hoşuma giderdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Büyük bir insandı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“ Bu dünyada onurlu bir hayat önemlidir” tamı tamına bu sözü ondan duydum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İlhan abi seni tanımak çok güzeldi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fotoğrafına bakan bakışındaki güzelliğin sana çok yakıştığını hemen anlayacaktır&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir şaire benzetsem; Nazım Hikmet sevgine rağmen Ceyhun Atuf Kansu’ya benzerdin daha çok.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdi Hopa’da Karadeniz den yankılanan dalgaların sesleri, üzerinde yıldızlarla dolu bir sema.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ne varsa yüreğimizde!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#336666;"&gt;BENİM BİR ANNEM OLSAYDI TUNA'YA BENZERDİ&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;span style="color:#666666;"&gt;Leyla Şahin&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#666666;"&gt;benim bir annem olsaydı tuna'ya benzerdi&lt;br /&gt;akardı bir şehrin kalbini ikiye bölüp&lt;br /&gt;bir çalgı olsaydı&lt;br /&gt;mutlaka kırık bir çalgı: akordeon&lt;br /&gt;şiirim işte! açılıp kapanan yara&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ceviz yeşili zaman&lt;br /&gt;kuşlar toplanır akşam olunca&lt;br /&gt;örttüm yaralarını taze kaldı zaman&lt;br /&gt;ayrılık ayrılıkla gezer&lt;br /&gt;kavuşmanın derin yüzleri&lt;br /&gt;bir elinde kalem bir elinde orman&lt;br /&gt;yan yana durduk bir zaman&lt;br /&gt;siyah günler içinde&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;siyah günler içinde bir geyik sürüsü&lt;br /&gt;ama bir geyik sürüsü&lt;br /&gt;ormanın annesi ay&lt;br /&gt;yırtıp alevden sesini&lt;br /&gt;aşkların dağından bir nehir olup akar&lt;br /&gt;akar kalbim gibi bir şehir&lt;br /&gt;sulara sarılarak&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;benim bir annem olsaydı tuna'ya benzerdi&lt;br /&gt;akardı bir şehrin kalbini ikiye bölüp&lt;br /&gt;bir çalgı olsaydı&lt;br /&gt;mutlaka kırık bir çalgı: akordeon&lt;br /&gt;şiirim işte! açılıp kapanan yara&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#663366;"&gt;Şiirin İlkeleri&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#663366;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="color:#999999;"&gt;Özkan Mert&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="color:#993399;"&gt;1.&lt;br /&gt;“ ŞAİRİN GÖZLÜKLERİ SÖZCÜKLERDİR.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şairlik sürekli bir iştir.&lt;br /&gt;Günde beş saat şairlik olmaz.&lt;br /&gt;Cemal Süreya: “Ben günde 24 saat şiir düşünürüm” derken bunu anlatmak istedi.&lt;br /&gt;Şair günde 24 saat dünyaya şair olarak bakar.&lt;br /&gt;Günde 5 saatlik avukatlık, 6 saatlik mühendislik, 10 saatlik öğretmenlik, 3 saat kabzımallık olur,&lt;br /&gt;ama şairlik olmaz.&lt;br /&gt;Ne olursanız olun, ne yaparsanız yapın, günde 24 saat dünyaya şair olarak bakacaksınız.&lt;br /&gt;Ama otobüsten, balkondan, trenden değil, sözcüklerin içinden bakacaksınız.&lt;br /&gt;Şair,dünyayı sözcüklerle gören insandır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çünkü şairin gözlükleri sözcüklerdir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2.&lt;br /&gt;“ŞİİRDE İLK DİZE TANRIDANDIR.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şairle sözcüklerin düellosunda, şair şiirden hızlı davranıp, ilk kurşunda bir kaç sözcük vurabilir.&lt;br /&gt;Hatta bir dize bile yakalayabilir.&lt;br /&gt;Bu çok önemlidir, çünkü şiirin belki de kılavuz dizesidir.&lt;br /&gt;Kılavuz dize bir trenin lokomotifidir, arkasındaki vagonları (sözcükleri) çekip götürebilir.&lt;br /&gt;Şiirin mimari yapısının oluşmasında çok önemli bir rol oynar.&lt;br /&gt;Paul Valery’e göre “İlk dize tanrıdandır.’’&lt;br /&gt;Neden ilk dize tanrıdandır?&lt;br /&gt;Çünkü bir kaosun içinden çıkar ve kaosun ilk örgütlü birimidir.&lt;br /&gt;Fakat bu tanrısal dize (ki ben buna kılavuz dize diyorum) yanıltıcı da olabilir.&lt;br /&gt;Şiir bu dize ile şairin önüne ilk yemi atmış olabilir.&lt;br /&gt;Şairin bu dize ile ne yapabileceğini dener.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şair ilk dizeyi bilmez. Yalnızca sezer.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;3.&lt;br /&gt;‘’BEN ŞİİRİ ÇOK SEVİYORUM...’’&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Evet! Şiiri çok seviyorsunuz&lt;br /&gt;ama şiiri sevmek başka şey, şiir yazmak başka şeydir.&lt;br /&gt;Şiiri çok sevmeniz, size iyi şiir yazma olanağını ve garantisini vermez.&lt;br /&gt;Ben jet uçağıyla uçmayı çok seviyorum ama pilot değilim.&lt;br /&gt;Kalp sözcüğünü çok seviyorum ama by-pass ameliyatı yapamam.&lt;br /&gt;Şiir yazmak, jet uçağını kullanmaktan yada by-pass ameliyat yapmaktan daha mı kolay ?&lt;br /&gt;Şiir yazma konusundaki bu kolaycılık anlayışı nereden geliyor ?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ülkemizin kültüründe mi böyle bir sakatlık var?&lt;br /&gt;Sanıyorum bu anlayışın kökünde, Türkiye’de, kötü şiir yazarak da ‘Ünlü Şair’ olunabileceği düşüncesi yatıyor. Bunun da yüzlerce örneği var.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ama Türkiye’de bu şairlerin sabun köpükleri gibi yokolup gittiğini görmediniz mi?&lt;br /&gt;Türk edebiyatı şiir mezarlıklarıyla doludur.&lt;br /&gt;Internet bu işe yeni bir boyut kattı: Kağıt mezarlıkların yanında elektronik mezarlıklar oluşturdu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ama edebiyatın en güzel yanı kötüyü temizlemesidir&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşin olumlu yanı da var tabii;&lt;br /&gt;kötü şairler olmasa iyi şairler olmazdı.&lt;br /&gt;Kötü olmasa, iyi olmazdı.&lt;br /&gt;Çirkin olmasa, güzel olmazdı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;4.&lt;br /&gt;“ŞİİR NE ANLATIR?”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hangi konuda yazıyorsunuz?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu soruyla karşılaşmayan şair var mıdır?&lt;br /&gt;Ne zaman bu soru sorulsa bana elim ayağım tutulur. Ne cevap vereceğimi bilemem&lt;br /&gt;Bir duvar ustasına eliyle ne iş yaptığını sorsanız ne yanıt alırsınız ?&lt;br /&gt;Bu soru, soruyu soranın konumunu hemen belirler; şiire,edebiyata uzaktan bakan bir kişidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çünkü şiirin konusu yoktur, kendisi vardır.&lt;br /&gt;İdeolojisi de kendisidir, konusu da... hayatın içinde yer alan her şey, canlılar, doğa, evren, yıldızlar... Şiirin coğrafyası hayattır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Küçük bir anı; Ölümünde çok kısa bir önce Cemal Süreya ile İstanbul’da Cağaloğlu’nda bir meyhanede içiyoruz, şiir ve hayat üzerine konuşuyoruz.&lt;br /&gt;1969 yılında ANT dergisinde yayınlanan ‘60 Şiir kuşağı manifestosunda’ Cemal Süreya’yı en fazla eleştiren şair bendim.&lt;br /&gt;Ateşin içinde yaşanan 60’lı yıllarda, ikinci yeni akımını toplumsal duyarsızlıkla eleştiriyorduk.&lt;br /&gt;‘Cemal’, dedim. ‘Seni ben fazla mı eleştirdim?’&lt;br /&gt;‘Yok,’ dedi. ‘Sen haklıydın. Şairler, kuşaklar dövüşe dövüşe gelişirler.’&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;5.&lt;br /&gt;“ŞİİR YALNIZ ANLATTIKLARIYLA DEĞİL, ANLATMADIKLARIYLA DA VARDIR.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir şiir asla anlattığı kadar değildir.&lt;br /&gt;İyi şiir, alt bilinciyle de okura ulaşır ve okura seçme özgürlüğü verir.&lt;br /&gt;Okuru bilmediği bir dünyaya fırlatır.&lt;br /&gt;Onu kendi yaşamına ve dünyaya açılandırır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Okur bir şiiri, neden şairin istediği gibi anlasın?&lt;br /&gt;Anlarsa o şiir durağan, statik bir şiir olur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu açıdan bakınca şairleri iki bölüme ayırabiliriz :&lt;br /&gt;Okuru şiire katan, okurunun şiiriyle bütünleşmesini sağlayan şairler ve okurunu şiiriyle sınırlayan şairler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bence okur, şiiri her okuduğunda yeni şeyler bulmalıdır. Heyecan duymalıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şiirin bilinçaltı: sözcüklerin yanma noktaları arasındaki alanlarda söylenmeyen fakat beynimize ve kalbimize akıtılan kızgın eriyikleridir.Okur bunu, şiiri okurken anlamaz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yazılmayan, çağrıştırılan sözcüklerdir. Yazılan sözcüklerin uçurumlarıdır.&lt;br /&gt;Okuru heyecanlandıran işte bu uçurumlardır. Bazen de sözcüklerin arasındaki sessizliktir.&lt;br /&gt;Uçurumlarla sessizlik arasında bir yolculuk...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Klasik müziği ve caz şarkılarını düşünün.&lt;br /&gt;Onları var eden: melodiler arasındaki sessizlikler değil midir?&lt;br /&gt;Bu sessizliği çıkarırsanız, melodiler, trafik kazasında birbirinin üzerine binen arabalara benzer.&lt;br /&gt;Şiirde, sözcükler aralarındaki suskunlukla donanmıştır&lt;br /&gt;Bu suskunluklar şiirin nefes aldığı deliklerdir.&lt;br /&gt;Sessizlik şiirin solunum organıdır.&lt;br /&gt;Şiirin yaşam süresini belirler.&lt;br /&gt;Kısaca, şair,anlattıklarının dışında,anlatmadıklarını okurun bilincine akıtan insandır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;6.&lt;br /&gt;“HER ŞİİR BİLİNMEYEN ADRESE GÖNDERİLMİŞ BİR MEKTUPTUR.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Biten her iyi şiir bilinmeyen bir adrese postalanmış bir mektuptur.&lt;br /&gt;Adresini kendi bulur. Hızını kendi tayin eder.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bakarsınız yazdığınız bir şiir bir yerlere takılır kalır, bir diğeri adresini bulur.&lt;br /&gt;Hiç tanımadığınız yerde hiç tanımadığınız insanların elinde dolaşır, onların hayatına ortak olur.&lt;br /&gt;İstanbul’da düzenlenen bir söyleşi ve şiir saatinde, bir devrimci:&lt;br /&gt;‘Hocam!’ dedi. ‘ Sizin şiirleriniz beni hapishanede ayakta tuttu, bana direnç verdi.&lt;br /&gt;Şiirlerinizi okumasaydım şu anda hayatta olmayacaktım.’&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O an ağlamamak için kendimi zor tuttum.&lt;br /&gt;Şair olarak yaşadığım en mutlu ve en sevinçli anlardan biriydi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İzmit’te, Süleyman Demirel Kültür merkezinde benim için düzenlenen bir şiir gününde, üniversiteli genç bir kız: ‘Hocam! Diren! Ey Kalbim’i okur musunuz?’’ diye sordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şaşırdım. 20 yaşında bir öğrencinin, 40 yıl önce yazdığım şiiri dinlemek istemesi şaşırttı beni.&lt;br /&gt;Ben bu şiiri yazdığım zaman, o daha doğmamıştı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Anladım ki, 68 olayları içinde yazılan bu şiir, bu gün de aynı tazelikte ve güncellikte.&lt;br /&gt;Umarım,bu öğrencinin çocuğu da, bir gün aynı şiiri dinlemek ister.&lt;br /&gt;Benim sesim dünyada olmayacağı için, yaşayan başka bir sesten...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bence, bir şairin hiç tanımadığı insanların hayatına olumlu yönde ortak olması, onlara sevinç, direnç ve yaşama sevinci taşıması, aşılaması, şairliğin en güzel yanı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bazen bir şair, bazı şiirlerinin önemini okurlarından öğrenir.&lt;br /&gt;Çok önemli çok iyi bulduğunuz bir şiir değil de, başka bir şiiriniz insanlara ulaşır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu da, şiirin, şairden ayrı,kendi yaşamı olduğunun ispatıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;7.&lt;br /&gt;“ŞAİR OLUNUR MU?”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şair olunmaz. Şair, şair olduğunu bilmez. Şairliğini sonradan anlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Artık şiirden başka bir şeyi seçme özgürlüğü yoktur.&lt;br /&gt;Şairden başka herkesin şair olduğunu söyleme hakkı vardır.&lt;br /&gt;Bir kelebeğin kelebek olduğunu söylemesi ne kadar gereksizse, bir şairin şair olduğunu söylemesi o kadar gereksiz ve anlamsızdır.&lt;br /&gt;Herşey olabilirsiniz: Başbakan, doktor, avukat, mühendis vb. Herşey olunur.&lt;br /&gt;Ama şair olamazsınız.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çünkü şairlik olunacak bir şey değildir.&lt;br /&gt;Şairlik insanın çocukluğundan başlayıp tüm yaşamı boyunca varolan kaosun dilsel ateşlenişinin yansımasıdır.&lt;br /&gt;Denizin dibindeki midye içine kaçan yabancı bir maddeyi dışarı atmak için yıllarca çaba verir. Bunu yaparken o maddenin üzerini kat kat salgılar. İşte yıllarca süren bu yoğun işçiliğin sonucu inci tanesi oluşur.&lt;br /&gt;Burada şunu kaçırmayın: Midyenin, inciyi yaratışı, bilinçli bir seçim değil, doğal ve kendiliğinden bir oluşumdur.&lt;br /&gt;Önkoşullarını düşünün: Önce deniz dibi gerekli, sonra midye olacaksınız,&lt;br /&gt;İçinize kum taneciği kaçacak, sonra bunu salgılayacak salgınız olacak ve sonra bundan pislik değil, inci oluşacak.Oluşan incinin şekli de pürüzsüz yuvarlak ve parlak olacak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşte gerçek şairler bu süreci bilmeden yaşayıp, sonradan farkına varan Ve bu süreci yeni oluşumlarla sürdürmesini bilen insanlardır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şairliğin mektebi yok mu? Var elbet.Bu mekteplerde şiirin ne olup olmadığını öğrenebilirsiniz.&lt;br /&gt;Ama bu mekteplerde öğretilmeyen, öğretilmesi mümkün olmayan tek şey vardır; Yaratıcılık.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Küçük bir öykü: Polanya’nın Lodz kentinde dünyanın en önemli sinema okullarından biri vardır. Bu okuldan Roman Polansky gibi büyük yönetmenler yetişmiştir. Okulu ziyarete gelen gazeteci okulun müdürüne sorar:&lt;br /&gt;-Bu okuldan büyük yönetmenler çıkıyor. Okulunuz çok önemli bir okul olmalı.’&lt;br /&gt;‘Hayır,’ der müdür.’ Büyük olan okul değil, gelen öğrenciler. Biz yalnızca, bize gelen gençlere, onların dahi olduğunu gösterdik, kendileri bilmiyorlardı.’&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ama herkes dahi değildir.&lt;br /&gt;Şunu söylemek istiyorum; Edebiyatı, şiiri, sanatı seviyorsunuz.&lt;br /&gt;Ne güzel,sevin! Bu okullara gidin, bilginizi, donanımınızı arttırın, diplomalar alın. Asın duvara.&lt;br /&gt;Ama şiiri sevmenizi, iyi şiir yazacağınızın asla bir garantisi olamaz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hiç bir okul sizi sanatçı yapamaz. Çünkü yaratıcılık öğretilemez.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Evet! Şair olunur mu? diye sormuştuk.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bence olunmaz. Şair, şair olduğunu sonradan öğrenir. Şairler gittikleri yolda büyük olduklarını öğrenirler. Büyük şiirler, şairlerini uçurumda beklerler. Hiç bir güzelliğin ve yaratıcılığın kendini ispata ihtiyacı yoktur. Bir kuş sesinin, güzelliğini ispata ihtiyacı yoktur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;8.&lt;br /&gt;“ŞAİRİN HEDEFİ NEDİR?”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şairin hedefi yoktur. Yalnızca şiiriyle geçtiği ve geçeceği duraklar vardır.&lt;br /&gt;Çünkü şiir sonsuzdur.&lt;br /&gt;En çok bildiğimizi sandığımız bir anda en bilmediğimiz şeydir.&lt;br /&gt;Şair, şiirin bu sonsuz yolculuğunda, çok kısa bir süre yol arkadaşlığı yapar şiire.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şair, yazarak öğrenir. Şair, şiir yazarak bir tanıdık arar dünyada.&lt;br /&gt;Herkesi birbirinin tanıdığı yapar: Birbirlerini düşman sanıp,birbirlerini öldürmesinler diye.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;9.&lt;br /&gt;“ŞAİRLER ŞİİRİ BİLMEZ.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bilselerdi şiir yazmazlardı.&lt;br /&gt;İyi şairlerle kötü şairlerin arasındaki en önemli farklardan biri budur.&lt;br /&gt;İyi şairler şiiri bilmediklerini bilirler. Kötü şairler de bildiklerini sanırlar.&lt;br /&gt;Şiirin bilinmezliğini ve gizemini bilmek iyi şiire giden yolu açar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şairlerin şiir üzerine düşünceleri de, kendilerince, “Şiirin nasıl olması gerektiği’’ne ilişkin olduğu için, şiirle fazla bir ilişkisi yoktur. Özel, bireysel düşünceleridir. Şiir, şairlerin, şiir üzerine düşüncelerini asla ciddiye almaz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şairler şiiri bilmez, sezer yalnızca.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;10.&lt;br /&gt;“BÜYÜK ŞİİR VAR MIDIR?”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Vardır elbet. Büyük şiirin olmadığını söyleyenler küçük şiir- yazarlardır.&lt;br /&gt;Çünkü onların şiirini açığa çıkarır, kızağa çeker.&lt;br /&gt;Bu yüzden büyük şiiri en iyi tanıyanlar da onlardır. Büyük şiir mi istiyorsunuz ?&lt;br /&gt;Yüzlerce sayabilirim size.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İlhan Berk’ten, büyükten öte dev bir dize :&lt;br /&gt;“Ben gidiyorum, ölüme, o büyük tümceye çalışacağım”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ya Yasenin’in şu şiirine ne diyorsunuz :&lt;br /&gt;“Şu yaşamda yeni bir şey değil ölmek&lt;br /&gt;Ama o kadar yeni sayılmaz yaşamak da.’’&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ölüm ve yaşam ne kadar yalın ve büyük bir şekilde anlatılıyor.&lt;br /&gt;Zaten büyük şiirlerde bu özellik vardır: Herkesin kolayca yazacağını sandığı ve asla yazamayacağı şiirlerdir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yalınlıkları, insan ve dünya kaosunun içinden süzülerek gelişlerindendir.&lt;br /&gt;Kumsallarda, milyonlarca yıldır dalgalarla boğuşarak yalınlaşan taşlardır.&lt;br /&gt;İçlerinde mikrokosmosu taşırlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;11.&lt;br /&gt;“HEPİMİZ ŞAİRİZ.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;‘’Hepimize ilham perileri geliyor, bir şeyler yazıyoruz. Bunun kötü yanı var mı?’’&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hayır, Yok! Yazın! Bu sizin bileceğiniz bir şey.&lt;br /&gt;Çok dertliyseniz gidip bir meyhaneye bir büyük rakı da devirebilirsiniz.&lt;br /&gt;Masanızdaki dostlarınıza sabaha kadar hayatınızı anlatabilirsiniz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ama şiirlerinizle okurları esir almaya ne hakkınız var ?&lt;br /&gt;Şiir bir dert dökme makinası mıdır?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şiirin bir ‘’RUH TEMİZLEME KLİNİĞİ’’ olduğunu kim söyledi size?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;12.&lt;br /&gt;“OKUMAK YA DA OKUMAMAK.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir İsveçliye: ‘’Yazdığın bu şiir iyi değil’’ deyin, hiç alınmadan sizinle tartışır.&lt;br /&gt;Sizden bu konuda bir şeyler öğrenmeye çalışır.&lt;br /&gt;Türkiye’de birine bunu söylerseniz ne olur? Asla kabul etmez, belki de sizi vurur. Neden ?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çünkü : Türkiye’de şiir, ‘’İyi’’ ve ‘’Kötü’’ kavramlarının içinde yer almaz .&lt;br /&gt;O! Herkesin yapabildiği bir şeydir. Ciddi bir iş değildir. Özel bir bilgi ve çabayı gerektirmez.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(İşin ilginç yanı, böyle düşünenler yalnız ‘’sokaktaki insan’’lar değil, aydınlar, entelektüeller de bu görüşte.) Dergileri dolduran şiirlere bakın lütfen! Anlayacaksınız.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çünkü : Türkiye, nüfusuna göre, okuma oranının dünyada en düşük olduğu ülkelerden biridir.&lt;br /&gt;Neden İsveç’te bu iş Türkiye’deki gibi değildir.&lt;br /&gt;Çünkü : İsveç, dünyada okuma oranının en yüksek olduğu ülkedir.&lt;br /&gt;Okuyan insan şiir yazmaya korkar. Bu kadar basit mi bunun cevabı diyeceksiniz. Galiba.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;13.&lt;br /&gt;“KİM İZİN VERDİ SİZE?”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nobel Edebiyat ödülü alan Josef Brodsky, Stalin döneminde şiir yazdığı için tutuklanır mahkeme önüne çıkarılır. Hakim sorar:&lt;br /&gt;-Adınız&lt;br /&gt;-Josef Brodsky&lt;br /&gt;-Mesleğiniz&lt;br /&gt;-Şair&lt;br /&gt;Hakim ters ters bakar ve sert bir sesle;&lt;br /&gt;-Kim izin verdi size şiir yazmanız için?, der.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yeryüzündeki tüm iktidarların ortak görüşüdür bu.&lt;br /&gt;Bu yüzden şiir tüm iktidarlara karşıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;14.&lt;br /&gt;“ŞİİR BİR KÜFÜR KADAR BERRAK OLMALIDIR.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir şiir ilk okunduğu anda anlaşılmalı ve arkasında berrak resimler bırakmalıdır.&lt;br /&gt;Okur, şiirin dili nedeniyle zorlanmamalıdır. Dil, şiirde, okuru güzel bir bahçeye ulaştıran güzel bir yol olmalıdır. Ama bu berraklık şiirin içeriğindeki yoğunluk ve zenginlikten kaynaklanıyorsa, bunu anlamak okurun işidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Birgün İstanbul’da, İstiklal caddesinin girişinde sandöviç satan bir dükkanda oturmuş sandöviç yiyordum. Dükkanın cam pencerelerinin önünde çeşit çeşit nefis sandöviçler dizili.&lt;br /&gt;Yedi sekiz yaşlarında perişan kılıklı bir sokak çocuğu (kız) pencerenin önünde durdu, sandöviçlere baktı. Dükkanda çalışanlarda biri, müşterileri kaçırmasın diye kızı kovdu. Kovulan kız bir süre sonra yeniden geldi ve sandöviçlere bakmaya devam etti. Bu durum bir kaç kez devam etti. Kız gene geldi ve arkasında sandöviçlerin dizildiği cam pencereye tükürdü. Kocaman bir tükrük fırlattı ve kaçtı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu tükrüğün içinde her şey vardı: Açlık, nefret, öfke, direnç...&lt;br /&gt;Ve bu tükrük çok açıktı, netti, berraktı, kocamandı, güçlüydü...&lt;br /&gt;İşte, dedim kendi kendime. Bir şiir böyle olmalı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu tükrük gibi şiir yazmaya çalıştım.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="color:#993399;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="color:#993399;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="color:#993399;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="color:#993399;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;BİR MAVİ ADAM: NACİ GİRGİNSOY*&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#666666;"&gt;&lt;em&gt;İlkay Noylan&lt;/em&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#990000;"&gt;Çevre kirliliğinin artık yaşamsal faaliyetleri tehdit eder hale geldiği; ‘iletişim’ sözcüğünün yalnızca seminerlerde, konferanslarda dile getirildiği ama uygulama aşamasında çoğunlukla ötelendiği, içinin boşaltıldığı; giderek her şeyin makineleştiği, insan ilişkilerinin bile tuşlar, elektronik posta kutuları arasına sıkıştığı bir dünya. Yollarda yürüyen insanların artık gülümsemediği, aynada bile kendine düşmanca baktığı; suni mekânların, suni mutlulukların, suni yaşamların yaratıldığı bir dünya. Yaşam karşısındaki duruşu, farklı algılayış ve bakış açısı; içindeki doğa, canlı, insan, yaşam sevgisiyle, tükenmez hoşgörüsüyle dünyaya izini bırakmış bir mavi adam. Vazifelerin en güzeli: Yaşamak görevini yerine getiren kahramanın yazarı, her öyküsünde maviye, doğaya, umuda, emeğe saygıya, insan olmaya vurgu yapan bir mavi adamı ve onun öykü yazarlığını tanıtmak istiyorum sizlere.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Naci Girginsoy 1924 yılında Yunanistan Kesriye’de doğdu. 26 Haziran 1982’de yitirdiğimiz yazarın, öykü ve yazıları en çok Varlık Dergisinde yayınlandı. Naci Girginsoy çocukluğunda, eve alınan yiyeceklerin kese kâğıtlarını açıp okuyacak kadar sevdalıdır edebiyata. Gazete kâğıdından yapılan kese kâğıtlarının eksik yerlerini tamamlarken yazar olmaya karar verir. Mavinin Ölümü, Gençlik Çıkmazı, İpek Böceği, Ünlü Yazarlar Nasıl Yazıyorlar kitaplarını kaleme alır. Seka Posta Gazetesi’nde 25 yıl Yayın Müdürlüğü yapmıştır Naci Girginsoy. Kaynak, Varlık gibi dergilerde yazmış. Behçet Necatigil'in 'Edebiyatımızda İsimler Sözlüğü'nde yer almış. Varlık Eleştiri (1954), Türk Hava Kurumu Makale (1959), Tercüman (1966) ve Son Havadis (1973) öykü yarışmalarında birincilik ödülleri kazanmıştır. Ayrıca Akbaba Dergisi Yusuf Ziya Ortaç Gülmece Öyküsü Yarışmasında (1981) mansiyon almıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İçindeki sonsuz insan sevgisi “Kimsesiz, bırakılmış çocuklara sahip çıkacağım. Çekip alacağım çocuk gözlerindeki kapkara bulutu.” diyecek size ‘Uzakta Bir Bebek’ öyküsünün içinden. Devrik cümlelerle oluşturulan kurallı bir yaşamın izlerini süreriz “dışarısı” öyküsünde. Evin içindeki durağan yaşam ve onun korunaklıymış gibi görünen ama çok yıpratan “içeride” olma haliyle; akıp giden hayata karışan, onun tüm nimetlerinden yararlanan “dışarıda” yaşayanların gözle görülmez çarpışması; iç – dış karşıtlığı vurucu şekilde çıkıyor karşımıza bu öyküde. İç – dış karşıtlığı hem mekânsal açıdan hem psikolojik açıdan hem de cinsiyet ayrımcılığı şeklinde vurgulanmıştır. Kadın kahramanların istekleri, özlemleri, hissettikleri farklı da olsa, dışarıya yansıttıkları apayrıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çocuklarla yüksek empati kurma gücü olan anlatıcı, dolaylı yoldan büyükleri de uyarıyor: Toplumun küçükleri bastırma dogmasını yıkın. Herkes içinde bulunduğu anı doyasıya yaşasın. Zaten elimizde bulunan tek olanağın, ‘anı yaşamanın’ önemini vurgulayan cümleleri diğer öykülerde de sıkça okuyacağız. Büyükler tarafından bunca bastırılmış bir çocuğun / çocukluğun dışa vurulamayan aynı zamanda da sindirilemeyen yanının sessiz isyanını şu satırlarda okuruz: “hey, koşun, zıplayın biraz; içinizden geçeni yapın! Top oynayın. Gezin. Gerekirse döğüşün. Güreşin. Üstünüz kirlenirmiş, aldırmayın. Anneniz, babanız söylenecekmiş, dövecekmiş. Olsun. Çocuk olduğunuzu unutmayın. Büyüklere de, davranışlarınızla anımsatın. Aman, çabucak büyümeyin. Sizi çabucak büyütmek istiyorlar, başınızı derde sokmak istiyorlar. Kanmayın. Ben büyüdüğümde şöyle olacağım, böyle olacağım; şunu yapacağım, bunu yapacağım, dedirtiyorlar. Aldanmayın. Büyüdüğünüzde özgür olacağınızı söylüyorlar. İnanmayın. Bırakın büyümeyi, yarın’ı bir yana, bugün’e, şimdi’ye bakın, çocukluğunuzu yaşayın!” Kuşak çatışması her dönemde varlığını koruyan bir engeldir. Birey, çocukluktan çıksa bile hayatı boyunca özgür olamayacak çünkü her zaman için kendisini baskılayacak diğer insanlar, toplumsal normlar, kurallar, kurallar, kurallar olacak. Devlet Demir Yollarında görevli, yeni evli gece nöbetçisinden nöbetini devralmak üzere hazırlanırken birdenbire aynada kendini gören ve ne kadar yaşlandığını fark eden “Dışarıda Bahar Vardı” öyküsünün ana karakteri, karşı gelecektir yetişkinlerin kurallarına: “Yolumu gözleyen gece nöbetçisi dost, bağışla beni!” diyerek nöbetini devralmayacak, üç gün boyunca haber vermeksizin işe gitmeyecek, bahar günlerinin tadını çıkaracaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aile arasında olsa da zamanla ilişkilerdeki yozlaşmanın kişilere karşı hitapları etkilediğine tanık oluyoruz; ev içinde her türlü sorumluluğu yüklenmiş ablaya saygılı “abla” hitabından küçümser “kız” seslenişine geçerken ev halkı. Tüm umutsuzluğa, işlenen konunun toplumsal aşinalık, yerleşiklik hatta toplum bilincine kazınmışlığına rağmen insana umut ve yaşama sevinci aşılayan bir yazarla karşı karşıyayız. Adeta kaleminin ucundaki sihirle, okurun yaşam sevincini açığa çıkaran, ayrıntıda kalmış güzellikleri gözler önüne seren, insanların yüzünün gülmesinden, eşitliğinden yana olan Naci Girginsoy, öykülerinde insanı temel alıyor. İnsandan çıkıyor yola, dönüyor, dolaşıyor yine insana ulaşıyor. İnsanın her türlü duygu patlaması, çaresizliği, yardımseverliği, çalışkanlığı, anlaşmazlıkları, çatışmaları, hayata tutunamayışı, başarıları, başarısızlığı, isyanı, kayıtsızlığı, anlayışsızlığı, umudu öykülerde yer alır. Doğa başlı başına bir vurgu konusudur. Topraktan ve onun verimliliğinden, cömertliğinden uzaklaşmanın topumun duyarlı alanlarına indirdiği darbe; kendini en çok insanlar arası dayanışma, yardımlaşma, gönül birliği, dostluk duygularında gösteriyor “Mavinin Ölümü”nde. Yozlaşan, sığlaşan ve bir süre sonra insanlar arasına duvarlar ören ilişkiler o denli yatay bir dille anlatılıyor ki bunları kanıksamışlığımıza şaşırıyoruz. Balyoz gibi iniyor okurun zihnine, yüreğine ironi. İroninin tüm olanakları kullanılıyor. Kızlara söyleniyor can alıcı noktalar ama gelinlerin de hiç üzerine alındığı yok.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Doğanın tahrip edilmesi, sanayileşmenin insan hayatındaki olumsuz etkileri, giderek birbirine yabancılaşan aile bireyleri, ilişkiler ve bunların olası sonuçlarını işliyor Naci Girginsoy. Doğaya âşık bir yazar. Her öyküsünde maviye bir vurgu var. Olağan düşünce kalıplarının dışına taşıyor okuru, sonra aniden aslında olağan olanı anlattığını sezdiriyor. En karamsar, umutsuz başlayan öykünün sonunda bir aydınlık, bir mutluluk yerleştiriveriyor içimize yazar, tüm sıcaklığıyla. “Bizim savaşımız, kara’lara karşı çıkmak olmalı, diye düşünüyorum. Aklar, maviler, yeşiller, çoğunluğu kazansın. Pırıl pırıl aydınlık günler doldursun hayatımızı. İnsanlar çalışsın. İnsanlar gülsün. İnsanlar yaşasın.” dedirtiyor öykü kahramanına. Bir diğer öyküde şu sözler yazarın hayat felsefesini, aynı zamanda ‘insan’ olmanın özetini veriyor bize: “Hayat, yaşanması gereken, taşımaya zorunlu olduğumuz bir yük olmaktan çıksın, yaşamaya değer, büyülü bir sevinç olsun. Elimi kırmızı kiremitler üstünde gezdiriyor, tümüne çalışkanlık, yiğitlik, doğruluk, iyilik, sevgi yağdırıyorum. Sabah uyandıklarında daha mutlu olacaklar. Önce taze bir güne gülümsemekle başlamayı öğrenecekler. Sonra, isteyerek, severek çalışmayı. Doğru olmayı, dürüst ve yiğit davranmayı. Kimseyi aldatmamayı. Kimseye kötülük etmemeyi. Kimseyi kıskanmamayı… Giderek kahveler, ucuz meyhaneler, o zamanı yiyen kötümser izbeler, yerlerini temiz, ışıklı, neş’eli salonlara bıraksın. Daha çok tiyatro, daha çok konser salonu, daha çok spor salonu, daha çok kitaplık, park yapılsın. Kalabalık, şaşkın, kararsız akmasın şehrin caddelerinden.” Bir ütopya mı? Bunca kurulmuş güzel hayalin gerçekleşmesi; benliğinden, çıkarlarından başka bir yere odaklanamayan insanoğlu için mümkün müdür? Naci Girginsoy’un öykülerini okudukça neden olmasın diyor insan, neden gerçek olmasın ütopya? Gerçekleştiğini görmek istiyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dürüst, ülke meselelerine duyarlı, okuyan, çalışkan, genellikle olumlu özelliklere sahip insanlar Girginsoy’un öykü karakterleri. Duru bir dille, büyük bir Türkçe hâkimiyetiyle yazılmış öyküler. Yazarın; çetrefilli, ağdalı, anlamayı zorlaştırıcı ifadelerden tamamen uzak yalın bir anlatım dili vardır. Kısa cümleler kuruyor çoğunlukla. Yeri geldiğinde uzatıyor cümlelerini ama asla sıkıcı okumaya yol açmadan. Kendine özgü söyleyiş biçimiyle kullandığı sözcükler anlatımını zenginleştiriyor. Sessiz, suskun anlamında susuk diyor; sedyeye yatak araba; buruşan dostluklar…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Öykülerin tamamında görsellik hakim. Atmosfer canlanıveriyor okuyucunun gözünde. Okurun dikkatini dağıtacak, onu öyküden uzaklaştıracak tek bir sözcük yok öykülerde. Damıtılarak yazılmışlar. Deniz, gökyüzü, fabrikalar, testiler, küpler, Haydarpaşa Garı öykülerde kişileştirilmiş. Yazının tüm olanaklarından yararlanan bir yazarla karşı karşıyayız. Anlatı dilinin, kullanılan zamanın zenginliği okuru kitaba bağlıyor. Kimi öykü on beş yaşındaki gencin ağzından bir mektup oluyor bizi mahremiyetine alıyor. Kimi de Selim Tez’inki gibi günlük olup defter sayfalarında gezdiriyor tarihe de tanıklık yaptırarak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tüm öykülerde çok büyük bir toplumsal duyarlılık ve bilinç vardır. Halkın geçim sıkıntılarına sıklıkla vurgu yapılır. Halkı kandıranların, sömürenlerin eleştirisi yapılır; ince bir dille, dokundurarak. Silindir şapkalı büyükler hep aynı, değişmez ve bir türlü gelişmez vaadi tekrarlar dururlar: Yarınlar güzel olacak! Güzel Yarınlar Yakın, öyküsünde Selim Tez de aynı kandırmacaya yürekten inanarak tüketmiştir yaşamını. Taşlamaların güzel örneklerini okuruz Mavinin Ölümünde. Bir toplumun, bir dönemin genel görünümünü değil, geniş bir zamana yayılmış alışkanlıkların, her türlü sömürünün, haksızlıkların, yerleşik yanlışların işaret edildiği tarafsız bakış açısıyla geniş bir yelpazede aynaya baktığımızı hissederiz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Terzibayırı” adı üç ayrı öyküde anılmaktadır. Anlıyoruz ki yazar için özel bir önemi vardır bu tepenin. İçinden yaşam, yaşanmışlık fışkırır öykülerin. İstanbul’un tüm halleri, semtleri, yüzleri geçer öykülerden. Yansımalı sesler anlatıma doğallık ve güç katar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çocukluğuyla hesaplaşması bitmemiş yetişkinler sıklıkla sözü ele alıyor öykülerde. Çocukların bakış, duyuş, algılayış açısıyla yetişkinlerinki arasında fark büyük ve gel gitlerle dolu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Kiraz Ağacı” adlı öyküde erkek bakış açısına sahip bir kadının dilinden evin halleri, ezilmişliği, bunun farkına dahi varamayışı ve kendisine benzer bir kız çocuğu yetiştirmesi anlatılıyor. “Anam, güzel anam, evlenmek bu mu?” diye başlayan cümlenin ardına takılıp gelen soru cümleleri okuyanın içini acıtıyor. Sıla özlemi içinde aile iki ülkede de yokluk yaşıyor. Türkiye ve Almanya. Baba, filmin en güzel yerinde elektriğin kesilmesi gibi giriyor, ana kızın köylerine dair hayallerinin içine. Darmadağın ediyor köye, yurda özlemi. Sonra ışığın kapatılmasını emrediyor. Yarın Almanya’da yeni bir iş günü doğacak erkenden… Okurun dikkatini, sorunun merkezine çekiyor yazar. Satır aralarına çözümler gizliyor, bulabilene… Bazı öykülerdeyse okuru zahmete sokmuyor, karşılıklı sohbet havasında çözüm yollarını bir bir işaret ediyor. Hiçbir öyküde samimiyetini yitirmiyor. Her öykü iz bırakıyor; bazıları anlatımıyla, bazıları konu seçimiyle, bazıları acıttıklarıyla, bazıları aydınlattıklarıyla.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Okuduktan sonra, ‘bitti’ diyemiyorsunuz. Kahramanlarını, konularını tüketip bir kenara çekilmiyor Naci Girginsoy, onları içinizde derin bir yerlere yerleştiriyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Dokunuşlar" adlı öykü kitabımın 2007 Naci Girginsoy Öykü Ödülünü almış olması benim için çok anlamlı ve özeldir. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="color:#993399;"&gt;&lt;span style="color:#990000;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="color:#993399;"&gt;&lt;span style="color:#990000;"&gt;&lt;em&gt;&lt;span style="font-size:78%;"&gt;* Tüm alıntılar Naci Girginsoy, Mavinin Ölümü, Aya Kitap (2006), kitabından yapılmıştır.&lt;/span&gt;&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;NOT: &lt;em&gt;&lt;span style="font-size:78%;"&gt;23 - 24 - 25 Mayıs 2008 Eskişehir 4. Öykü Günlerinde İlkay NOYLAN’ın “Ustalara Saygı/Naci Girginsoy Öyküleri Üzerine” kapsamında konuşma metnidir. Patika Dergisinin 62. sayısında yayınlanmıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;/span&gt;&lt;/em&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;span style="color:#993399;"&gt;&lt;span style="color:#990000;"&gt;&lt;em&gt;&lt;span style="font-size:78%;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;span style="color:#993399;"&gt;&lt;span style="color:#990000;"&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#003300;"&gt;UMUT’UM UÇARKEN…&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;em&gt;&lt;span style="color:#666666;"&gt;Bülent Tekin&lt;/span&gt;&lt;/em&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#336666;"&gt;-Tüm babalara…-&lt;br /&gt;Yüreğimdeki dalgalanmalar içime işlemiş. Hüzün ve üzüntü üretiyor. Mutsuzluk içinde Umut’tan da yoksun olarak zar zor nefes alıyorum. Kutsal kitaplarda yazıldığı, Tanrı insanı kendi suretinden yarattı örneği gibi dünyaya getirdiğim oğlum yuvadan uçtu. Bir baba olarak ölüm sonram beni yeryüzünde temsil etmesini beklerken bir kez olsun düşünceme önem vermeden gitti. Oysa benim bebeğimdi o. En iyi eğitim ve yaşam şartlarını maddi gücüm doğrultusunda esirgemeden görevimi yaptığım inancındayım. Ama o hayat arkadaşını-benim, eşimin, kızımın düşüncelerini sormaksızın-seçerken, bir çaresizlik içinde bıraktığı ailesine sözde bir cezalandırmayı amaçladı. Yaşam bu kadar gerçek işte! Ayrılık bir ölüm gibi sinsi sinsi yüreğime kazındı, kansız, pıhtılaşmasız ve fizik kuralları dışında salt bir ruh bozumu olarak. Ayrılık, yaşayan bir canda ruhun ölümünü en güzel betimlemesiyle öğretiyor insana bir yazar olsan dahi.&lt;br /&gt;Oysa ne dolu dolu konuşurduk, ne çok sarardım, ne tatlı tatlı öperdim bir bebek güzelliğinde(ki) yüzünü. Şimdi geriye bir ahh! diyerek göğüs geçirmek kaldı. Acı-artık-huzur tatmayan kalbimi kemirmeye başladı. Yüzünü, duygulu ifadelerin kapladığı o melek yüzü özlüyorum. Ama hayat idealistlerin ya da materyalistlerin yaptıkları felsefeyle tam açıklan(a)mıyor bu noktada. Bütün felsefi açıklama bir saman alevi gibi parlayıp sönmekten ileri gidemez. Çünkü, “Hayır, istediğimi yapacağım, yapacağım!” diyen düşüncenin önünde direnişiniz ancak bir alev parlayışı gibi çabucak söner.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;span style="color:#336666;"&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;Nefesi tıkanmış, nerdeyse boğulacak gibi, bir sorgucunun karşısındayım. Hesap veriyorum sorgucuya iyiliği, güzelliği, ahlâkı, onuru ve yakışanı söylemenin suçluluğu içinde oğlumun susta kaldığı bir izbede. Korkunç bir heyecan basmış damarlarımı adeta çatlatacak… Sanki şurada burada tek tük ışıklar titreşiyor. Bir hırs kumkuması içinde olduğumu haykıran oğluma karşı öfkem kabarmadan susuyorum. Ama içimde beni dinlemeyen bir ses çığlığı basıyor ve benim dışımda kimse duyamıyor: “Hayır, istediğini yap ama yarın mutsuzluğunu görmek istemiyorum!” &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;Hayat her şeye karşın devam ediyor. Biz çocuklarımızı annemizden çok sevmedik mi? Çocuğumuz da bizi sevmeyecek ve belki de o, çocuğuna haykıracak. Kim bilir? Kendimi çok komik, acımasız bir paskal kalıbı içinde sevinen(!) hissediyorum, tiksiniyorum. Çocuklar gibi ağladığımı bir gören olmasın, bu iğrençliğin acısını belki bir Tanrı cani için duyumsayabilir. Ve belki de bu acıyı insanı kölelikten özgürlüğe, oradan da olgun bir kişiliğe ulaştıran bir derviş duyumsayabilir. Alçak gönüllülükle iradeyi tam egemen kılan, özgürlüğü ise tutsaklık zincirine takmadan ruhuna işleyen adamlar…&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;Benimle hesabını kesen, varım yoğum oğlum için benim bir önemim kalmadı mı? Annem çocuklar melektir derdi, ilk oğlum öldüğünde o bir melektir, uçtu gitti demişti. Onun adını koymuştum bu yeni meleğime bizlere bir “Umut” olsun diye… Aklım hapsedildi, ruhumda çatışan duygularım yetiyor bana…&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;Denir ki çocukların suçu yok, onlar birer melektir: Çünkü cennette elmayı yiyen büyüklerdi. Denir ki suçlu olan yaşam ve insanın ta kendisidir. Çünkü insana cennet verilmesine karşın, iyilik ve kötülüğü bilme ağacından elmayı yiyerek dünyadaki özgürlüğü seçmişler… Ve aynı özgürlük ateşini Promethe(us) mutsuz olacağını bile bile göklerden çalmıştır. Ve benim umudum yazarın dediği hatalarla dünyanın diğer ucuna gidilir, ama geri dönülmez deyişini bilir. Biz bütün çocuklara karşı suçluyuz. “Pırrr” diye uçan bütün kuşçuklara, çocuklara, meleklere karşı suçluyuz. İnsanların dünyasına gelmek gibi bir suçumuz var. O vahşi, su katılmadık kötülükler içinde boğazına kadar günaha batmış olarak, tüm hırpaniliğimize rağmen iyilikleri hiç öpemediğimizden dolayı suçluyuz. İçimde ete kemiğe bürünmüş düşüncelerimi yazmaya sayfalar yetmez, yeri de değil. Kuşçuğumla ilgili ise, kalbinde benimle ilgili nasıl bir anı kalacağını Allah bilir! Bir anı kalacak mı acaba?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5698788499091376183-8064015077557504952?l=edebiyatcilardernegi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://edebiyatcilardernegi.blogspot.com/feeds/8064015077557504952/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5698788499091376183&amp;postID=8064015077557504952' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5698788499091376183/posts/default/8064015077557504952'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5698788499091376183/posts/default/8064015077557504952'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://edebiyatcilardernegi.blogspot.com/2007/05/yelerimizden-iletiler.html' title='ÜYELERİMİZDEN İLETİLER'/><author><name>Edebiyatçılar Derneği</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5698788499091376183.post-208849935129170242</id><published>2008-08-25T17:10:00.000-07:00</published><updated>2008-08-26T09:05:44.618-07:00</updated><title type='text'>ABDULLAH BAŞTÜRK İŞÇİ EDEBİYATI ÖDÜLÜ (2008)</title><content type='html'>&lt;span style="font-size:85%;color:#660000;"&gt;GENEL-İŞ ve DİSK eski Genel Başkanı Abdullah Baştürk (1929-1991) anısına, ailesi, Edebiyatçılar Derneği ve Genel-İş'le birlikte beşyıldır işçi öyküleri dalında verilen "Abdullah Baştürk Ödülü", buyıldan itibaren işçi edebiyatı kapsamında, kitaplara verilecektir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1) Ödüle aday kitaplar, işçiler ya da emeğiyle geçinenler hakkındaolmalıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2) Bu kitaplar; şiir, öykü, roman, anı, günce, röportaj türündeolabileceği gibi, edebi yapıtlarla ilgili inceleme, eleştiri, makale,deneme, antoloji, yıllık ve benzeri türlerde de olabilir. Ancak ödüldağıtımında, tür değil, yapıtın değeri göz önüne alınacaktır.Şiir, öykü, deneme gibi türlerde, kitabın en az yarısının işçiler yada emeğiyle geçinenler hakkında olması, yeterli sayılabilecektir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;3) Kitaplar 1 Eylül 2006 - 31 Ağustos 2008 tarihleri arasında (bu ilkyıla özgü olarak son iki yıl içinde) basılmış olmalıdır. Ödüle sonbaşvuru tarihi 11 Eylül 2008'dir. Postadaki gecikmeler kabul edilmez.Ödüle tek yapıtla aday olunabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;4) Edebiyatçılar Derneği yönetim organlarında yer alan üyeleryarışmaya katılamaz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;5) Seçici kurul: Remzi İnanç, Özgen Seçkin, Vecihi Timuroğlu, NecatiTosuner, Tuncer Uçarol.6) Ödüller en çok üç kitaba verilir. Aralarında sıralamayapılmayacaktır. Ödül tutarları her bir kitap için 2.000 TL'dir. Ödülkazananlar ayrıca GENEL-İŞ'in Ören (Burhaniye)'de bulunan "AbdullahBaştürk Eğitim ve Dinlenme Tesisleri"nde bir hafta ağırlanacaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;7) Sonuçlar, gerekçesiyle birlikte, 11 Kasım 2008 günü açıklanır. Ödültöreni, Abdullah Baştürk'ün ölüm yıldönümü olan 21 Aralık 2008 gününüizleyen hafta içinde yapılır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;8) GENEL-İŞ, ödül kazanan ve yarışmaya katılan kitaplardan bazıbölümleri, telif ücreti ödeyerek kitaplaştırabilir. Bunları yayınorganlarında da kullanabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;9) Ödüle aday kitaplar; adres, telefon, özgeçmiş yazılı imzalı birbaşvuru dilekçesiyle yazarın kendisince ya da izin belgesiyle birlikteyayınevince, 7 adet olarak aşağıdaki adrese taahhütlü gönderilecek yada imza karşılığı teslim edilecektir:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;--- Edebiyatçılar Derneği (Abdullah Baştürk Ödülü), Sakarya Cad.32/15, Bahar Apt. Kat 5, Yenişehir - Ankara. İletişim: 0312 / 434 4665 edebiyat@edebiyatcilardernegi.org.tr&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;--- Bilgi için (ödül sonuçları, tarihçe, yarışma kitapları, yankılar):www.genel-is.org.tr&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;10) Ödüle katılan yapıtlar geri verilmez.&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5698788499091376183-208849935129170242?l=edebiyatcilardernegi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://edebiyatcilardernegi.blogspot.com/feeds/208849935129170242/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5698788499091376183&amp;postID=208849935129170242' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5698788499091376183/posts/default/208849935129170242'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5698788499091376183/posts/default/208849935129170242'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://edebiyatcilardernegi.blogspot.com/2008/08/abdullah-batrk-ii-edebiyati-dl-2008.html' title='ABDULLAH BAŞTÜRK İŞÇİ EDEBİYATI ÖDÜLÜ (2008)'/><author><name>Edebiyatçılar Derneği</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5698788499091376183.post-9115228063211092513</id><published>2007-12-28T09:26:00.000-08:00</published><updated>2007-12-28T09:31:39.072-08:00</updated><title type='text'>Genel Sekreterimiz Remzi Özmen'in "Abdullah Baştürk 5. İşçi Öyküleri Ödül Töreni"nde Yaptığı Konuşma</title><content type='html'>&lt;span style="color:#990000;"&gt;&lt;span style="font-size:78%;"&gt;&lt;span style="color:#003333;"&gt;SAYGIDEĞER BAŞKANLARIM, SEVGİLİ EDEBİYATÇILAR / EDEBİYATSEVERLER, DEĞERLİ KONUKLARIMIZ HEPİNİZ HOŞGELDİNİZ.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;SENDİKAL YAŞAMIN BÜYÜK LİDERLERİNDEN SAYIN ABDULLAH BAŞTÜRK ADINA, AİLESİ, DİSK / GENEL-İŞ SENDİKASI İLE BİRLİKTE DÜZENLEDİĞİMİZ "İŞÇİ ÖYKÜLERİ YARIŞMASI"NIN BEŞİNCİSİNİN ÖDÜL TÖRENİNDE SİZLERE SESLENMEKTEN, EDEBİYATÇILAR DERNEĞİ ADINA ONUR DUYUYORUM. BİRAZ DA HEYECANLIYIM...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ÖNCE BİR AÇIKLAMA YAPMAM GEREKİYOR. GENEL BAŞKANIMIZ GÖKHAN CENGİZHAN, 2008 ULUSLARARASI FRANKFURT KİTAP FUARI "KONUK ÜLKE TÜRKİYE" HAZIRLIKLARI NEDENİYLE FRANKFURT VE BERLİN'DE BİR DİZİ GÖRÜŞME YAPMAK ÜZERE ALMANYA'DA BULUNUYOR.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İŞTE BU NEDENLE, BU TÖRENDE DERNEĞİMİZİ TEMSİLEN BEN BURADAYIM. KENDİSİNİN SELAMLARINI İLETİYORUM.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;SEVGİLİ DOSTLAR, &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#990000;"&gt;&lt;span style="font-size:78%;"&gt;&lt;span style="color:#003333;"&gt;&lt;br /&gt;"ABDULLAH BAŞTÜRK İŞÇİ ÖYKÜLERİ YARIŞMASI"NDA OLDUĞU GİBİ, "KONULU" YARIŞMALARIN / ÇALIŞMALARIN, SANILDIĞI GİBİ YAZANI / YAZILANI SINIRLADIĞI KANISINDA DEĞİLİM. TERSİNE, KONULU ÇALIŞMANIN DİL BECERİSİNİ ORTAYA KOYMA, ANLATIYI DENETLEYEBİLME VE MERAMI ORTAYA KOYABİLME AÇILARINDAN YARARLI OLDUĞU KANISINDAYIM. SINIRLAR BAZEN İYİDİR...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;EDEBİYATTA SINIR DAHA DA İYİDİR...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;TIPKI, YARATICI YAZARLIK ÜZERİNE ÇALIŞMALARIYLA BİLİNEN ROLLO MAY'İN DEDİĞİ GİBİ "YARATICI EDİM İNSANI SINIRLAYAN ŞEYLE BİRLİKTE VE ONA KARŞI ORTAYA ÇIKAR."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;YALNIZCA EDEBİYAT ALANINDA GEÇERLİ DEĞİL BU SÖZ... BİLİNÇLİ BİR YAŞAM, BİLİNÇLİ BİR SAVAŞIM EN BAŞTA SINIRLARI KAVRAMAYI / NETLEŞTİRMEYİ GEREKTİRİR. ÇÜNKÜ, MAY'İN DE DEDİĞİ GİBİ "BİLİNÇ OLANAKLAR VE SINIRLILIKLAR ARASINDAKİ DİYALEKTİK GERİLİMDEN DOĞUP GELEN BİR FARKINDALIKTIR. (...) HİÇ BİR SINIR OLMAMIŞ OLSAYDI, BİLİNÇ DE OLMAZDI."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;FİZİKSEL SINIRLANIMLAR KAÇINILMAZ OLARAK KARŞIMIZDA DURUR. ÖLÜM BUNLARDAN EN BÜYÜĞÜ VE KAÇINILMAZ OLANIDIR. BUNU BİLİYORUZ. ANCAK, BİZİM İÇİN BURADA ÖNEMLİ OLAN, EVRİLİP ÇEVRİLDİĞİMİZ KÜLTÜRÜN, HER GÜN YÜZLEŞTİĞİMİZ TOPLUMSAL YAŞAMIN SINIRLARIDIR; BUGÜNE VE GELECEĞE İLİŞKİN DÜŞÜNCELERİMİZİ VE EYLEMLERİMİZİ, ÖYLE YA DA BÖYLE BELİRLEYEN SINIRLARDIR...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;SAYGIDEĞER DOSTLAR,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;GELECEĞİ YENİDEN DÜŞÜNMENİN VE DOLAYISIYLA YENİ BİR GELECEK KURMANIN HÂLÂ OLANAKLI OLDUĞUNA İNANANLARDANIM.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;BİR OTELDE KAT TEMİZLİKÇİSİ OLARAK SSK'LI OLUŞUM VE İLK ŞİİRİMİN YAYIMLANMASI 28 YIL ÖNCESİNDEDİR. SENDİKAYLA DA O ZAMAN TANIŞTIM.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;GÖRDÜĞÜNÜZ GİBİ DEĞİŞMEK O KADAR DA KOLAY DEĞİL!.. NEYSE...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;GELECEĞİ YENİDEN KURMADAN SÖZ ETTİM, SANAT, ÖZELİNDE EDEBİYAT BU NOKTADA ÇOK ÖNEMLİ... ÇÜNKÜ, GEÇMİŞİMİZLE, BİZİ ÖRSELEYEN, ZAMAN ZAMAN ELİMİZİ KOLUMUZU VE DAHA ÖNEMLİSİ DİMAĞIMIZI BAĞLAYAN / BULANDIRAN GEÇMİŞİMİZLE HESAPLAŞMADAN; ESKİ DEYİMİYLE BİHAKKIN TÜKETMEDEN BIRAKIN GELECEĞİ KURMAYI, BUGÜNÜ BİLE ANLAYABİLECEĞİMİZİ SANMIYORUM. KABUL EDERSİNİZ Kİ, BİR YADSIMADAN, BİR YOKSAYMADAN SÖZ ETMİYORUM. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="color:#990000;"&gt;&lt;span style="font-size:78%;"&gt;&lt;span style="color:#003333;"&gt;&lt;br /&gt;SÖZÜNÜ ETTİĞİM, İDEOLOJİK BİR TÜKETİMDİR. BİZE BU OLANAĞI, SANAT, ÖZELİNDE EDEBİYAT SAĞLAR. EDEBİYAT BU NOKTADA SINIRSIZ OLANAKLAR SUNAR.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;AZ ÖNCE, SIKICI BİR ŞEYDEN, SINIRLARDAN SÖZ ETMİŞTİM. BAKIN, ŞİMDİ OLANAKLARDAN SÖZ EDİYORUM. EDEBİYATIN OLANAKLARINDAN...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;EDEBİYAT EN BAŞTA, BİR ÖNERMEDİR; BÖYLE DE OLABİLİR DER EDEBİYAT...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;TAM DA BURADA, BİR DEMİRYOLU MEMURUNUN ÇOCUĞU OLAN RAYMOND WILLIAMS"IN "İKİBİNE DOĞRU"SUNUN SON PARAGRAFINI SİZLERLE PAYLAŞMAK İSTİYORUM: &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#990000;"&gt;&lt;span style="font-size:78%;"&gt;&lt;span style="color:#003333;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;span &gt;"GÜÇLER VE FIRSATLAR DENGESİ ANCAK PRATİK ALTERNATİFLER OLDUĞUNA DAİR ORTAK BİR İNANÇ VE KARARLILIK PAYLAŞILDIĞI ZAMAN DEĞİŞMEYE BAŞLAR. KAÇINILMAZ OLDUĞU DÜŞÜNÜLEN DURUMLARA KARŞI KOYULMAYA BAŞLANDIĞINDA ARTIK UMUT YOLCULUĞUMUZA ÇIKMAYA HAZIRLANABİLİRİZ. ÇÖZÜMLER PEK KOLAY OLMAYABİLİR, AMA HÂLÂ BULUNABİLECEK ZOR ÇÖZÜMLER DE VARDIR VE BİZİM DE OLUŞTURMAYI VE PAYLAŞMAYI ÖĞRENEBİLECEĞİMİZ ÇÖZÜMLER BUNLARDIR. UZUN DEVRİMİN TA BAŞINDAN BERİ ANLAMI İLE HAREKET NOKTASI İŞTE BUDUR."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;NE DEMİŞTİ BÜYÜK USTA: "ŞAİRLİK ZOR ZANAAT BE KARDEŞİM."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;BİZLERİ BURADA BULUŞTURAN HERKESE TEŞEKKÜR EDİYOR; ÖDÜL ALANLAR BAŞTA OLMAK ÜZERE TÜM KATILIMCILARI KUTLUYORUM.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;GELECEK YILLARDA DA BİRLİKTE OLMAK DİLEĞİYLE, BENİ DİNLEME İNCELİĞİNİZ İÇİN SAYGILAR SUNUYORUM&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span &gt;. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5698788499091376183-9115228063211092513?l=edebiyatcilardernegi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://edebiyatcilardernegi.blogspot.com/feeds/9115228063211092513/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5698788499091376183&amp;postID=9115228063211092513' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5698788499091376183/posts/default/9115228063211092513'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5698788499091376183/posts/default/9115228063211092513'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://edebiyatcilardernegi.blogspot.com/2007/12/genel-sekreterimiz-remzi-zmenin.html' title='Genel Sekreterimiz Remzi Özmen&apos;in &quot;Abdullah Baştürk 5. İşçi Öyküleri Ödül Töreni&quot;nde Yaptığı Konuşma'/><author><name>Edebiyatçılar Derneği</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5698788499091376183.post-603957060724830060</id><published>2007-12-19T06:09:00.000-08:00</published><updated>2007-12-19T06:20:10.328-08:00</updated><title type='text'>ABDÜLSELAM EL UCEYLİ ROMAN FESTİVALİNE KATILAN TÜRK YAZARLARIN BİLDİRİLERİ</title><content type='html'>&lt;span style="font-size:85%;color:#663333;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#663333;"&gt;&lt;strong&gt;TÜRK EDEBİYATININ BUGÜNÜ&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;span style="color:#996633;"&gt;&lt;span style="color:#663333;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;em&gt;Zeynep Aliye&lt;br /&gt;&lt;/em&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Avrupa’da Ortaçağın kibar ve incelmiş sınıfı olan şövalye çevresi, eskiden yazılmış ya da yeni düzenlenmiş destanları, gezgin saz şairleri ağzından dinleyerek hikaye dinleme ihtiyaçlarını giderirlerken daha geniş halk ve burjuva tabakası arasında da birtakım manzum masallar, fabliyolar meraklıların hikaye dinleme ihtiyacına cevap veriyordu. Aynı işi Anadolu topraklarında da, gezgin hikaye anlatıcıları, saz şairleri, meddahlar köy köy, bölge bölge dolaşarak yapıyorlardı. Nazmın; şiirden, destandan hikayeye, hatta romana kol vurma macerasının izlediği güzergah işte budur. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;span style="color:#996633;"&gt;Kimi ‘arkası yarın’larla geceler boyu süren anlatılar, adı ister ‘manzum hikaye, ister destan ister ağıt’ olsun her defasında ve her anlatanın yeni eklemeleri, yeni buluşlarıyla hatta farklı kurgularda ifadesini bulurdu. Bu bağlamda Hikaye, manzum ya da mensur olarak ama daima Türk edebiyatının ana türlerinden biri olagelmiştir.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;span style="color:#996633;"&gt;&lt;br /&gt;Tanzimattan sonra Batı kültürünün ve edebiyatının gerek çeviriler, gerek telif eserler yoluyla büyük ölçüde varlığını hissettirdiği edebiyat dünyamızı anlayabilmek için bu eski geleneği bilmek zorundayız.&lt;br /&gt;Hikayelerin ağırlıklı olarak Manzum ifade biçimi bulmasındaki temel neden, ezberlenme ve akılda tutulma kolaylığı kadar, düzyazı anlatıların, kirli alt düzey anlatım biçimi olduğuna ilişkin isabetsiz ve haksız yargılardır.Nitekim dünya edebiyat tarihinin gelişim sürecinde de şiir aynı biçimde bir lokomotif görevi yapmıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Divan edebiyatının manzum hikayeleri, yine Divan edebiyatının mensur yani düz yazı hikayeleri, halk arasında yazılışından okunan hikayeler, ağızdan ağza aktarılan manzum ya da düz yazı hikayeler, destanlar, bir de zümrelerin kendi amaçlarına uygun şekle soktukları hikayeler.... Sonuç olarak söyleyebiliriz ki, Türk edebiyatı Tanzimat öncesinde, yüzyıllar süren bir hikaye geleneğine sahiptir. Ve bu hikayeler belirttiğimiz üzere, halk ağzında dilden dile yöreden yöreye ister istemez değişmiş, boyut değiştirmiş, derinlik kazanmış ve edebiyatımızdaki romanın da temelini oluşturmuştur. Bir başka deyişle, hikayelerin önce manzum olması gibi romanlar da ilk ifadelerini manzum örneklerde, destanlarda bulmuştur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tanzimat sonrasında bir dönem Fransız edebiyatı’nın yoğun baskısı altına giren edebiyatımızın varlığını bir kopya kimliği almadan koruyabilmesi, işte bu sağlam alt yapısıyla, bir geleneğiyle mümkün olmuştur. Nitekim Türk öykü ve romanı, ilk dalgalanmalar, çalkantılardan kendini kısa sürede kurtarıp, toparlamış hızlı bir yükselişe geçmiş, bu sürede Batı edebiyatının en yetkin örnekleriyle başa baş bir düzey yakalamıştır.&lt;br /&gt;Tanzimat’tan, Servet-i Fünun’a Milli Edebiyat akımı’na, Cumhuriyet Dönemi Edebiyatı’na, Toplumcu Gerçekçi Edebiyat’a, Garip Akımı’na, II. Yeni hareketine alınan yol, hep edebiyatımızın çıtasını biraz daha yükseğe taşımak çabasıdır. 1960-70 dönemi savaşa sömürüye karşı, silahlanmaya karşı barıştan, emekten yana bir toplumsal yükselişe geçen edebiyat, 1980’li yıllarda ansızın kırılan bir dalga gibi yıkılıp kalmıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu yıllar edebiyatımızın Duraklama Döneminin başlangıcıdır. Emperyalizmin küresel bir güç olarak, Neoliberalizmin ideolojik maskıyla, edebiyatta postmodernizm olarak öne çıktığı dönem. Bu döneme dek Türk edebiyatı sürekli kendini aşarak güçlü bir konuma erişmişken burada artık bir rücu, geri dönüş söz konusudur. Dünya artık 60’lı-70’li yılların emek sermaye çelişkisini hayatın temel çelişkisi olarak gören kitlelerin dünyası değildir. Sosyalizmin çok hızlı kan kaybıyla, dengeler bozulmuş, dünyadaki sermaye gücünü ele geçirmiş 200 ailenin zirvesine yerleştiği Tanrılar Dağı’ndan, tespihini ‘dinimiz ayrı ama Allahımız bir’ nidalarıyla çeken yeni bir cemaatçilik anlayışı buyruk olup inmiştir insanlığa: Tek kutuplu dünyadır bunun adı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dünyanın yeni sahibi 200 ailenin şefliğindeki sermaye piyasası ve onun Yeni Dünya Düzeni’dir. Yeni slogan, “Modernizm öldü Yaşasın Postmodernizm” olarak belirlenmiştir. Bütün dünyayı Pazar olarak, bütün insanları ‘Müşteri’ olarak gören ve bu anlayışı yerleştirmeye çalışan Uluslar arası, uluslaraşırı bir sermaye hareketi.&lt;br /&gt;Küreselleşme ve onun yarattığı Postmodernizm, bireyselleşmeyi bireyciliğe indirgeyen bir yeni zihniyet oluşumunun, insanları yabancılaştırarak yalnızlaştıran bir kimliksizleştirme kampanyasının adıdır. En büyük düşmanıysa kendi yayılımı için engel olarak gördüğü uluslar, ulusal sermayeler, ulus devletlerdir..&lt;br /&gt;Aynı yıllarda, Asya’yı, Orta ve Uzak doğu’yu işaret eden Amerikan patentli yeni bir tez dolanıma çıkartılmıştır. “Uygarlıklar Çatışması.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Türkiye’de roman hangi aşamadadır? Her iki türün geleceği nasıl olacaktır?” “Türk edebiyatının ulusal özellikleri nelerdir?” “Oluşmuş bir Türk romanından ve öyküsünden söz edilebilir mi?” Ulusal edebiyat yaklaşımıyla evrensel edebiyat fikri çatışır mı? Edebiyatta ulusallık faşist bir yaklaşım mıdır?” benzeri sorulara doğru düzgün yanıtların verilebilmesi bütün bu dinamiklerin görülmesi, mantığının çözülmesiyle mümkündür. Yoksa "Doğu mu Batı mu", "Eski mi Yeni mi", “Ulusal mı evrensel mi” kavram çatışkılarında takılıp kalabiliriz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aslında kendimizden çıkıp konuya dünya edebiyatı ölçeğinden bakmak doğruları bulmamızda yardımcı olur. Örneğin, soruyu tersine çevirip “Fransız edebiyatı, Rus edebiyatı, İngiliz edebiyatı, Alman edebiyatı sıralamasında Türk edebiyatı olmalı mıdır?” şeklinde sorabiliriz. Arkasından gelecek sorularsa, ‘Peki Evrensel edebiyata dahil edebileceğimiz her edebiyat aynı zamanda ulusal karakterler taşımalı mıdır? Türk edebiyatına özge sayabileceğimiz özellikler söz konusu mu? Türk edebiyatı denince hem evrensel hem ulusal özellikler taşıyan kaç yapıt ilk elde gelir aklımıza’ vb. . .&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Rus edebiyatı denince ilk elde neden Dostoyevski ya da Tolstoy’dur zihnimizin aynasında canlanan isimler? Satır aralarından okura,, Rusya’nın steplerini, ıssız tundralarını, kayın ormanlarının kokusunu, rengini, çığlığını duyurdukları için mi? Ya 19. yüzyıl gerçekçi Fransız romancılığı, İngiliz edebiyatı? Dickens'den D.H.Lavrence'a, Virginia Woolf''a onlar değil midir Britanya adalarının sömürgen burjuva ruhunu tüm çıplaklığıyla gözümüzün önüne seren? Ya Faulkner, Hemingway? Hem kişiye özel olmayı, hem ulusal edebiyatın ortak sesini taşıyıp yansıtmayı hem de evrensel insanın çığlığını ulaştırmayı başarmamışlar mıdır?&lt;br /&gt;Peki, günümüz Türk edebiyatı? Batı modelini hayli geç bir noktadan yakalamış da olsa, batı estetik düşüncesinin tarihi gelişimi Türk estetik düşüncesiyle bir paralellik göstermiyor olsa da, edebiyatımızda baştan beri izlenilen yolun, Batı poetikasıyla bir zıtlık, karşıtlık içermediği kesindir. Ve edebiyatımızda hemen her akım, her ekol, Batılılaşma hedefimizi gerçekleştirmeye yönelik kilometre taşlarından biri sayılabilir. Peki, gelinen noktada Türk romanının durumu nedir? Münferit birkaç örnek dışında evrensel bağlamda kabul gördüğü, en azından istenen atağı yaptığı söylenebilir mi?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Durup şunu sormamız gerekiyor sanırım: bunca çabaya karşın romanımızın en azından Batılı gözünde Batılılaşamayışının, bizim gözümüzde olgunlaşamayışının, içimize sinemeyişinin nedenleri ne olabilir?&lt;br /&gt;İşe ciddi bir gözle baktığımızda durumun paradoksallığını yakalarız. Çünkü Batılılaşma bizde bir büyük model kaymasına dönüştürülmüştür. Sonuçta Batılılaşma yerine Batıcılaşma gerçekleşmiş, daha ileri deyişle, akıntıya kapılmışızdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu kendi kültürümüzü yok etme pahasına, tıpkı Anadolu’daki tohumu yok ederek İsrail’in, Hollanda’nın toprağımızı çürüten tohumunu kullanmaya kalkmamıza benzer bir durumdur. Ne yazık ki sonunda kendi tohumumuzu da toprağımızı da yitirmemize neden olan yanlış yönlenme sürecinin aynısı edebiyatta yıllardır kurgulanmaktadır. Bir başka deyişle, Tanzimat döneminde gerçekleştirilenden çok daha fazla, çok daha kapsamlı bir yabancılaşma söz konusudur bugün için. Yara bugün çok daha derindir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yazarın üretim süreci için asıl önemli olan, sanatçının varlığının kökünden kopup yükselen ve dışavurulmak için bilinci zorlayan duyusal-duygusal-düşünsel devinimken, bugün artık, ‘Ne kadar Batılılaşır, ne kadar Batıcılaşırsak o kadar iyi oluruz, o kadara başarılı oluruz’ mantığıyla hareket edilmektedir. Sanki yazarın asıl sorunu, anlatmak istediklerini anlatmayı ne denli başarabileceği; kendini en iyi biçimde ifade edebileceği endişesi değildir!?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türk yazarı, yazını bir çifte açmazla karşı karşıyadır. Özellikle postmodernizmin dayatmasıyla, Toplumsal özellikler hesaba alınmadan, kültürel kökler dahil kopularak, bir entegrasyon süreci yaşanmaya kalkılmıştır. Fransız eleştirmeni Etiemble, Japonların, kökeni 11. yüzyıla giden “Genji hikayeleri” geleneğini anımsatarak “Avrupa merkezci bir yaklaşımın romandaki tüm sistemleştirmeleri yanlış duruma getirdiğini ileri sürmüştür. Muhakkak ki Osmanlı-Türk romanının gelişme çizgisinin de aynı şekilde Batıdakine uyması mümkün değildir. Önce, Orta Asya’dan bugüne tarihimize, kültürümüze, sosyopsikolojimize uygunluk esastır. Önce öykü-şiir geleneğimizi, Osmanlı toplumumun 19. yüzyılda geçirdiği sosyoekonomik evrimi ve bunun yarattığı örf ve adetlerdeki değişimi sağlıklı bir biçimde saptamamız gerekir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Her ülkenin kendi koşulları, o koşullara uygun çözümleri vardır. Türkiye gibi birkaç çağı sosyoekonomik ve sosyopolitik yapılanmayı iç içelikler halinde yaşayan bir ülkede öyle ki bugün bazı bölgeleri konu edinen romanlar bile tarihi bir roman özelliği kazanabilir; öylesi bir çokrenklilik, devinim. İşte, yüzyıllar boyu bu topraklarda yeşerteceğimiz müzik de edebiyat da, resim de kendine has renkler taşımak durumundadır.&lt;br /&gt;Ve elbette son yıllarda bütün piyasayı kaplayan popülist romanlardan söz etmek durumundayız. Çoğu romanlar sipariş üzerine hatta öncesinden dizi olarak tasarlanarak yazılmaya başlanmıştır. Çevirmen yazarlar telif eserlerde de aynı çeviri dili kullanmaktadırlar. Yabancı ülke edebiyatlarının etkili ağırlığı bütün yayınevlerinin kataloglarında, yayın programlarında, kitapçı tezgahlarında ve yapıtların kendisinde açıkça görülmektedir. Yeni dönem romanlarında yaratılan atmosfer yabancıdır; yaşanan olaylar, yaratılan ulusal kimlikten uzak karakterler; dahası metinlerdekiyle gerçek yaşamlar örtüşmemektedir. Toplumsal ruhtan iz yoktur. Bütün bunlar kadar önemli bir başka şey İngilizcenin egemenliğine girmiş Türkçe’de yaşanan kirlenme, yozlaşmadır...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Evrensel değerleri göz önünde tutmak, elbette zorunludur. Batı edebiyatını iyi tanımamakla içinde yüzdüğü okyanusun farkında olmayan balık durumuna düşeceğimiz de doğaldır. Ancak taklide düşmemek kaydıyla. Yoksa ne pamuk, ne karpuz ne tütün, hatta çay üretemez hale gelen topraklarda Türk edebiyatının ruhuna bir tava helva kavrulması yakındır.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;p&gt; &lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#666600;"&gt;Kadın ve Edebiyat!..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;Meltem Arıkan&lt;/em&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;span style="color:#999900;"&gt;Toplum demek insanların yan yana gelmesi demek değildir. Toplum ortak bir kültürde, ortak bir tarihte, ortak sosyal bir paydada birleşmiş insanlardan oluşur. Aksi bir durum toplumu değil topluluğu yada sürüyü tanımlar.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;span style="color:#999900;"&gt;Edebiyat toplumun bir üyesi olan yazar tarafından üretilirken elbette yazar içinde olduğu toplumun ortak paydalarını dikkate alarak ama sadece içinde olduğu toplumu değil dünyadaki diğer toplumları da dikkate alarak ve sadece içinde olduğu zamanı değil geçmiş ve gelecek zamanları da dikkate alarak eserini oluşturur.&lt;br /&gt;Toplum bireylerden oluşur. Edebiyat da bireye ve bireyden yola çıkarak topluma yöneliktir. Edebiyat bireylerin beyinlerinde oluşturduğu animasyonla toplum içerisinde kadınlara ve erkeklere kendi varoluşlarını ve diğer kişilerin varoluşlarını algılatır.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;span style="color:#999900;"&gt;Şiir, roman, hikaye veya deneme biçimlerinde üretilen edebi eserler bireyin kendi içine bakabilmesini, başkalarına bakabilmesini, başkaları üzerinden kendisine bakabilmesini kışkırtan, teşvik eden yazılı metinlerdir. Bu anlamda edebiyat hem bireyler için, hem bireylerin içinde olduğu toplum için, hem de bireylerin içinde olmadığı diğer toplumlar içindir. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;span style="color:#999900;"&gt;Toplumsal değişimler için toplumsal yapıları eleştirmek edebiyatın ilgi alanı içindedir. Benim yaklaşımıma göre toplumsal yapıları değiştirebilmek için önce bireylerin değişime hazır olması, değişimi istemesi gerekmektedir. Toplumsal değişimler, bireysel değişimler olmadığı taktirde gerçekçi olmamaktadır. Başka bir deyişle yukardan zorlamayla toplumsal yapılardaki değişimler, o an için bireyler kabul etmiş görünse dahi temelde bireyler değişmediği için tekrar eski hale dönüş olasılığı bulunmaktadır. Geçen yüzyıldaki ideolojilerin en büyük zafiyeti sosyo-ekonomik yapıların değiştirilmesi sonucunda bireylerin de değişebileceği yanlışlığı ile ilgili zafiyeti içermesidir.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;span style="color:#999900;"&gt;Bireylerin sosyo-psikolojik gelişimlerinin sağlanmasında edebiyat ve sanatın diğer dalları çok önemli görevler üstlenmektedirler. Toplum kadınlar ve erkeklerden cinsel tercih farklılıkları çerçevesinde oluşmaktadır. Toplumun temelindeki bireyleri sadece birey olarak tanımlamak da geçen yüzyıldaki ideolojilerin diğer önemli bir zafiyetidir. Bireyler yerine toplumu kadınlardan ve erkeklerden oluşmuş olarak algılamak ve algılanmasını sağlamak edebiyatın bu yüzyıldaki en önemli kavramsal yaklaşımı olacaktır. Bu bağlamda kadın ve erkek bireylerin önce kendi varoluşlarını sorgulamaları, sonra istedikleri yöne doğru varoluşlarını gerçekleştirebilmeleri için edebiyatın ve diğer sanat dallarının çok büyük bir fonksiyon sağlayacağını düşünmekteyim.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;span style="color:#999900;"&gt;Kadın olsun erkek olsun yazar da sonuçta toplum içinde birey olarak varolmak zorundadır. Bu nedenle de üreteceği edebi eserin içinde kendi varoluşunu sorgulaması ve kendi varoluşundan yola çıkarak okurun beyninde animasyonlar üretebilmesi için okuyucuya varoluşunu sorgulatması, toplumun giydirdiği kimliklerden sıyrılmasını sağlamak için kışkırtması, farkındalık yaratması ve başka insanlar için empati duymasını sağlayabilmesi gerekmektedir. Edebi eser, bazen bir şiir olarak tek mısrada, bazen bir hikayenin satırlarında, bazen de bir romanın kurgusu içerisinde okuru yakalar. Okuyucu kimi zaman gündelik hayatın içinde yakalanır, kimi zaman da okuduklarından gündelik hayatının dışına çıkarak bir yolculuğa sürüklenir. Okuyan kişi eseri bitirdiğinde aklında tek bir cümle kalsa bile artık o cümleden yola çıkarak etrafına tekrar bakma cesaretini gösterebilir. İşte edebiyatın sihri buradadır.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;span style="color:#999900;"&gt;Yazmak bir anlamda yazarın kendini soymasıdır. Soyunabilmek ise hem büyük bir cesaret hem de büyük bir sorumluluktur. Toplum ise kat kat giyinmek ihtiyacındadır, çıplaklıktan korkar çünkü çıplaklık aynı zamanda şeffaflık demektir.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;span style="color:#999900;"&gt;Çıplaksanız maskeler takamazsınız oysa toplumun maskelere ihtiyacı vardır. Bireyin varolabilmesi içinse maskelerden sıyrılması ve soyunması şarttır. O nedenle de edebiyat, bireylerin kat kat giysilerini altında, aslında ne kadar kendine yabancı olduklarını algılamaları için onları huzursuz etme yöntemini de kullanabilmelidir. Çünkü asıl önemli olan düşündüğünü söylemek özgürlüğünün olması değil, bize dayatılan düşüncelerin ötesinde düşünebilme cesaretini gösterebilmektir. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;span style="color:#999900;"&gt;Tüm bu söylediklerimin gerçekleştirilmesi içinse öncelikle kadınların kadın olarak var olabilmesi gerekmektedir. Çünkü yaşamın temeli dişidir ve erkekler değişime uğramış dişilerdir. Değişim ancak kadınların değişmesi ile mümkün olabilecektir. O nedenle de ben ilk romanımdan itibaren hep kadının varoluş yolculuğu üzerine yazıyorum. Çünkü ben hep bir kadınım ve romanlarımı kendi varoluş yolculuğumdan yola çıkarak yazıyorum, aynı zamanda dünyayı değiştirmek istiyorum. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;span style="color:#999900;"&gt;Kadın olarak varoluş sürecinde olduğumu hissettiğimde kadınsallık sorunsalının genelde kadın-erkek varoluşundan bağımsız olmadığını fark ettim ve bu çerçevede kendi arayışımı simgeleyen birinci romanım olan “Ve… Veya… Belki…”yi yazdım.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;span style="color:#999900;"&gt;Daha sonra çevremdeki kadınlarla konuşarak onların yaşayışlarında da benzer bir sorunun olup olmadığını anlamaya çalıştım ve gördüm ki kadınların çoğunluğu kendi bedensel farkındalıklarının dışında kalarak kendilerini daha çok erkekler üzerinden tanımlıyorlar ikinci romanım “Evet… Ama… Sanki…” bu tezi irdeliyordu.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;span style="color:#999900;"&gt;Ulaşabildiğim çeşitli bilimsel araştırmaları anlamaya çalışırken doğanın kimliğinin temelinde dişinin asal olduğunu öğrendim. Bu bilimsel gerçeklik ortada iken bunun toplum tarafından bilinmemesi veya algılanmaması beni dehşete sürükledi. Binlerce yıllık erkek egemenliği altında sürdürülen toplumsallaşma ve yönetim çabalarının değiştirilebilmesi ve devrimsel nitelikte bir dönüşüme ulaşılabilmesi için erkek egemenliğindeki din ve ideoloji formatlarının dışına çıkılması ve önce kadının özgürleştirilerek kadın üzerinden erkeklerin özgürleştirilmesi gerektiğine inandım. Toplumu değiştirmek için toplum mühendisliklerinin yetersiz kaldıklarını, gerçek radikal değişikliklerin ancak kadın üzerinden olabileceğini kabul ederek bu konuya giriş kitabı olarak “Kadın Bedenini Soyarsa”yı yazdım. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;span style="color:#999900;"&gt;Kadınların varoluşlarını sağlayabilmek için önce, doğumlarından sonra sosyalleşme ortamlarında edindikleri travmalarından kurtulmaları gerektiğinin ancak bu travmatik korkulardan kurtulabilirlerse kadınların genetik altyapılarına uygun olarak varoluş sürecine girebileceklerinin farkındalığına vardım. işte dördüncü kitabım “Yeter Tenimi Acıtmayın” kendi kurgusu içinde kadınların travmalarından kurtulabilmeleriyle ilgili bir süreci aktarmaktadır. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;span style="color:#999900;"&gt;Kadınların var olabilmeleri için erkeklerin, erkeklerin var olabilmesi için kadınların var olmasının gerekliliğinden yola çıkarak kadın-erkek ilişkisinde varoluşlara gerçekten dokunabilen tek ilişki biçiminin aşk olduğundan yola çıkarak farklı toplumsal kesitlerden çıkmış bir kadın ve bir erkeğin aşk yolculuklarını beşinci kitabım olan “Zaten Yoksunuz”da sergiledim. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;span style="color:#999900;"&gt;Kadınların var olmak için mücadele etmeleri ve var olabilmeleri benim için umuttur. Ancak kadınların var olmasını istemeyen ve onları daha kolay yönetmek isteyen erkek egemen toplum kadınları sahte umutlara yönlendirerek onları mutsuz hayatlara mahkum etmektedir. O nedenle de bu tür umutlar benim için ve var olmak isteyen tüm kadınlar için Lanettir. Var olmak gibi bir derdiniz varsa soyunmanız şarttır. Geçmişinizden, inançlarınızdan, kandırmacalarınızdan, sahteliklerinizden, egonuzdan soyunmak, bir anlamda kendinizi tüm çıplaklığınızla kabul etmek demektir. Kendinizi çırılçıplak kabul etmeden ve kendi sorumluluğunuzu almadan var olamazsınız bu nedenle de var oluş yolculuğunun her adımı aslında kişinin kendisiyle hesaplaşmasını kaçınılmaz kılar. Bu hesaplaşma sizin cinsel kimliğinize yüklenilen anlamlardan soyunmayı da şart koşar ve mış gibi yaşamak yerine gerçekten olmayı tanımlar. Hiçbir sorumluluk almadan; suçlamanın, yargılamanın ve kendine acımanın çemberinde yaşamak ve yaşayabilmek için de inançlara, korkulara, baskılara ve inançlara ihtiyaç duymak. Oysa gerçek, inanmayı bıraktığınızda yok olmayandır. “Umut Lanettir” bu anlamda var olabilmek adına bir başkaldırı romanıdır. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;span style="color:#999900;"&gt;Baş kaldırışın temel adımı da bize öğretilen kavramları tekrar tekrar sorgulamaktan, topluma, ailemize, inançlarımıza rağmen kendimizi kendimizde tekrar var etmekten geçer. Eğer bunu yapabilirseniz; kadınların ve erkeklerin doğal cinsel kimlikleri içerisinde birbirlerinin farklılıklarını kabul ederek bu farklılıkların zenginliğini, uyumunu ve keyfini de tüm gerçekliği ile yaşamalarının da aslında mümkün olduğunu anlatır “Umut Lanettir”.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;İdeolojilere baktığınız zaman göreceksiniz ki tamamı erkekler tarafından erkek egemen toplum düzeninin sürmesi için geliştirilmiştir. Bunun sonucunda da kadınlar erkeklerin belirlediği oyunda kendilerinden istenen kadar bir rolü üstlenmek zorunda bırakılmışlardır. Ancak bu yüzyılla birlikte kadınlar eskiden olduğu gibi siyasette ve toplumsal yaşamın tüm kesitlerinde konu mankeni olmaya itiraz ediyorlar. Kadın olmak ve var olmak istiyorlar. Erkeklerin literatürü ile konuşmaktan, erkek gibi yaparak başarılı olmaya çalışmaktan usandılar. O nedenle de ben kendi adıma şunu söyleyebilirim. Kendi varoluş serüvenimden yola çıkarak, kadınları ve erkekleri izleyerek ve dinleyerek yazıyorum. Yaşayarak yazıyorum ve yazmaya da devam edeceğim.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt; &lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#336666;"&gt;Tanrıçanın Kılıcı ve Roman&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#336666;"&gt;&lt;em&gt;Fatih Atila&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#339999;"&gt;Saygı ve sevgiyle hepinizi selamlıyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Konuşmama bir alıntıyla başlamak istiyorum.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;span style="color:#339999;"&gt;“Bir hizmetçi tarafından baştan çıkarılıp kendisinden bir çocuk peydahlandığı için yoksul ailesinin Amerika’ya yolladığı on altı yaşındaki Karl Rosmann, yavaşlamış gemiyle Newyork limanına girerken, çok önceden fark ettiği Özgürlük Tanrıçasını, bu kez ansızın güçlenen güneş ışığı altında gördü. Tanrıça’nın kılıç tutan kolu adeta hemen o anda yukarılara doğru uzanıyor, vücudunun çevresinde özgür rüzgarlar estiriyordu.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Alıntı, Franz Kafka’nın ‘Kayıp’ diğer adıyla ‘Amerika’ romanının ilk paragrafı. Kafka neden Özgürlük heykelini Tanrıça, elindeki meşaleyi kılıca dönüştürmüştü? Ayrıca neden çevresinde estirdiği özgürlük rüzgarlarından söz etmişti? Neden romanın hemen başında böyle bir girişe gereksinim duymuştu? Buna tekrar döneceğim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Güneşin altında söylenmemiş söz yoktur” deyişini biliriz. Sadece bazı sözleri tekrarlamak istiyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Metin ya da cümle, ruhun sürekli kendi kendisiyle konuşmasıdır.&lt;br /&gt;Ne felsefede ne de sanatta ilerleme vardır. İkisinde de başka bir şey söz konusudur, o da iletişimi, katılımı sağlamaktır…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Edebiyat bir tekrardan ibarettir. Bu dünyaya ait bütün hikayeler İncil’de, Kasideler’in kıssalarında, Kur’an’da, Binbir Gece Masallarında, Homeros’un eserlerinde ve diğer yazılı metinlerde yer almıştır…&lt;br /&gt;O halde neden sadece tarihle yetinmeyip öyküler yazmalıyız?&lt;br /&gt;Yazılmalıdırlar, çünkü insanlığın geleceği için hikaye geleneğinin ölmemesi, sona ermemesi gerekmektedir.” Kim öykülerin üretilmediği bir dünya da yaşamak ister?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Edebiyatın görevi ve önemi anlatı geleneğini sürdürmekte yatmaktadır. Çünkü hayatın güçlükleri ancak anlatılarak aşılabilir, can sıkıntısı ancak anlatılarla yenilebilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sizlere ticarette iflas etmiş bir dostumdan dinlediğim hikayesini anlatayım.&lt;br /&gt;Müflis dostum acı içinde kıvranıp borçlularından kaçarken nihayet bir alacaklısına yakalanır. Karşılıklı oturup birbirlerini süzmektedirler. Dostum dürüsttür ama borçludur. Karşısındaki ise onu geçmişten tanımakta dürüstlüğünü bilmekte ancak borç senetlerini kasasında tutmanın rahatlığıyla haklı olarak bir ödeme takvimi istemektedir. Borçlu dostum alacaklının gözlerine gözlerini diker, çaresizdir ve hüzünlü kırık sesiyle bir türkü tutturur;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Bu gün bana dokunmayın,&lt;br /&gt;Benim benden haberim yok,&lt;br /&gt;Tutmuyor elim ayağım,&lt;br /&gt;Benim benden haberim yok.&lt;br /&gt;Harmanımı yeller aldı,&lt;br /&gt;Bostanımı seller aldı,&lt;br /&gt;Bir yar sevdim eller aldı,&lt;br /&gt;Benim benden haberim yok.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Alacaklı kalkar biraz ilerde bulunan kasayı açar, borç senetlerini çıkarır ve kendisine verir, yırtmasını söyler. Sözün ve şu veya bu şekilde öykü anlatmanın gücü budur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Roman’a gelince en klasik tanımın “Modern zamanların anlatım biçimi “olduğunu biliyoruz. En kusursuz edebi tür olarak öyküyü gören Edgar Allan Poe roman için “Akıl almaz bir tür” demişti.&lt;br /&gt;Çünkü, romanın lirizmi şiiri, öğreticiliği tarihi, metafizik sorunları tartışma ve algılatma derinliği felsefeyi, insan ruhunun derinliklerine inişi psikolojiyi, toplumsal sezgisi sosyologları, kurgusu matematikçileri kıskandırır…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Otium sine litteris mors est; Edebiyatsız geçen zaman öldürücüdür”. İnsanın insana hikaye anlatışının en son keşfi, hayatımıza yön veren roman türü, sonsuz olanaklarıyla özgür, estetik mükemmelliğe en yakın yazı formuydu.&lt;br /&gt;Bu anlamda, Max Nordau’nun “Parisli kadınları Fransız romanı yaratmıştır” ya da bizden Halid Ziya’nın söylediği gibi “Hiç şüphe yok, hayat romanları değil romanlar hayatı yapıyor!” sözleri gerçeği ifade etmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu nedenle Balzac bilinmeden sanayileşen kapitalistleşen Paris, Dickens bilinmeden yoksulların üzerinde yükselen Britanya İmparatorluğunun Londra’sı bilinebilir mi?&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;span style="color:#339999;"&gt;Gogol ve Turgenyev bilinmeden ataerkil Çarlık Rusya’sının çözülüşü anlaşılabilir mi?&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;span style="color:#339999;"&gt;Solohov okunmadan Rus devrimi öğrenilebilir mi? Marguez bilinmeden bu günün ayağa kalkan Latin Amerikasını çözümleyebilir miyiz? Conrad okunmadan Afrika köle ticaretinin, sömürgeciliğinin ‘Karanlık Yüreği‘ algılanabilir mi? Don Kişot okunmadan ortaçağın ölümünü hayal edebilir miydik? Baktığı her kır manzarasını ekilebilir pamuk tarlaları, karşılaştığı her yerliyi köle olarak gören Robinson Cruseo okunmadan kolonyalizm anlaşılabilir miydi?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Başa dönersek, Osmanlıların Mısır Valisi Said Paşa tarafından Fransızlara sipariş edilen Özgürlük Heykeli ‘Doğu’nun ışığını’ simgeleyecek ve bu ışığın Mısırdan batıya doğru yayıldığının ifadesi olarak Süveyş kanalının girişine yerleştirilecekti. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;span style="color:#339999;"&gt;Alegori ustası semitist ve ateist (Lucas’ın yalancısıyım) Kafka’nın Özgürlük Heykelinin bu hikayesini bilmemesi düşünülemez. Ancak bu imgeyle ilgili önsezileri artık ona elinde kılıç tutan ve bütün dünyada sözüm ona ‘özgürlük rüzgarları’ estirecek bir tanrıçaya işaret ediyordu. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;span style="color:#339999;"&gt;Kafkaya göre “Alegorinin söylemek istediği tek şey, anlaşılmaz olanın anlaşılmaz olduğuydu.”&lt;br /&gt;1911 de yazmaya başladığı ilk romanın ilk paragrafına bu yüzden böyle başlamıştı. Bir yüzyılda bu coğrafyada bunun artık fazlasıyla anlaşılabildiğini varsayabiliriz. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;span style="color:#339999;"&gt;Tanrı elinde kılıç özgürlük taşıyıcısı tanrıçadan bizi korusun.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;span style="color:#339999;"&gt;Hepinize sevgi ve saygılarımı sunuyor, iyi çalışmalar diliyorum. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5698788499091376183-603957060724830060?l=edebiyatcilardernegi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://edebiyatcilardernegi.blogspot.com/feeds/603957060724830060/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5698788499091376183&amp;postID=603957060724830060' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5698788499091376183/posts/default/603957060724830060'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5698788499091376183/posts/default/603957060724830060'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://edebiyatcilardernegi.blogspot.com/2007/12/trk-edebiyatinin-bugn-zeynep-aliye.html' title='ABDÜLSELAM EL UCEYLİ ROMAN FESTİVALİNE KATILAN TÜRK YAZARLARIN BİLDİRİLERİ'/><author><name>Edebiyatçılar Derneği</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5698788499091376183.post-1294528828204519564</id><published>2007-12-19T06:05:00.000-08:00</published><updated>2007-12-19T06:08:05.333-08:00</updated><title type='text'>SURİYE ETKİNLİĞİMİZ</title><content type='html'>&lt;span style="font-family:times new roman;color:#006600;"&gt;Suriye’nin Rakka kentinde, 11-14 Kasım 2007 tarihlerinde düzenlenen, “3. Abdulselam El Uceyli Roman Festivali”ne, 6 kişilik bir heyetle katılan Edebiyatçılar Derneği heyeti yurda döndü.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Genel Başkan Gökhan Cengizhan, Osman Şahin, Meltem Arıkan, Fatih Atila, Zeynep Aliye ve Bereket Kar’dan oluşan heyet üyeleri, adı geçen etkinlikte, 14 Kasım 2007 Çarşamba günü, “Türk Romanı” üzerine düzenlenen bir oturumda bildirileriyle yer aldılar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Daha önceden Arapça’ya çevrilen bildirilerini sunan Türk romancılar, yoğun bir ilgiyle ve merakla karşılandılar. Çok sayıda soruyla karşılaşan romancılarımız, Arap yazarları ve okurları, edebiyatımız üzerine içtenlikle bilgilendirdiler. Türk yazarların bildirileri, 2008 yılında yayımlanacak etkinlik kitabında da yer alacak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Etkinlik sonrasında, başkent Şam’a geçen heyet, 15 kasım 2007 Perşembe günü, saat 14.00’te, Kültürden Sorumlu Devlet Başkanı Yardımcısı Necah El Attar tarafından kabul edildi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bayan Necah El Attar’ın resmi konutunda yapılan ziyaret, son derece olumlu ve yapıcı bir ortamda gerçekleşti. Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad’ın iki yardımcısından biri olan Necah El Atar, 1975-2000 yılları arasında, 26 yıl, Kültür Bakanlığı görevinde bulundu. Şu anda, Suriye rejiminin en etkili isimlerinden biri olan Necah El Atar, Türk heyetiyle yaptığı görüşmede, şu görüşlerini belirtti:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Abdulselam El Uceyli gibi büyük bir yazarımızın adına yapılan etkinliğe, Türkiye’den gelerek katılmanızdan dolayı onurlandık, çok mutlu olduk. Bizler, iki komşu ülke edebiyatçılarının yakınlaşmalarına, birlikte hareket etmelerine büyük önem veriyoruz. Uzun yıllar boyunca, aynı coğrafyada, aynı tarihi paylaştık. Dedelerimiz bu mirası bizlere devretti. Bu bağlarımızı ve diğer onur duyduğumuz insani değerlerimizi, bugün de benimsiyoruz. Diğer yandan, bizleri daha da yakınlaştıran karşılıklı komşuluk ilişkilerimiz bulunuyor. İçinde bulunduğumuz bu zor günlerde, ortak bağlarımız daha da önem kazandı. Tarih dediğimiz süreç gelir geçer, ama çocuklarımıza, bizleri birleştiren değerlerimizi miras bırakmamız gerekiyor. Bunlara ek olarak, aile evliliklerimiz, kan bağlarımız var. Bütün bunlar, bizleri birleştirici etkenlerdir. Demek ki, karşılıklı ilişkileri kurmak için gerekli zemin hazır durumda. Sizler, edebiyatçılar olarak, bu ilişkileri sürdürmek ve geliştirmek zorundasınız. Karşılıklı paylaştığımız insani değerleri savunmak adına işbirliği içinde olmalısınız. Ben, burada, fikir cephesinin öneminden söz açmış oluyorum. Kalem, hayatın yüzünü değiştirebilme gücüne sahiptir. Kalem, yaratıcıları eliyle bu değişimi sağlar. Bu nedenle, kalemi ve yaratıcılarını her fırsatta onurlandırmamız gerekir. Komşumuz Türkiye’den öğreneceğimiz çok şey var. Bunu sağlayacak olan da sizlersiniz. Ben, varolan ilişkilerin bu şekilde kalmasını değil, daha da geliştirilmesini arzu ediyorum. Her iki ülke yazar örgütlerinin, Arap Yazarlar Birliği ile Türkiye Edebiyatçılar Derneği’nin, karşılıklı ilişkilerini geliştirmeleri adına, gereken her şeyi üstlenmeye hazırız. Bugün bulunulan düzeyde kalmak için hiçbir gerekçemiz yoktur. Bütün samimiyetimle, iki ülke edebiyatçılarının bir araya gelmelerinden ötürü duyduğum mutluluğu sizlerle paylaşmak istedim. Son yıllarda, karşılıklı ilişkilerimiz, eskisinden çok daha güçlü bir duruma geldi. Sizler, bu ilişkiyi, daha ileri aşamalara taşıyabilirsiniz. Çünkü, sizleri yabancı olarak görmüyoruz. Bütün bu belirttiklerimi, kalıcı birer projeye çevirerek nasıl sürdürebiliriz, artık bunun değerlendirmesini yapmalıyız.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Edebiyatçılar Derneği heyeti, Necah El Attar’ın kabulünden sonra, aynı gün, saat 18.00’de, Arap Yazarlar Birliği’ni ziyaret etti. Birlik başkanı Prof. Dr. Hüseyin Cuma tarafından kabul edilen heyetimizle görüşmeye, Arap Yazarlar Birliği’nin genel yönetim kurulu üyeleri ve komisyon başkanları da katıldı. İki yazar örgütü arasında, 24-04-2004 tarihinde, ilk kez Halep’te imzalanan kültürel antlaşmanın yenilendiği bu toplantı, oldukça anlamlıydı. Söz konusu kültürel antlaşma, 2008-2010 yıllarını kapsayacak bir biçimde, iki yazar örgütünün başkanları tarafından karşılıklı imzalanarak, üç yıl daha uzatıldı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Toplantı bitiminde, Arap Yazarlar Birliği Başkanı Prof. Dr. Hüseyin Cuma’nın, Genel Başkanımız Gökhan Cengizhan’a verdiği plakette şunlar yazıyordu: “Suriye ve Türkiye halkları arasındaki kültürel ve edebi dostluğa saygıyla.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Suriye devlet televizyonu, aynı gün akşam haberlerinde, Necah El Attar’la görüşmeye özel bir bölüm ayırdı. Rakka’da ve Şam’da, çok sayıda gazete ve dergi, heyetimizle görüştü.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Edebiyatçılar Derneği heyeti, Şam’da, Suriye Kültür Bakanlığı tarafından, üç gün süreyle misafir edildi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Genel Başkanımız Gökhan Cengizhan, Suriye gezisi çerçevesinde, yeni üyelerimizi ve daha önce ulaşamadığımız dostlarımızı da göz önünde bulundurarak, (önceki aylarda kamuoyuna da duyurulan) aşağıdaki görüşlerini, bir kez daha yinelemek gereği duydu:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“2004 yılı başında, Edebiyatçılar Derneği olarak, ‘komşu edebiyatlarla buluşma’ adını verdiğimiz bir perspektif geliştirdik. Ve kendimize bir yol haritası belirledik. Yolumuzda, öncelikle bir ülke vardı; Suriye.. Son iki yılda, oluşturduğumuz heyetler içinde, 8 kez Suriye’ye gitme olanağım oldu.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:times new roman;color:#006600;"&gt;&lt;br /&gt;Komşularımızda barış tehlikede; dahası komşularımız emperyalist işgal ve tehdit altında: Irak, Filistin, Lübnan, Suriye, İran.. Böylesi bir süreçte yapılması gereken, halklar arasındaki kardeşlik ilişkilerini güçlendirmek olmalıdır. Çünkü, halkların, birbirleriyle doğrudan hiçbir sorunları yoktur, olmamıştır da.. Halkların kültürel temsilcileri; aydınlar, yazarlar, edebiyatçılar olarak, siyasilerin birkaç adım önlerine geçmek, hatta gündemi belirlemek, inisyatifi ele almak gerekir. Son iki yılda, bu zemini büyük ölçüde oluşturduk.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çok uzun zamandır, komşu halklar olarak birbirimizden uzaktık, daha doğrusu uzak bırakılmıştık. Yeniden birbirimize yüzümüzü dönmenin, el sıkışmanın, kucaklaşmanın zamanıdır. Yapılacak şey oldukça yalın: komşu olduğumuz bilmek ve komşuluğun gereklerini yerine getirmek.. Başlangıç için bu kadarı yeterli.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ne yazık ki Türkiyeli edebiyatçılarda bir tür şartlı refleks gelişmiş durumda.. Büyük bir çoğunluğun yüzü, bütünüyle Batı’ya dönük.. Oysa, bir yüzümüz Batı’ya dönükken, diğer yüzümüz, daha da güçlü bir biçimde Doğu’ya dönük olmalı. Bir ayağı, belki ayak baş parmağı Avrupa’da, bir ayağı, hatta kocaman gövdesi Asya’da olan Türkiye, öncelikle komşularına yaklaşmalı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Biliyorsunuz, Avrupa Birliği argümanlarında, Türkiye, ‘feodal Avrupa’ olarak anılıyor. Hatta, AB jargonuyla aktarırsak, ‘Avrupa’nın yetimi’.. Kuşkusuz, bizler, AB kapılarında kendimizi öksüz, yetim olarak hissedemeyecek kadar onurlu bir halkız. Yeter ki, başka seçeneklerimizin de olduğunu bilelim; örneğin, bir Avrasya, bir Ortadoğu seçeneklerimizin olduğunu..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aynı ortak tarihi, aynı ortak geçmişi paylaşan, daha doğru bir deyimle, ortak bir mirasa sahip olan halkların kültürel temsilcileri olarak, yeniden ve nasıl bir araya gelebiliriz? Yıllar boyunca kopuk olan ilişkilerimizi, yeniden ve nasıl kurabiliriz? İnanıyoruz ki, edebiyatçılar, halkları birbirlerine yaklaştırmak için öncü roller üstlenebilirler. Emperyalistlerin politikalarını bozacak olan öncelikli stratejilerden biri de, halkların kültürel temsilcilerinin işbirliği olabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşte, bu temelden yola çıkıyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yüzyıllar boyunca kader birliği yapan Anadolu, Mezopotamya, Ortadoğu halkları, artık barış içinde yaşamalılar. Bu coğrafyadaki komşu kültürlerle kurmaya çalıştığımız diyalogun ve yapacağımız ortak çalışmaların, tek bir anlamı var: merkezi Batı olan, ‘tek yönlü’ bir entelektüel yönelişi tersine çevirmek.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu perspektifle, komşu edebiyatçılar, ‘aracısız’ bir biçimde, bölgesel, yerel düzlemlerde sıklıkla buluşmalı, aralarında kalıcı, uzun erimli bir kültürel köprü oluşturmalılar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Edebiyatçılar Derneği ile Suriye ve Filistin yazar örgütleri arasında bağıtlanan kültürel antlaşmalar, Türkiye halklarıyla Arap halkları arasındaki ikili ilişkilerin sürdürülme zorunluluğuna yanıt verme, halklar arasındaki tarihsel bağları daha da derinleştirme, Filistin halkının haklı davasını uluslararası alanda,  barışa ve adalete hizmet edecek biçimde savunma, gibi öğeleri içeriyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Diyebilirim ki, düz, çıplak siyasal argümanların ötesinde, ülkeler arasındaki reel politik yakınlaşmaların üzerinde bir düzeyde gelişiyor, kurduğumuz ilişkiler.. Ve hiç kuşku yok ki, Suriye ve Filistin yazar örgütleriyle bağıtlanan bu kültürel antlaşmalar, bölge edebiyatları açısından, ucu açık, ufku açık bir gelecek vaat ediyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Edebiyatçılar Derneği olarak, bu önemli çabada, Türkiyeli yazarların en etkin, en atak örgütü olmayı başardığımızı, rahatlıkla belirtebilirim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ortadoğulu meslektaşlarımızla, sorunlu komşuluk ilişkilerimizin çözümüne edebiyatçılar olarak nasıl katkı sağlayabiliriz, bunları tartışıyoruz. Daha da önemlisi, ulusal kültürlerimizde yer alan, çarpıtılmış, bozulmuş, Türk/Arap, Türk/Acem imgelerini nasıl düzeltebiliriz, bunlara kafa yoruyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ülkelerimiz arasındaki siyasal yakınlaşmaların verimli bir fırsat ve şans olduğu da açıktır. Ancak aydınlar ve yazarlar olarak bir adım öne geçmeliyiz. Türkiyeli entelektüeller, ister Batı’ya, ister Doğu’ya yönelik yaklaşımlarda, siyasilerin devre dışı bıraktığı her türlü seçeneği, kendi alanlarında değerlendirebilmeli, gerekirse öncü tavır ve pratikler  geliştirebilmeliler, diye düşünüyoruz. Sonuçta, bizler edebiyatçılar olarak birbirimize yakınlaşacağız, bizler yakınlaştığında, halklar birbirine yakınlaşacak, halklar yakınlaştığında, aramızda “sınır” diye bir şey kalmayacak; kağıt üzerindeki sınırları yırtıp atacağız!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ortadoğu edebiyatlarında güçlü bir “direniş edebiyatı” geleneği var. Ne yazık ki Türkiyeli okurlar ve yazarlar olarak, bu geleneği yeterince tanımıyoruz. Oysa, anti emperyalist çizgisi belirleyici ve baskın olan bir ülkenin aydınları/yazarları olarak, komşu halkların, komşu kültürlerin, komşu edebiyatların direniş gelenekleriyle türlü biçimlerde buluşmak gerekiyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Emperyalizmin, halkları birbirine düşman etme, birbirine kırdırma politikasına karşı, halkların kültürel temsilcileri olan aydınlar/yazarlar arasında kurulacak işbirliği biçimleri önem taşıyor. İşte, komşu ülkelerdeki meslektaşlarımızla üç yıldan bu yana süren ve gelişerek sürecek olan ilişkilerimiz, bu sağlam temelde, bu özenli zeminde yürüyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Edebiyatçılar Derneği olarak, tarihsel ve toplumsal bir sorumlulukla, insani ve vicdani bir yükümlülükle tavır alıyoruz. 2004 yılı Nisan ayından bu yana “komşu edebiyatlarla buluşma” adını verdiğimiz ve bu başlıkla inşa etmeye çalıştığımız perspektifimizi, süreç içinde elde ettiğimiz ve elde edeceğimiz kazanımlarımızı, aynı düşünceleri, aynı arayışları, aynı kaygıları olan kurumlarla, yapılarla, kadrolarla paylaşmaya da hazırız.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5698788499091376183-1294528828204519564?l=edebiyatcilardernegi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://edebiyatcilardernegi.blogspot.com/feeds/1294528828204519564/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5698788499091376183&amp;postID=1294528828204519564' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5698788499091376183/posts/default/1294528828204519564'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5698788499091376183/posts/default/1294528828204519564'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://edebiyatcilardernegi.blogspot.com/2007/12/suriye-etkinliimiz.html' title='SURİYE ETKİNLİĞİMİZ'/><author><name>Edebiyatçılar Derneği</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5698788499091376183.post-2002295089625836521</id><published>2007-12-19T06:01:00.000-08:00</published><updated>2007-12-19T06:05:17.435-08:00</updated><title type='text'>ARAP YAZARLAR BİRLİĞİ İLE İMZALADIĞIMIZ KÜLTÜR ANTLAŞMASI</title><content type='html'>&lt;span style="font-family:lucida grande;color:#990000;"&gt;&lt;span style="color:#330000;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;em&gt;ARAP YAZARLAR BİRLİĞİ İLE EDEBİYATÇILAR DERNEĞİ'NİN&lt;br /&gt;2008-2010 YILLARINI KAPSAYAN KÜLTÜR ANTLAŞMASI&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/em&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;Taraflar kendi halklarına karşı taşıdıkları sorumluluktan hareketle, Türk ve Arap halkları arasında, geçmişten bu yana var olan kültürel ilişkileri geliştirmek ve sağlamlaştırmak, iki halkın kültürünü, sanatını, edebiyatını karşılıklı olarak tanımak ve tanıtmak amacıyla, aşağıdaki konularda anlaşmışlardır.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:lucida grande;color:#990000;"&gt;&lt;br /&gt;Madde 1- Taraflar, uluslararası toplantılarda (kongre, konferans vb.) insani değerlere, adalete ve barışa hizmet edecek düşünceleri yaymak için tüm güçlerini kullanarak ortak çaba sarf edeceklerdir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Madde 2- Taraflar, kendi adlarına yayınladıkları dergilerden beşer (5) adedi, kendi adlarına bastıkları kitaplardan ikişer (2) adedi, karşılıklı olarak birbirlerine göndereceklerdir. Ayrıca, taraflar arasında, bilgi alışverişi için gerekli ortam yaratılacak, düzenli bilgi ve belge değiş tokuşu sağlanacaktır. Her iki taraf da, ülkelerin ilgili yasaları çerçevesinde, birbirlerinin edebiyatını kendi ülkesinde tanıtmaya çalışacaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Madde 3- Taraflar, her yıl birbirlerine en az bir heyet göndereceklerdir. On günlüğüne,  2 ya da 3 kişiden oluşacak bu heyet, kültürel etkinliklere (seminer, panel, buluşma vb.) katılmak amacıyla diğer taraf ülkeye konuk olacaktır. Yol giderleri gönderen tarafa, konaklanma ve ağırlanma giderleri ile iç ulaşım karşılayan tarafa ait olacaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Madde 4- Taraflar, kendi dergilerinde, diğer ülkenin edebiyatı hakkında hazırladıkları çeviri dosyaları yayımlayacaklardır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Madde 5- Her iki taraf, üyelerinin özel ziyaretleri durumunda, karşı tarafın üyesine elinden gelen tüm kolaylığı gösterecektir. Üyelere, bağlı bulundukları kurumdan aldıkları kimlik ya da görev belgelerini ibraz etmeleri koşuluyla, maddi yardım hariç, her türlü kolaylık sağlanacaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Madde 6- Bu antlaşmanın süresi üç yıldır. Bir taraf, diğer taraftan antlaşmanın iptalini ya da değişikliğini talep etmedikçe, kendiliğinden yenilenmiş olacaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;Yer; 15.11.2007, Şam /Suriye&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#663300;"&gt;&lt;strong&gt;Dr. Hüseyin Cuma&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;Arap Yazarlar Birliği Başkanı&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#663300;"&gt;Gökhan Cengizhan&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;Edebiyatçılar Derneği Genel Başkanı&lt;br /&gt;&lt;/span&gt; &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5698788499091376183-2002295089625836521?l=edebiyatcilardernegi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://edebiyatcilardernegi.blogspot.com/feeds/2002295089625836521/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5698788499091376183&amp;postID=2002295089625836521' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5698788499091376183/posts/default/2002295089625836521'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5698788499091376183/posts/default/2002295089625836521'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://edebiyatcilardernegi.blogspot.com/2007/12/arap-yazarlar-birlii-ile-imzaladiimiz.html' title='ARAP YAZARLAR BİRLİĞİ İLE İMZALADIĞIMIZ KÜLTÜR ANTLAŞMASI'/><author><name>Edebiyatçılar Derneği</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5698788499091376183.post-575975181600667792</id><published>2007-09-28T07:30:00.000-07:00</published><updated>2007-09-28T07:34:06.196-07:00</updated><title type='text'>BABASININ BAVULU VE BULANTI</title><content type='html'>&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;span style="color:#330099;"&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;&lt;strong&gt;A. Kadir Bilgin&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Babasının bavuluna geçmeden, 2005 yılında aynı ödülü kazanan Harold PİNTER’in “BİZ IRAK HALKINA SEFALET, ÇÜRÜME VE ÖLÜM GETİRDİK!” başlıklı konuşmasından bazı bölümlere göz atalım;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-“Nikaragua’da yaşanan trajedi bu dediğimin hayli tipik bir örneğidir. ABD acımasız Somoza&lt;br /&gt;diktatörlüğünü 40 yıldan fazla süreyle destekledi.” ,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-“ABD İkinci Dünya Savaşı’nın sonunda ve sonrasında hemen her sağcı askeri diktatörlüğü desteklemiştir. ABD’nin 1973’te Şili’de yol açtığı dehşet hiçbir zaman aklanamaz ve asla mazur görülemez. Bu ülkelerde yüzbinlerce insan ölmüştür. Bunlardan ABD dış politikası mı sorumludur? Bu sorunun yanıtı:Evet o ölüm-&lt;br /&gt;ler vuku bulmuştur ve sorumlusu ABD dış politikasıdır. Ama siz bundan habersizsinizdir. Sanki hiçbir şey olmamıştır. Çünkü kimse bunlara aldırmamıştır. ABD’nin suçları sistematik, sürekli, ahlaksızca ve acıma-&lt;br /&gt;sızca olmuştur, fakat pek az kimse onlardan söz etmiştir.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-“...bu sıralarda ABD en büyük gövde gösterisi içindedir. Zalim, aldırmaz, tehditkar ve acımasızdır, ama&lt;br /&gt; öyle olduğu kadar aynı zamanda çok zekidir de. Kazanan daima kendisidir.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-“ABD 132 ülkede 702 askeri üsse sahip....8000 aktif ve işlevli nükleer savaş başlığına sahip...bunlardan 2000 tanesi alarm verildikten 15 dakika sonra ateşlemeye hazır durumda.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-“ABD, kartlarını masaya açık açık ve korkusuzca seriyor. Ne Birleşmiş Milletlere, ne uluslararası hukuka aldırıyor, ne de kendisine karşı yapılan eleştirilere kulak veriyor, öyle yapmayı bir güçsüzlük sayıyor ve yersiz buluyor. Küçük kuzusu, patetik ve miskin Büyük Britanya’nın meleye meleye peşinden gelmesi ona yetiyor. Bizim ahlaki duyarlılığımıza ne oldu? Bu sözcüğün anlamını acaba biliyor muyuz? Bu sözcüğün şimdilerde nadiren kullanılan vicdan kelimesiyle bir ilişkisi var mı?”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-“Guantanamo Körfezi’ne bakınız. Orada hukuk yok. “Uluslararası camia” denilen şey bu kanunsuzluğa sadece göz yummakla kalıyor.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-“Irak’ın işgali bir haydutluk fiilidir, uluslararası hukuk kavramını hiçe sayan  apaçık bir devlet terörizmidir. İstila, yalan üstüne yalan söyleyerek, medyayı ve dolayısıyla kamuoyunu manipüle ederek başvurulan keyfi bir askeri harekattır,  Ortadoğu’da ABD’nin askeri ve ekonomik hakimiyetini pekiştirmeyi amaçlamaktadır, diğer bütün bahaneler iflas ettikten sonra insanlarla alay edercesine özgürlük masalına sarılmışlardır. Biz Irak halkına işkence getirdik, bombalar, hafifletilmiş uranyum, haddi hesabı olmayan rastgele öldürmeler, sefalet, çürüme ve ölüm getirdik, bütün bu yapılanların adına da “Ortadoğu’ya özgürlük ve demokrasi getirmek” koyduk. Kitlelerin katili ve savaş suçlusu ilan edilmeniz için daha ne kadar insan öldürmeniz gerekir?....Öyleyse, Bush ve Blair, Uluslararası Ceza Mahkemesi’ne çıkartılmalıdırlar.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-“...yurttaş olarak kararlı, şaşmaz ve azimli bir entelektüel kararlılıkla davranmalıyız. Şayet böyle bir kararlılık siyasal öngörümüzde mevcut değilse, yitirdiğimiz şeyleri geri alma şansına da sahip değiliz demektir. Yitirmekte olduğumuz şey; insan onurudur.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dünyanın herhangi bir köşesinde yaşayan bir aydının rahatlıkla altına imza koyabileceği bir konuşma metni bu. Uçma yetisini yitirmemiş bir yüreğin kanat çırpışları. Kendisini çağından sorumlu tutan bir aydının kanayan haykırışları.. Bu kan, Emile ZOLA’nın 1896’da Dreyfus davasıyla ilgili olarak Fransa Cumhurbaşkanı’na yazdığı “İtham Ediyorum” başlıklı yazıyla orduyu ağır bir dille suçladığı damardan akıyor. Bu, onun bir yıl hapse, 3000 frank para cezasına çarptırılmasına ve İngiltere’de sürgünde (1898-99) yaşamasına neden oldu. Ancak, gündemi sarsan bu çıkışı sonucunda, Yahudi subay Dreyfus aleyhine mahkemede kullanılan belgenin uydurma olduğu ortaya çıktı. Uydurma belgeyi düzenleyen albay intihar etti. Yeniden görülen mahkeme sonucunda 1906’da Dreyfus tamamen temize çıktı ve ordudaki görevine döndü. Zola, tüm bu gelişmelerin sonunda, insanlara aydın tavrının ne ve nasıl olması gerektiğini duyurdu. Bir aydının, doğruları ve adaleti sonuna kadar savunması gerektiğini tüm dünyaya öğretti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gelelim Orhan Pamuk’un Nobel öyküsünün öncesine ve sonrasına. Pamuk’un, “Bir milyon Ermeni öldürüldü.”  sözüyle nereye varmak istediğini hâlâ anlamış değilim. Geriye, gerçeklere bir göz atalım hep birlikte;&lt;br /&gt;İngiltere’nin Erzurum konsolosu Trotter’in 7 Eylül 1880 yılındaki tespitleri;&lt;br /&gt;           &lt;br /&gt;                             Müslüman            Ermeni             Diğer&lt;br /&gt;Erzurum                202.074               52.341               3.396&lt;br /&gt;Van                          82.204               39.113             30.375&lt;br /&gt;Bitlis                      145.009              77.993                2.153&lt;br /&gt;Harput                    168.894              44.102               1.793&lt;br /&gt;Diyarbakır              140.538              27.254               4.861&lt;br /&gt;Sivas                       283.043              53.013             17.867&lt;br /&gt;Toplam                1.021.762          240.803             60.445&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1893 Nüfus Tahrir Neticeleri;&lt;br /&gt;Erzurum                455.548               101.138              3.356&lt;br /&gt;Van                         59.412                60.448                   -&lt;br /&gt;Bitlis                     167.054                 101.358                   -                 &lt;br /&gt;Harput                   300.188                73.178                   543&lt;br /&gt;Diyarbakır             289.591                 46.823                1.166&lt;br /&gt;Sivas                      766.558             116.545               37.813&lt;br /&gt;Toplam                 2.028.351           499.490              42.878&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1914 Osmanlı Nüfus Sayımı (O dönemde elde kalan 33 vilayette);&lt;br /&gt; Toplam               13.243.000           1.526.045           1.226.422&lt;br /&gt;           &lt;br /&gt;Ermenilerin imha edilme eyleminin baş mimarı Bahaettin Şakir idi. 3. Ordu komutanı Vehip Paşa, onu 1916’da yakalasaydı idam edecekti. Buna rağmen yakalananlardan, Yozgat Boğazlıyan kaymakamı Kemal, Ermeni katliamı nedeniyle suçlu bulunarak idam edilir. Müftü Abdullahzade Mehmed, “dine karşı ağır suç”  ve   “Allah’ın gazabından korkarım” diyerek kaymakam aleyhine ifade vererek idam edilmesinde rol oynar. Ayrıca, Konya ve Sivas valileri, “Ermenilere yardım ettikleri” gerekçesiyle sürgün edilirler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yukarıdaki adı geçen Doğu illerinde değil bir milyon, yarısını bile ancak bulan Ermeni nüfusuna karşı Pamuk’un böyle bir laf etmesi, onun bu konudaki bilgisizliğinin ürünüdür. Leonardo da Vinci “Chi poco pensa molto erra” (Az bilen, çok yanılır.) derken herhalde bu durumu kastetmişti. Derin düşünebilmek için, insanın bilgi dünyasını derinleştirmesi gerekir. Bu durumda, Konfüçyüs’ün ; “Boş insan teneke gibi tıngırdar, onda erdem aranmaz.” sözünün altını kalın bir çizgiyle çiziyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fransız Parlamentosu’nun 12 Ekim 2006’da “Ermeni Soykırımı”nı inkar edenlere ceza verilmesini karara bağladığı gün, bu yılki Nobel Edebiyat Ödülü’nün Orhan Pamuk’a verildiği açıklandı. Fransa’nın kendi geçmişindeki özgürlük mücadelelerini bir kalemde silip atan bu kararı karşısında şaşırmamak elde değil. Katliam olarak adlandırılan, Türk ve Ermeni uluslarının tarihlerine kara bir leke gibi girmesi gereken, insanlığın barbarlık dönemlerinden kalma, acımasız bir savaştır ki bunun örneklerini yakın zamanda Yugoslavya parçalanırken, Afganistan, Irak,2006 yazında İsrail saldırısı sonucunda Lübnan’da gördük. Ayrıca Fransa’nın Cezayir’de yaptıkları da unutulmadı.  Her ulus kendi tarafına yontuyor, ancak her iki ulus da suçludur. Bir Türk’ün ya da Ermeni’nin hatırladığında yüzünün kızarmasını gerektirecek bir olaylar zinciridir. Utanma duygusu olanlar için elbette.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ödülünü aldığı, 10 Aralık 2006 İnsan Hakları Günü idi. Ödül alırken yaptığı konuşmada ne bu günden söz etti, ne de Pinter gibi ABD’nin merkezinde olduğu küresel sorunlara değindi. Onun için önemli olan, “Babasının Bavulu” ile “Yazmak için bir odaya kapanmak”tı. Sayfalarca sözün özeti bu. Bir çuval keçiboynuzunu bu bir gram bal bile etmeyen değersiz konuşmayı yiyerek geçirdim zamanımı. Konuşmasının sonundaki, neden yazdığını açıkladığı gerekçeler arasında, toplumsal, küresel tek bir mesaj yok. Kendi alanlarında başarılı olmuş insanların biyografilerini, otobiyografilerini okuduktan sonra kıskandığım çok oldu. Newton’u, Einstein’ı, Marquez’i, Pinter’i ve daha nicelerini kıskandım ve daima öğrendim onlardan. Ancak Orhan Pamuk  söz konusu olunca, ne sevinç, ne de öfke duyabiliyorum. Saman tadı ağzımdaki. Bol ödüllü filmleri görmeme engel olan işkil yine işbaşında. Adlandıramadığım bir şüphe tarafından kemirilip Pyrrhon’un kuşkuculuğuna yaklaşıyorum. Orhan Pamuk ödülü aldıktan sonra, gerçekten “pambık” (Anadolu’da pamuğa böyle derler) gibi bir adam olup çıktı. Ardına saklandığı, insanın gerilim katsayısını yükseltmeye yarayan gülücüklerini peş peşe sıralıyor. O. Pamuk’un maskesinin ortasında yer alan beyaz dişlerinin bombardımanına uğruyorum. Pamuk’un karakter çözümlemesine girişecek değilim, ancak, dura dura konuşmasını, gözlüklerinin altındaki, sinsice mi, bilgece mi, tilki gibi mi baktığına karar veremediğim gözleri bana itici geliyor. Coşku bir insanda aradığım en önemli özelliklerden biridir. Gülen, ağlayan, öfkelenen, hüzünlenen, sevincini belli eden, acı çeken, kısaca duygularını dışa vurabilen insanları seviyorum. Bir insanın uluslararası kimlik kazanabilmesi için kendi toplumunun tepkilerini en iyi şekilde dile getirmeyi bilmesi gereklidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;10 Aralık 1948’de kabul edilen “İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi”nin 30 maddesinden hangisine uygulanmaktadır ülkemizde? Günümüze kadar imza altına alınmış hangi bildirgenin maddelerine uyulmaktadır dünyada? Örneğin 1984 yılında kabul edilen, “Halkların Barış Hakkı Bildirgesi”nin 3. maddesindeki; “Halkların barış haklarını kullanmalarını güvenceye almak için, devlet politikalarının, savaş tehdidinin, özellikle nükleer savaş tehdidinin ortadan kaldırılması, uluslararası ilişkilerde güç kullanmaktan kaçınılması ve uluslararası anlaşmazlıkların, Birleşmiş Milletler Antlaşmasına dayanarak barışçı yollarla çözümlenmesi yolunda yönlendirilmesi gerektiğini önemle belirtir.” ifadelerine hangi devletler uymaktadırlar?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’ne imza koymuş bir ülke olan ülkemizde, bu 30 maddeden hangisine uyulup, hangisine uyulmamaktadır? Ücretsiz sağlık mı, ücretsiz eğitim mi? 12 Eylül Anayasası ile yönetildiğini de mi unuttu? Paramparça edilen insan vücutları, sürekli tecavüz durumundan bir türlü kurtulamayan insan beyinleri karşısında, üç maymunu oynayan insanlık karşısında söyleyecek hiçbir sözü olmayan Orhan Pamuk’un, sürekli gülümseyen maskesinin altında aslında nasıl bir yüz ifadesi taşıdığını merak ediyorum. Görmezden gelmekle kalmayıp, suçların üstlerini kapatmayı da ardındaki medya desteğiyle pek iyi becerebilmekte. Burada Arif Damar’ın bir sözünü anımsatmamın bir yararı olur mu acaba; “Çağının tanığı olmak yetmez, sanığı da olmak gerekir.” Basın, her zamanki yalakalık göreviyle kameraları zumluyor. Aynı çokbilmiş kişiler medyada övgüler düzüyor. Örnek: “....olağanüstü bir başarıyla özümlemiş bir edebiyatçı.....siyasal bir duruşu da var.” 5 Kasım 2006 Radikal İki, s.7, Hasan Bülent Kahraman. “Yazmak için bir odaya kapanmanın siyasal duruşu.” (!) Toplum olarak, dünya olarak, yıllardır tıkıldığımız tek tip hücreden onurumuzu kurtararak nasıl çıkacağız? En tepeden destekli, soyguncunun, vurguncunun, emekli katillerin, sahte kahramanların tatil cenneti bir ülkenin bireyleri olmaktan kurtarabilecek miyiz kendimizi?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Babasının kendisine; “Bir gün paşa olacaksın !” dediğini anımsatıyor. Ben de Orhan Pamuk’a “Paşa olmak önemli değil, önemli olan ADAM olabilmektir.” anımsatmasını yapmak istiyorum. Ayrıca, bir de “Paşa” olayım derken, “Maşa” olmamaya dikkat etmeli insan.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Tarihsel fırsatları kaçırma özürlü” bir toplumun, sıradan bir üyesi olduğunu gösterdin. Senin de, bu kadar kirlenmiş, kirletilmiş dünyada BİR DURUŞUN olmalıydı. Friedrich Nietzsche’nin, Sabahın Gizeminden Doğanlar’daki şu sözleri ne kadar düşündürücü; “Sahip olunması zorunlu tek şey var: Ya yaratılıştan ince bir ruhtur bu, ya da bilim ve sanatla inceltilmiş bir ruh.” Ne yazık ki hâlâ ruhlarımız kalın. Belleksiz, okuma alışkanlığı % 3-4 olan, her açıdan geri bir toplumda, çok yönlü dayatmalarla büyüdük. Bu durumu değiştirmek yine bireylere düşmektedir. Aristo’nun; “Köleler için kölelik; hem yararlı hem doğrudur.” sözünü hak ediyoruz galiba.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Harold Pinter’in sözünü yineleyerek bitirmek istiyorum yazımı; “Yitirmekte olduğumuz şey; İNSAN ONURUDUR.”&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5698788499091376183-575975181600667792?l=edebiyatcilardernegi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://edebiyatcilardernegi.blogspot.com/feeds/575975181600667792/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5698788499091376183&amp;postID=575975181600667792' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5698788499091376183/posts/default/575975181600667792'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5698788499091376183/posts/default/575975181600667792'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://edebiyatcilardernegi.blogspot.com/2007/09/babasinin-bavulu-ve-bulanti.html' title='BABASININ BAVULU VE BULANTI'/><author><name>Edebiyatçılar Derneği</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5698788499091376183.post-6182203648526354908</id><published>2007-09-27T06:12:00.000-07:00</published><updated>2007-09-27T06:26:01.004-07:00</updated><title type='text'>ANAYASA TARTIŞMALARI</title><content type='html'>&lt;span style="color:#993300;"&gt;“&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;devlet” için değil, “yurttaş” için anayasa!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Gökhan Cengizhan&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;span style="font-size:78%;"&gt;Edebiyatçılar Derneği Genel Başkanı&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;İktidar partisi AKP tarafından “belli” akademisyenlere hazırlatılan yeni anayasa taslağının, 12 Eylül cuntasının, temel hak ve özgürlüklerle ilgili alanda koyduğu bütün sınırlamaları aynen koruduğu anlaşılıyor. Tek ayrıcalık, din ve vicdan özgürlüğünde!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ülkemizde, AB’ye uyum sürecinde, 2001 yılından bu yana, birtakım anayasa değişiklikleri yapıldı. Ancak, nedense, bu değişiklikler, Anayasa’daki “bazı” maddelerle sınırlı tutuldu, tümünde varolan antidemokratik anlayış, olduğu gibi korundu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Düşünce ve ifade özgürlüğü, basın ve yayın özgürlüğü gibi temel özgürlük alanlarında çıkarılan ya da çıkartılacak “düzenlemeler”, yani bu özgürlüklerin nasıl kullanılacağına ilişkin “düzenlemeler”, siyasal iktidarın çıkardığı ya da çıkartacağı yasalara bırakılıyor. Amaç, yurttaşa adeta kaşıkla verilen özgürlüklere şöyle ya da böyle (milli güvenlik, kamu düzeni, genel ahlak gerekçe gösterilerek) sınırlama getirmek…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;T. C. devletinin bütün Anayasalarında, özgürlükler tek tek tanımlanıyor, fakat bu özgürlüklerin kullanımı, yasalarla düzenleniyor. Siyasal iktidar için “yasa”nın anlamı, en temel özgürlüklerin kullanımına sürekli yeni sınırlamalar, yeni kısıtlamalar, yeni yasaklar getirmekten ibaret…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ne yazık ki, 2007 Türkiye’sinde, “düşünceye suç” sürüyor! Düşünce ve ifade özgürlüğü, köklü bir biçimde Anayasal güvenceye bağlanmak yerine, en fazla yasalarla “öteleniyor”. Türk Ceza Yasası, Sıkıyönetim Yasası, Devlet Güvenlik Mahkemeleri Kuruluş Yasası, Terörle Mücadele Yasası, Siyasi Partiler Yasası, Basın Yasası, Dernekler Yasası, Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Yasası, YÖK Yasası, ve benzeri pek çok yasada (bir kısmı dönemsel olarak yürürlükten kaldırılmış olsa da, yeniden kolayca yürürlüğe sokulabiliyor) düşünceyi ve ifadeyi açıklama özgürlüğünü türlü gerekçelerle kısıtlayan ya da yasaklayan yüzlerce madde bulunuyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Örnekse, yakın bir tarihte, “düşünce suçluluları” şartlı salıverildiler, ancak bu yasadan yararlananların, gelecekteki düşünce açıklamaları da, böylece ceza tehdidi altına alındı. Üyelerimizden, Turhan Feyizoğlu’nun durumu, buna örnek oluşturuyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ülkemizde, Anayasa değişiklikleri, özgürlükleri “sözde” geliştirmek adına yapılıyor. Ancak, bu değişikliklerin bir anlam kazanabilmesi, ilgili ve ilişkili yasalarda özgürlükleri geliştirici düzenlemelerin yapılmasına bağlı… Ne var ki, öngörülen yasal düzenlemeler bir türlü gerçekleştirilmiyor. Ülkemizde, yarım yüzyıldan bu yana, özgür düşünceye izin yok!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Anayasa’da, yani “kitap”ta, temel hak ve özgürlüklerle ilgili bölüm başlıkları genelde şöyledir: Temel hak ve hürriyetlerin “sınırlandırılması”, temel hak ve hürriyetlerin “kötüye kullanılması”, temel hak ve hürriyetlerin “kullanılmasının durdurulması”… Kitapta, basınla ilgili bölümde, “basın hürdür, sansür edilemez” der! İki tümce altta, yaklaşık 30 kadar tümceyle de, basının nasıl yasaklanacağı madde madde özetlenir! Dünden bugüne çıkartılan bütün Anayasalarda ve ilgili yasalarda, temel belirleyici sözcük “ancak”tır! Özgürlükler, önce birer birer tanımlanır, sonra “ancak”lı bölümde, birer birer kısıtlanır!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ayrıca, yasalardan, herkes eşit ölçüde yararlanamaz: diyelim yasa, “dernekler politikayla uğraşamaz” der. Ne var ki, Edebiyatçılar Derneği de, TÜSİAD da, aynı yasayla, dernekler yasasıyla kurulmuş olmalarına karşın, portonlar kulübü TÜSİAD politika yapar, Edebiyatçılar Derneği yapamaz. Yaparsa, görün başına neler gelir!?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Örgütlenme özgürlüğü de, bu anayasal rejimden nasibini fazlasıyla almıştır. Günümüzde, kültürel ve sanatsal ortam içinde etkinlik gösteren yapıların karşılaştığı en önemli sorun, doğrudan “örgütlenme” sorunudur. Anayasalarda ve bağlı yasalarda, sivil/demokratik örgütler, temelde “potansiyel” suç odakları olarak değerlendiriliyor. Yönetici sınıf, oldum olası, bu örgütlerin etkinliklerini kolaylaştırmayı değil, tam tersine zorlaştırmayı görev biliyor. Temel kaygı şu: yurttaşın sivil/demokratik örgütlenmesi karşısında, “devlet”in düzenini korumak! Oysa çok açık: “devlet”in anlı şanlı örgütlülüğü karşısında, “yurttaş”ın sivil/demokratik örgütlülüğünün güçlendirilmesi gerekiyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Diyelim, dernek olarak bir etkinlik düzenliyorsunuz; “uygulama” büyük kentlerde farklı, taşrada farklı! Ankara’da ya da İstanbul’da, ya da İzmir’de düzenlediğiniz bir etkinlik için, mülki idareden izin almanıza gerek yok; eğer etkinliği taşrada, diyelim Antakya’da düzenliyorsanız, sizden katılımcıların bütün kimlik bilgileri istenebiliyor. Temel yaklaşım çok basit: etkinliği potansiyel suç hareketi, katılımcıları potansiyel suçlu olarak görmek!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Diyelim, düzenlediğiniz etkinlikle ilgili bir afiş hazırlıyorsunuz; bu afişi, bulunduğunuz kentin herhangi bir duvarına “kendiliğinden” asmaya kalksanız, “izinsiz gösteri” suçuyla 18 ay ceza almanız mümkün! Tersi durumda, bir klasör dolusu evrakla, mülki idareye başvurmanız zorunlu! “Asarım ve bir şey olmaz” diyorsanız, unutmayın burası Türkiye!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İsterseniz, bir fıkrayla açıklık getireyim: kapısında “giriş ücretsizdir” yazan diskotek önünde gençler kuyruğa girmişler, eğlence bedava ya, bu olanaktan gönüllerince yararlanacaklar. Eğlence bitiyor ve gençler diskotekten çıkmaya koyulurken, kapıdaki görevli adam başı 50 ytl talep ediyor. Gençler, “nasıl olur” diyorlar, “giriş ücretsizdi”, görevli pişkince yanıt veriyor, “iyi de çıkış ücretsizdir” demedik ki!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşte, Anayasalarda ve yasalardaki “ancak”lar bu anlama geliyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ülkemizde, düşünce ve ifade özgürlüğü, yanı sıra örgütlenme özgürlüğü, bu özgürlüklerin nasıl kullanılacağına ilişkin sayısız yasal düzenlemeyle adeta cendereye alınmıştır. Oysa sorun, özgürlüklerin nasıl kullanılacağı değil, bu özgürlüklerin kullanılmasını sınırlayan, kısıtlayan, yasaklayan engellerin nasıl ortadan kaldırılacağı sorunudur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Devlet ve yurttaş, iki ayrı perspektiften bakıyor, soruna. Örneğin, dernek kurmak hakkı, kişi topluluklarına özgü en temel hak ve özgürlüklerden biridir. Ancak, bu hak, dönemler boyunca, çıkartılan onlarca yasayla katmerli bir biçimde yasaklarla donatıldı. 12 Mart ve 12 Eylül dönemlerinde, Dernekler Yasası, derneğin amacına ve kurucularına ilişkin sayısız yasayla gitgide ağırlaştırıldı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1972 yılındaki dernekler yasasının gerekçeleri şöyledir: “dernek sayısının gittikçe artması, bu gidişle toplum hayatı için çok denebilecek bir ölçüye çıkma istidadı göstermektedir (.) devletin dernekleri etkin bir şekilde kontrol etmesi imkan ve yetkilerini vermemektedir (.) derneklere alınacak üyeler için aranan şartlar, kanunda açıkça belirtilmediği için, derneklere gelişigüzel üye alınmaktadır, devletin idari ve mali kontrolü, bugünkü cemiyetler kanunu çerçevesinde çok etkisizdir, devlet idaresini son derece uğraştırıcı niteliktedir (.) 1961 Anayasasının getirdiği geniş hürriyet havası içinde dernekler asıl amaçlarını gizlemek suretiyle kurulmaktadır.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1982 Anayasasında ve bu yasaya göre çıkartılan 2908 sayılı Dernekler Kanunu’nda, devlet artık kendi örgütlülüğü dışındaki bütün yurttaş örgütlenmelerine, hep kuşkuyla yaklaşacaktır. Her türlü örgütlenme özgürlüğünün karşısına, “kamu düzeni” adına sayısız gerekçe konulacaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Özet olarak örgütlenme özgürlüğü, devlet açısından başlı başına bir tehlikedir! Bu zihniyetin, yıllar içinde köklü bir değişiklik gösterdiği söylenemez.  2001 yılından bu yana, Anayasanın bazı maddelerinde, bugün gündemde olan yeni anayasa taslağında yapılan ya da yapılması öngörülen değişiklikler, -AB’ye uyum sürecinde yasallaştırılan görece değişiklikler dahil- temelde aynı yasakçı zihniyeti sürdürüyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Belki trajikomik olan gerçek şu: varolan Anayasada yapılan kısmi değişiklikler de, Avrupa birliği katılım ortaklığı belgesi’nde T. C. devletinin üstlendiği zorunluluklar nedeniyle hayata geçirildi: gönülsüzce!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Demek ki, esas olarak “devlet”in, “yurttaş”ını özgürleştirme ve onun örgütlenmelerini demokratikleştirme niyeti, kendi başına bir “amaç” değil, deyim yerindeyse “katlanmak” durumunda olduğu başka bir süreçle bire bir bağlantılı..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Düşünce ve ifade özgürlüğünü kısıtlayan bütün hükümler, Anayasa ve yasalardan çıkartılmadan, düşünce ve ifade özgürlüğünün önündeki bütün engeller ortadan kaldırılmadan; düşünce, ifade ve örgütlenme üzerine özgürce söz söyleyebilme, bu söze uygun zeminler yaratabilme olanağı, ne yazık ki ortada yok!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yazar örgütleri, diğer sivil/demokratik örgütlenmelerle birlikte, böyle bir zemini var etmek adına, her türlü çabayı üstlenmeliler, kuşkusuz. Yaşanılan tarihe müdahale de bunu gerektiriyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tüm üyelerimize iyi çalışmalar dilerim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dayanışma duygularımızla…&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#003300;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#003300;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#003300;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#003300;"&gt;&lt;strong&gt;ANAYASA YENİLEME SÜRECİ ÜZERİNE…(*)&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#003300;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#003300;"&gt;&lt;strong&gt;Remzi Özmen&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#003300;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:78%;"&gt;Edebiyatçılar Derneği Genel Sekreteri&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#009900;"&gt;&lt;em&gt;"&lt;span style="font-family:arial;"&gt;Pratik kafalı bir adamın çocuk bahçesini fabrika ilkelerine göre,&lt;/span&gt;&lt;/em&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:arial;font-size:85%;color:#009900;"&gt;&lt;em&gt;ya da fabrikayı çocuk bahçesi ilkelerine göre yönetmesi düşünülemez;&lt;/em&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:arial;font-size:85%;color:#009900;"&gt;&lt;em&gt;böylece, düşünceler dünyasında da bilginler&lt;/em&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#003300;"&gt;&lt;span style="color:#009900;"&gt;&lt;em&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;yöntemleri yanlış uygulamaktan kaçınmalıdırlar."&lt;br /&gt;Arnold Toynbee&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/em&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Yeni bir anayasa "çalışmalarının" gündeme iyice yerleştiği görülüyor. Çoğunluk olası metnin içeriğiyle uğraşıyor. Oysa sorun "anayasanın anlamında"; anlam ne yaptığımızla değil nasıl yaptığımızla değerlenir. Neyse... Sonucun ne olacağı aslında belli(!) bunu biliyoruz; ancak bu ülkede "olmaz olmaz", bunu da biliyoruz. Burada, olası sonuçları, kurgusal sorunlar olarak ele alıp bu olası sonuçların sonucu ortaya çıkabilecek sorunlar üzerinden sorular soracağız. Biraz karışık oldu; olsun, süreç daha da karışık çünkü!..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;OLGU:&lt;/span&gt; Her seçimden sonra olduğu gibi, 22 Temmuz 2007 seçimlerinden sonra da dile getirilen "halkın tercihine saygı gösterme" isteği, nedense 1982 Anayasası için yapılan halkoylaması(!) sonuçları için istenmez. Çünkü gerekçe hazırdır ve doğrudur: O halkoylaması olağanüstü koşullar altında yapıldı.&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;Soru 1:&lt;/span&gt; "Olağanüstü koşullar" yalnızca askeri yönetim dönemlerinde mi olur?&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;Soru 2:&lt;/span&gt; "Sıfır noktası"nda bir seçim ya da halkoylaması hangi ülkede ve ne zaman yapılmıştır? Bu olası mıdır?&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;Soru 3:&lt;/span&gt; "Halkın tercihi"nin bu denli hızlı ve ters yönde değiştiği başka bir ülke var mıdır?&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;Soru 4:&lt;/span&gt; Sosyoloji, piskoloji, sosyal piskoloji vb. bilim dalları ne işe yarar?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;KURGU 1:&lt;/span&gt; Halkoylamasına gidilmesi durumunda, "talep üzerine" hazırlıkları yapılan ve çalışmalar sonunda ortaya çıkan taslak; o sırada iktidarda bulunan partinin milletvekillerinin oylarıyla kabul edildi diyelim.&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;Soru 1:&lt;/span&gt; Halkoylamasında sonuç "Hayır" çıkarsa ne olacaktır?&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;Soru 2:&lt;/span&gt; Halkoylamasında sonuç, kılpayı "Evet" çıkarsa ne olacaktır?&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;Soru 3:&lt;/span&gt; Halkoylamasında sonuç, o sırada iktidarda bulunan partinin son seçimde aldığı oydan daha -hele önemli bir oranda- fazla çıkarsa -ki çıkabilir- ne olacaktır?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;KURGU 2:&lt;/span&gt; Halkoylamasına gidilmesi durumunda, "talep üzerine" hazırlıkları yapılan ve çalışmalar sonunda ortaya çıkan taslak; TBMM'de büyük çoğunlukla ya da oybirliğiyle kabul edildi diyelim.&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;Soru 1:&lt;/span&gt; Halkoylamasında sonuç, "Hayır" çıkarsa ne olacaktır?&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;Soru 2:&lt;/span&gt; Halkoylamasında sonuç, kılpayı "Evet" ya da "Hayır" çıkarsa ne olacaktır?&lt;br /&gt;Soru 3: Halkoylamasında sonuç, düşük bir oranla "Evet" çıkarsa ne olacaktır?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;KURGU 3:&lt;/span&gt; "Talep üzerine" hazırlıkları yapılan ve çalışmalar sonunda ortaya çıkan taslak; ister o sırada iktidarda bulunan partinin milletvekillerinin ister TBMM'deki tüm milletvekillerinin ya da bazı partilerin milletvekillerinin isterse iktidar partisinin ve diğer partilerin milletvekillerinin bazılarının katılımıyla, halkoylamasına gidilerek ya da gidilmeyerek "kabul" edildi diyelim.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#003300;"&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;Soru:&lt;/span&gt; Partilerin durup dururken(!) bölündüğü; birdenbire kurulan bir partinin iktidara gelebildiği; bir partinin bir seçimde, bir önceki seçimde aldığı oydan, beklenmedik oranda az ya da çok oy alabildiği bir ülkede -ki dünyanın demokratik(!) hiçbir ülkesinde bu durumların örneği yoktur-;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;A)&lt;/span&gt; O sırada iktidarda bulunan parti bir anda bölünürse -yakın geçmişimizde(!) örneği vardır- ne olacaktır?&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;B)&lt;/span&gt; Olağanüstü koşullar sonucu bir erken seçime gitmek durumunda kalınır ve o sırada iktidarda bulunan parti -ülkemizde daha önce yaşandığı gibi-, seçimde beklenmedik oranda oy yitirirse ne olacaktır?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;SORUN:&lt;/span&gt; Ülkemizde, partilerin durup dururken(!) bölünmesini; birdenbire kurulan bir partinin iktidara gelebilmesini; bir partinin bir seçimde, bir önceki seçimde aldığı oydan, beklenmedik oranda az ya da çok oy alabilmesini -ki dünyanın demokratik(!) hiçbir ülkesinde bu durumların örneği yoktur- göz önüne alalım.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#003300;"&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;Soru:&lt;/span&gt; "Birkez yaşanan daha sonra da yaşanabilir" diyorsak ve bu durumu yaşadıysak aşağıdakilerden hangisi/hangileri kurgumuza yanıt olabilir?&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;A)&lt;/span&gt; Anayasayı birkez toptan değiştirmekle bir şey olmaz.&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;B)&lt;/span&gt; Yeni bir parti, yeni bir Meclis, yeni bir anayasa; neden olmasın?&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;C)&lt;/span&gt; 1961 Anayasası "bol"du; 1982 Anayasası "dar"dı. Hele bir giyelim bakalım.&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;D)&lt;/span&gt; Anayasa yapma işi teknik(!) bir iştir; biz anlamayız.&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;E)&lt;/span&gt; Hepsi ya da hiçbiri.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#003300;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#003300;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#333333;"&gt;(*) Bu yazı, "Terazi Aylık Hukuk Dergisi"nin 14. sayısında (Ekim 2007) yayımlanmıştır&lt;/span&gt;.&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5698788499091376183-6182203648526354908?l=edebiyatcilardernegi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://edebiyatcilardernegi.blogspot.com/feeds/6182203648526354908/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5698788499091376183&amp;postID=6182203648526354908' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5698788499091376183/posts/default/6182203648526354908'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5698788499091376183/posts/default/6182203648526354908'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://edebiyatcilardernegi.blogspot.com/2007/09/anayasa-tartimalari.html' title='ANAYASA TARTIŞMALARI'/><author><name>Edebiyatçılar Derneği</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5698788499091376183.post-6246045906843611695</id><published>2007-09-27T05:46:00.000-07:00</published><updated>2007-09-27T06:04:06.113-07:00</updated><title type='text'>KONUK YAZARLAR</title><content type='html'>&lt;span style="color:#663300;"&gt; &lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Kadın Şiiri&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt; &lt;/span&gt;&lt;span style="color:#330000;"&gt;&lt;em&gt;Shahareh (Şerâre) KÂMRÂNÎ&lt;/em&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#663300;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;"Özgeçmiş: 1973 yılında doğdu. Tahran’da yaşıyor. İktisat mezunu. Şair ve çevirmen. “Allah’ın Sofrasının Başında” adlı yapıtı bulunuyor. Mustafa Kutlu’nun “Mavi Kuş”, İbrahim Sadri’nin “Adam Gibi”, Necip Fazıl Kısakürek’in “Çile” adlı yapıtlarını Türkçe’den Farsça’ya çevirdi."&lt;br /&gt;&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Öncelikle, neden “kadın şiiri?” diye sorulabilir. Acaba edebiyat bu tür sınıflandırmaları kabul eder mi? Açıktır ki belirli bir konuda kenarda yer alan gruplar, çeşitli isimlerle kendilerini kanıtlamaya çalışırlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Diğer yandan, edebiyat, gerçeğin kaybolmuş ve gizlenmiş yönlerini, tozlanmış tarih sayfalarının altından gün yüzüne çıkarma gayretindedir. Edebiyatın bir bölümü azınlıklara ilişkin gerçekleri incelediğinden, azınlıklar “kendilerine ait” bir edebiyat yaratırlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tarihsel azınlık olarak niteleyebileceğimiz kadınlar için de özel bir edebiyat türü tasavvur edilebilir. Azınlık olarak tasavvur edilmelerinin nedeni ise akıldır. Tarih boyunca erkek unsuru ön planda tutulmuştur. Bu şekilde kadınlar, yaratılışın eksik yarıları olarak, tam yarıların egemenliği altında kalmışlardır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tarih boyunca hikmet ve düşünce ile uğraşan şair, yalnızca Fars kültüründe değil  tüm dünyada, eril sıfatıyla nitelenmiştir. Kadınlar genellikle şiirden uzak durmuşlardır. Çünkü böylesine yüce bir konuma ulaşmak, hatta bu eksik yarımların cesaretlerini topladıkları zamanlarda bile onların akıllarından geçmemiştir. Zamanla kadınlar düşünce vadisinin tekelci töhmetlerinden kaçmak için erkek isimleri kullanarak şiir söylemeye başlamışlardır. Bazı araştırmacıların Shakespeare’in kadın olduğunu ve erkek ismi kullanarak ünlendiğini ileri sürdüklerini duymuşsunuzdur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tarihte her olayın bir başlangıcı vardır. Kadınların şiir söylemeye başlamalarının da bir tarihi vardır. Fars şiiri tarihi, kadın şiirinin 10. yüzyılda başladığını söyler. Fars tarihine göre bu sınırlar içerisinde yetişmiş ilk kadın şair, Râbia Kazdârî’dir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eğer her metnin önceki metinlere dayandığı; hiçbir şeyin birden ortaya çıkmadığı düşüncesini kabul edersek Râbia’yı alternatif kadın edebiyatının çağlar boyunca adı tarihte kaydolunmuş ilk kadın şairi kabul etmemiz gerekir. Kadın şiirinin başlatıcısı veya ilk kadın şair olarak değil. Bu kabule göre Râbia’dan önce, Râbia’nın şiirlerinin temelini oluşturan şiirler söylemiş kadın şairler olduğu sonucuna varırız.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tarihin seslerini duymadığı veya bir nedenle kendilerinden söz etmediği nice kadın şairler olduğu kesindir. Tarihte bu gibi durumlarla çokça karşılaşılır. Tarihin, özellikle feminist eğilimlere karşı, taraflı olması kavramının altında yatan da budur. Sizce nasıl? Siz, toplum kültürünün bugüne oranla daha ataerkil olduğu o dönemde hiçbir destek olmadan bir gece bir kadının kadınlar arasından başını kaldırıp güçlü şiirler söyleyerek vâkanüvisi adını tarihe kaydetmeye zorladığını mı sanıyorsunuz? Elbette Râbia, o dönemin kadın şiirinin tek temsilcisi değildi ve tarih, artık kaçış yolu bulamadığından, bu gruptaki kadınlardan bir kısmının adını anmaya mecbur kalmıştı: Habbâbe, Muğniye, Bezl, Denânîr, İzze Milâ, v. b.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şiirde kadın şairlerin siması, sözgelimi Fars şiiri tarihindeki kadın siması, diğer ulusların tarihinde olduğu gibi kötü tasvir edilmiştir. Tarihin kendine olan özgüven eksikliğinin devam etmesinden dolayı erkek egemenliği devam etmektedir. Asırlar boyunca bireysel ve toplumsal seçkinciliğin her türü şairliği kadına layık görmemiş ve tarih boyunca onu aşk tanrıçası ve doğurganlığın sembolü görerek kişiliğine saldırıda bulunmuşlardır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Acaba kurallara ve egemen yasalara karşı çıkan bir kadının yazgısı nedir? Fars şiirinin ilk kadın şairi kardeşinin emriyle Bektaş adında bir köleye gönül verdiği gerekçesiyle hamamda öldürülüyor. Ve böylece Râbia’nın sesi; Fars şiirinin güçlü kadın sesi yeniden susmuş oldu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Râbia’dan sonra tarihte adı anılan ikinci kadın şair Muhtesî’dir. 11. yüzyılın sonlarında ve 12. yüzyılın başlarında yaşayan Muhtesî’nin şiirleri tarihin kulaklarında yankılanmıştır. Elbette bu dönemde de kadın kişiliğine, özellikle de şair kadının kişiliğine saldırı kuvvetle devam etmekteydi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gerçek şudur; Râbia’dan Muhtesî’ye, sonrasında Padişah Hatun ve Melik Cihan Hatun’a kadarki o boğucu dönem içerisinde kadının, bir azınlık olarak sahip olduğu sınırlar çerçevesinde, şairlik yeteneğini ortaya çıkarmasını sağlayan asıl etken ne onların gözle görülür şairlik eğilimleri ne de sözlerinin sağlamlığı ve açıklığıdır. Hepsinin başarısının asıl sebebi, ailevî ve sınıfsal üstünlükleri, dolayısıyla, sahip oldukları konumsal imtiyazdı. Yoksa normal bir kadın, nasıl öyle bir atmosferde, dönemin seçkin toplulukları arasındaki rekabeti birbirine katıp öne çıkabilir ve mevcut durumu değiştirerek geleneğe başkaldırabilirdi? Tüm bunlarla birlikte, biz bugün, bir cinsi diğerine üstün tutmak veya aralarında bir sistem oluşturmak ya da birinin düşüncesini diğerine üstün kılmak niyetinde değiliz. Yapmak istediğimiz iki cinse mensup şairlerin söyledikleri şiirler arasındaki olumlu diyalog sürecinin geç başlamasının nedenlerini ortaya koymaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Antik dönemde kadının toplumun temel direği sayıldığını biliyoruz. Ama bu, o dönemde kadının erkeğe üstünlüğü anlamına gelmiyordu. Altın çağ adı verilen bu çağda kadın ve erkek doğal ortamlarında, barış içerisinde yan yana yaşamakta ve ayakta kalabilmek için birlikte çaba göstermekteydiler. Erkek ava gider, kadın ise düzeni sağlama görevini üstlenirdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Zamanla erkek, avcılıktan aldığı güçle, sonraları ise çiftçilik ve ondan elde ettiği bol ürünün gücüyle, daha sonraları ise elinde bulundurduğu mal ve bunun sonucu ortaya çıkan miras belirleme ihtiyacı ile güç odağı olma yönüne meyletti. Kadın böyle bu konuda etkin bir role sahip olmadığından güçsüzleşti ve erkeğe belirleyici bir kimlik kazandırdı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kadın, sahip olduğu ev idareciliği ve çocuk bakımı rolüne rağmen kenara itildi; çünkü elde edilenler miras yoluyla erkeğe geçiyor ve bu durum erkeğe, kadının ulaşamayacağı bir güç kazandırıyordu. Bu şekilde çeşitli kültürlerde kadının en aşağı düzeye kadar devam eden inzivaya çekilme süreci başlamış oldu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İslâm’ın yayılmasıyla hakir görülen kadın, itildiği karanlık kuyudan dışarı çekildi. Tekrar onuruna kavuştu. İslâm, kadın ve erkeğin değerini takvâya göre belirledi. İki cinse de herhangi bir üstünlük tanımadan kadın ve erkeği birbirlerinin tamamlayıcısı olarak niteledi. Bu semavî dinin egemen olmasının ardından aşağı doğru seyreden kadın kişiliğinin mantıksal yükselişe geçmesi beklenirdi. Ama dini gerçekten benimsemiş sınırlı topluluklar dışında, kadın bütün boyutlarıyla olması gerektiği konuma erişebildi mi?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gerçek şu ki, tüm dinlerde, din adına ve toplumun gelişmesi adına, yaşamın getirilerini adaletsizce paylaştırmaktan kaçınmak için kadına anlamsız bazı ölçütler verilmiş ve bu durum kadını öncekinden daha fazla inzivaya sürüklemiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Simon De Boire tarafından ortaya atılan “ikinci cins” kavramının da Ahd-i Atik’te kökleri bulunmaktadır. İslâm dininde de, Kur’ân’ın kadına izzet veren açık ifadesine&lt;a title="" style="mso-footnote-id: ftn1" href="http://www.blogger.com/post-create.g?blogID=5698788499091376183#_ftn1" name="_ftnref1"&gt;[1]&lt;/a&gt; ve Hz. Peygamber’den (s) ve İmâmlar’dan nakledilen hadîslere rağmen ve masum şair Hz. Fâtıma ve yerle bir edici mantığın sahibi Hz. Zeynep gibi seçkin kadın kişiliklerine karşın yine de kadın simasının tahrifiyle karşılaşmaktayız.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tüm bunlara rağmen, edebiyat tarihinde kadının genel itibariyle üç siması olduğunu söyleyebiliriz:&lt;br /&gt;1. Övülenler, 2. Yerilenler ve 3. Sevgililer.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Birinci gruptaki kadınlar iradeli ve cesur kadınlardır. Onlar bu özellikleriyle erkeklere benzerler. Çünkü o dönemin dünyasında ve edebiyatında, söz konusu sıfat “erkeklik” sıfatları arasında sayılmıştır. Firdevsî’nin Şahnâme’sinde bu sıfata sahip çok sayıda kadının adı geçer. Tehmîne, Rûdâbe, Gerdâferîd, Sîndoht gibi kahraman yetiştiren kahraman kadınlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kuşkusuz zeki ve aydın görüşlü Firdevsî gibi bir şairin şiirinde kadın, işleviyle önem kazanmıştır. Kadın yaptığı iş ile kınanır veya övülür. Bu tarz düşüncenin izlerini, bazı çağdaş feminist söylemlerde bulabiliriz. Cinsiyet ötesi bir bakışla, fizyoloji ve psikolojiyi göz ardı ederek, her kadının yeteneğini göz önüne sermek gerekir. Kadın eğer para ve güç sahibi erkeklerle her konuda aynı konumda olmak istiyorsa kendisini türlü yeteneklerle donatmalıdır. Her halükarda Şahnâme’ye göre daha “erkek” olmak, insana değer katan bir özelliktir. Son bakış açısına göre de kadın, tam anlamıyla ataerkil olan bir toplumda işlevi ölçüsünde yaşamın getirilerinden faydalanır ve övülür.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İkinci gruptaki kadınlar, yaşamın görünen kısmından başka bir şey seçemeyen dar görüşlü kadınlardır. Edebiyat tarihinde, özellikle didaktik edebiyatta, bu tür kadınlar şiddetle kınanırlar ve kimi zaman da hayvanlara benzetilirler. Onlar birkaç gün geçirmek, yemek, içmek ve uyumak için dünyaya gelmişlerdir. Erkeklere, kemale erme yolunda bu tür kadınlardan uzak durmaları tavsiye edilmiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Üçüncü gruptaki kadınların yaşamlarını incelendiğimizde, önceki dönemlerde kadının durumu hakkında somut bir bilgi elde edemeyiz. Onların farklı toplumsal sınıflar arasında gerçek konumları yoktur. Sanki gerçek bir varlıkları da yoktur. Onlar, o dönemlerde, normal kadınların görevlerinden ve içinde bulundukları şartlardan habersiz perde ardında kalmış sevgililerdir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu üç grup kadını incelediğimiz zaman karşımıza hoşumuza gidecek bir tablo çıkmaz. Onlar, edilgen ve yaşamın kenarında kalmış ve beğenilmeyen sıfatlarla donanmış varlıklardır: Hileci, eksik akıl, şaşkın, düşünsel ve eylemsel bağımsızlığa meylettiklerinde hain ve affedilmez eylemlerin failleridirler.&lt;br /&gt;Ama nasıl akarsu kayalıklar arasında kendine yol bulur ve akmaya devam ederse, Fars edebiyatında da kadın şiiri kendi yolunu bulmuş ve devam etmiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Muhtesî’nin parladığı dönemden 14. yüzyıla kadarki bu dönem, İran toplumunda esaslı değişimlerin meydana geldiği bir dönemdir, kadın şiirinin göğünde başka yıldızlar parlamıştır:&lt;br /&gt;Cihan Melik Hatun, 14. yüzyıl&lt;br /&gt;Mihrî-i Herevî, 15. yüzyıl&lt;br /&gt;Cemîle ve Zaifî-i Semerkandî, 16. yüzyıl&lt;br /&gt;Dilâram ve Bîgem, 17. yüzyıl&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ama aynı taraflı kalem, yani tarih bu kadınların şairlik özelliklerinden ve şiirlerinden ziyade yüz güzelliklerinden, sınıfsal üstünlüklerinden v.b. söz etmiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu uyanış ve kadınların toplumsal hayata katılımı Meşrutiyet’e kadar devam etmiştir.İran’da benzersiz siyasî ve sosyal değişimlerin boy göstereceği döneme yaklaşılan bu dönemlerde şiir de; hem kadın hem erkek şiiri, radikal bir değişim geçirmiştir. Şiir yavaş yavaş aristokrat zümrenin dışına çıkmış,  halkla ve halkın sorunlarıyla tanışmaya başlamıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O dönemde erkeklerin kadınlara bakışının da bir ölçüde değiştiğini itiraf etmek gerekir. Elbette bunun en büyük nedeni Meşrutiyet hareketinin kadınları bir araç olarak kullanmasıdır. Şu anlamda ki, tarihin tüm hassas dönemlerinde olduğu gibi erkekler, daha sonra onları yeniden kenarda tutmak ümidiyle, bu suskun topluluğun potansiyel gücünden faydalanarak hareketi zafere ulaştırmışlardır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ancak set çatladığında suyun önünü almak zor olur. Bu dönemde İran’dan Avrupa’ya giden aydın insanlar, Fransız İnkılâbı sonrası meydana gelen köklü sosyal değişimleri İran’da anlatmışlardır. Kapitalizm, ucuz iş gücünden faydalanmak için kadınları evden dışarı çıkarmış, kadınlar da erkek egemen toplumda kendilerini ispatlamak için çaba göstermeye başlamışlardır. Ancak bu hareket çok kısa bir zaman sonra Kapitalizm’in başka bir araç olarak kullanmayı planladığı seksin ağlarına yakalanmıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fasl-ı Bahar Hanım, Âlemtac Kâimmakamî, Hamide Sipehrî, Şems Kesmâî, Bedrî Tendrî, Mihrtac Rahşân, (çağdaş şair Simin Behbehânî’nin annesi) Fahr Azmî … Meşrutiyet ile Pervin’in parladığı dönem aralığında İran edebiyat göğünde parlamış şairlerden bazılarıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu kadınların şiirlerinin teması, geçmiş tarihin zulmünün yanısıra yoksul ve işçi kesimin yaşadığı sıkıntılardır. Bu yönelişte Rus Bolşevizminin etkisinin ve nüfuzunun olduğu söylenebilir. Bu konular, zamanla dönemin en etkili edebiyat dergisi olan Azâdistan’da da işlenmeye başlamıştır. Bu dergide ilk defa Şems Kesmâî Cafer Hamane ve Takî Rafet ile birlikte mevcut şairlik geleneğini yıkma girişiminde bulunmuş, eskilerin şiir biçiminden ve dilinden yüz çevirmişlerdir. Başlangıçta geleneğe başkaldırı boş bir çaba gibi görünse de, başlarını bir kadının çektiği bu grup Fars şiirinin değişmesi gerektiğinde ısrar ettiler. Onlar, hiçbir zaman muhafazakârların alaycı tavırları karşısında eğilmediler.&lt;br /&gt;Yeni dünyayı görmek için yeni bir bakış açısı gerekmiyor muydu? Bu hareketi, Nîmâ Yûşic devam ettirdi. Şiirde klâsik şiirin genel bakışının egemenliğinde detayları görerek veznin ve kafiyenin dar duvarları arasından dışarı çıktı. İnsaflı bir bakış hiçbir zaman bu değişimlerin sonuç vermesinde kadınların, özellikle de Şems Kesmâî’nin rolünü inkâr edemez.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Pervin Yıldızı;&lt;br /&gt;Pervin, farklı bir şekilde yetişmişti. Aydın bir insan olan babası kızını müsbet görüşlerle ve ahlâkla tanıştırmış, onu şairliğe yöneltecek temeli olan bir edebiyat topluluğu arasında yetiştirmişti. Merhûm Dehhuda, Mirzade Aşkî, İrec Mirza ve dönemin özgür düşünceli birkaç aydını daha bu topluluk arasında yer alıyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kimi zaman Fransızcadan Farsçaya çeviri yapan Pervin daha sonra çevirdiği metni zihin gücünün yardımıyla nazıma aktarıyordu. Pervin çok kısa sürede üne kavuştu ve uzun süre şöhret göğünde dolaştı. Pervin, eğitsel ve eleştirel şiirlerinde kadın ruhundan ve dilinden uzaklaşır. Sanki o, ilerlemekte olan zamanın insanına ve kadınına yabancıdır ve sanki o, kadınlık ruhunu susturmuştur.&lt;br /&gt;Bununla birlikte o, bazı şiirlerinde kadının ekonomik bağımlılığını bu cinsin aşağılanmasının nedeni olarak gösterir ve kadının değerini bağımsızlığında ve kendine yetmesinde görür.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bugün de kadınlarla ilgili tartışmalarda bu konuyla karşılaşmaktayız. İyi denilebilecek bir işe sahip olan kadınlar iş güçlerini satmayı güç ve özgürlük elde etme aracı olarak görmektedirler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İran’ın tedricî uyanış hareketinin devamında kadın insanî güzel hasletleri ile erkekle omuz omuza daha iyi bir yaşam kurmak için şiir söylemeye başladı. Bu türe örnek olabilecek şiirleri Ahmed Şamlû’nun, İhvân-ı Sâlis’in, Simin Behbehanî’nin, Suhrab Sipihrî’nin ve Tahire Saffarzade’nin eserlerinde bulabiliriz. Hayal olmayan, gerçekliklerinden söz edilen kadınlar. Her ne kadar henüz iffetsizlik gibi sıfatlar onlara yakıştırılsa da bu tür şairler toplumun gerçeklerini şiirlerinde yansıttıklarından Tahire Saffarzade, Tulelli, Nîmâ, Nusret Rahmanî … gibi şairlerin şiirlerinde bu tarz ifadelere yer vermeleri doğaldı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tüm bunlarla birlikte bu yıllarda kadın, sinirli ve isyancı bir simaya sahiptir. Kadın,  toplumun erkek egemen kurallarının ve erkek için aşk aracı olmanın dışına çıkmış, kimi zaman âşık bir varlık olarak durumundan ve iç dünyasından söz etmiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İsyan şiirleri, yapılan tanımların dışına çıkma isteğinin dillendirilmesidir. Furuğ-i Ferruhzâd’ın, Simin Behbehanî’nin ve Tahire Saffarzâde’nin şiirleri isyan şiirlerinin en güzel örnekleridir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu dönemden sonra kadının, Fars şiirinde farklı bir sima kazandığını, işlenen konuların değiştiğini görmekteyiz. O erkek cinsi gibi kültürel, toplumsal ve siyasal konularda söz söylemeye başlamıştır. Anne veya eş olduğu durumda edilgenlikten kurtulmuştur. Hatta mitolojik bir bakışla yaratıcı ve doğurgan toprak şeklinde betimlenmiştir (Tahire Saffarzâde’nin şiirlerinde olduğu gibi).&lt;br /&gt;“O ikisi birbirine kavuştu,&lt;br /&gt;Bulutlu bir hâle içerisinde korkulu adımlarla&lt;br /&gt;O ikisi birbirine kavuştu&lt;br /&gt;Babam gök, annem toprak idi.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;              Tüm bu anlatılanlardan farklı olarak o dönemin kadın şiirinde kronik bir gelecek korkusu göze&lt;br /&gt;               çarpmaktadır. Elbette bu korku, eski edebiyatın kadına yamadığı korku ve zaaftan farklıdır. Şartların&lt;br /&gt;               iyileşmemesi ve gelecek korkusu Simin Behbehanî’nin şiirlerinde çok güzel bir biçimde&lt;br /&gt;               betimlenmiştir:&lt;br /&gt;“Acı! Bu kalp kıran harabede&lt;br /&gt;Asla seni amacına ulaştıracak bir yol olmayacak.&lt;br /&gt;Asla bir mektep ya da okulda,&lt;br /&gt;Sevgiyle eteğin temiz kalmayacak.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kadın ruhunu işleyen en güzel şiir örneklerine Furuğ-i Ferruhzâd’ın şiirlerinde rastlarız. Onun şiirinde kadınlık dalgalanır. Bu, Ferruhzâd’ı kendisinden önceki şairlerden ayıran en önemli yöndür. O tecrübeci bir şairdir. Eleştirmenlerin çoğu onun ilk üç kitabını “bir cesur kadın şairin, daha sonra basamakları çıkmasında kendisine yarar sağlayan alıştırmaları” şeklinde nitelerler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Furuğ, keşmekeşliklerle dolu bir ailede çocukluğunu heyecanla geçirdikten sonra hassas ve üzgün bir ruh haliyle genç kızlığa adım atmış isyancı ruha sahip bir kadındı. 16 yaşında evlendi. Ama sorunlar çok kısa bir zamanda yaşamını alt üst etti. Bu dönemde şiir yazmaya başlayan Furuğ, daha hassas ve daha asi bir ruhla çalışmalarına devam etti. 17-25 yaş arasında “Esir”, “Duvar”, ve “İsyan” adlı kitaplarını yayımladı. Bu kitaplarında daha çok iç dünyasını anlatıyordu. Dörtlük biçiminde yazdığı şiirlerinin çoğunda eski temaları işliyor, klişeleşmiş dili taklit ediyordu. Furuğ bu dönemde şiirin biçimi ve bölümleri arasındaki mantıksal uyumu göz önünde bulundurmuyordu. Henüz kendisini ve dünyayı doğru dürüst tanımadığı bu dönemde yalnızca duygularını kaleme alıyordu. Çok uzun sürmeyen bir sürecin ardından tam da bu kadın şairin ruhî ve malî bunalıma girdiği dönemde şiirleri gerçek konumuna ulaştı ve değerini gösterdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu dönemde Furuğ’un yorgun ama isyancı ruhu kendisini erotik ve saldırgan şiirlerinde gösterir. Bazı eleştirmenler, özellikle kadın şiiri konusunda çalışanlar, Furuğ’un bu dönemde verdiği ürünlerle diğer kadın şairlerden tamamen ayrıldığı görüşündedirler. Elbette bu tür örneklere başka kadın şairlerin eserlerinde rastlamak mümkündür. Ancak Doğulu kadını çevreleyen unsurlar el ele verip genellikle Doğulu kadın şaire şiirlerinde bu tür konuları işleme imkânı tanımaz. Veya bu tür konuların erkek şairlerin şiirlerinde işlenmesi hiçbir zaman erdem sayılmamış, sanatsal becerilerin söz konusu edildiği yerde hiçbir zaman yetenek bu tür konuların işlenmesiyle ön plana çıkmamıştır. Genel itibariyle, cinsel ve tensel konularda güçlü bir kaleme sahip olmak iki cinsin yazınsal yetkinliğini gösterme aracı olarak görülemez.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Her halükarda bu tür şiirlere, sosyolojik bir bakış, genç bir kadının korkusuzca geleneğe ve toplumsal değerlere karşı çıkmasının altında yatan nedenleri irdeleyebilir. Gerçi sözcük oyunları, Furuğ’un bu tavrını yenilikçi bir hareket olarak isimlendirmemize olanak tanımaktadır. Bu dönemde onun şiirine zenginlik katan şey, bu tür konuları işlemesi değildir. O, olayların inceliğini görmüş, şairâne bir şekilde incelemiş ve onun vücudunda şiir ve yaşam bir bütün haline gelmiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yenilikçi hareketler bu şekilde devam etmiştir. Modern hayatta ve elbette günümüz şiirinde kadınlar, “kadın dili” aracılığıyla yeni tecrübelerini anlatmak istemektedirler.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#663300;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;a title="" style="mso-footnote-id: ftn1" href="http://www.blogger.com/post-create.g?blogID=5698788499091376183#_ftnref1" name="_ftn1"&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#333333;"&gt;&lt;em&gt;[1]&lt;/em&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#333333;"&gt;&lt;em&gt; “Ey insanlar! Doğrusu biz sizi bir erkekle bir kadından yarattık. Ve birbirinizle tanışmanız için sizi kavimlere ve kabilelere ayırdık. Muhakkak ki Allah katında en değerli olanınız, O’ndan en çok korkanınızdır. Şüphesiz Allah bilendir, her şeyden haberdardır.” (Hucurât, 13)&lt;/em&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;span style="color:#663300;"&gt;&lt;/span&gt; &lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;span style="color:#663300;"&gt; &lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;strong&gt;İran Şiir Cumhuriyeti&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="color:#330000;"&gt;&lt;em&gt;Hamid Reza Shekarsari&lt;/em&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="color:#663300;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#663300;"&gt;&lt;span style="color:#333333;"&gt;&lt;em&gt;"Özgeçmişi: 1966 yılında Tahran’da doğdu. Şair ve eleştirmen. “Yine Bir Cuma Geçti-1996”, “Çağdaş Edebiyat Seçkisi-2000”, “Işıkların Hepsinden-2003”, yayınlanmış yapıtlarından birkaçı.. Eleştiri yazılarını, “Susmadan Konuşmak-2004” adlı kitabında topladı. Pek çok şiiri İtalyanca’ya çevrildi. İran’ın en meşhur edebi konferansçılarından biri olarak ün yaptı."&lt;br /&gt;&lt;/em&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Her çağın veya her dönemin özel bir zamanına ait şiirin tarihini tanımak, o şiirin kalitesini anlamak ve onun gelecekteki şiire etkisini tahmin etmek kaçınılmaz bir gereksinimdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şiir akımlarını inceleyen bir araştırmacı, onların tarihi bağını gözardı ederse, çalışmalarında gelenek ve yenilikleri birbirinden ayırdetmekte yanlış yapma ihtimali yüksektir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Araştırmacı, dönemin siyasal, kültürel, sosyal ve hatta ekonomik değişikliklerinin tarihini iyi bilmelidir. Zira, Farsça düz şiirin babası olarak bilinen Nima’nın da dediği gibi “dünyanın hiç bir yerinde, sanat eserleri ve onda saklı bulunan duygular değişmemiştir. Bu, ancak sosyal yaşamın değişmesi sonucunda değişebilir.”&lt;/span&gt;&lt;a title="" style="mso-footnote-id: ftn1" href="http://www.blogger.com/post-create.g?blogID=5698788499091376183#_ftn1" name="_ftnref1"&gt;&lt;span style="color:#663300;"&gt;[1]&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="color:#663300;"&gt; Diğer yandan çeşitli devirlere ait sanatçılar arasındaki mesafeyi belirlemek amacıyla yapılan incelemelerde, daha çok farklılıklar ön plana çıkarılmakta ve benzerlikler ciddi olarak dikkate alınmamaktadır; bu yüzden yeni uslupların ortaya çıktığı yanılgısı doğmaktadır ki, bu doğru değildir. Böyle bir kopukluk, siyasette mümkün olsa da, edebiyatta felsefi bir yanlışlıktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nima ve ondan sonra ortaya çıkan şiir, dönemin siyasal, kültürel ve sosyal talepleri üzerine ortaya çıkmıştır. 1920’lerde ortaya çıkan yüzeysel demokrasi ürünü siyasal şiir, 1930 ve 1940’lardan sonra ortaya çıkan siyasal ve partizan şiir, o dönemin siyasal ve sosyal atmosferinden kaynaklanan karmaşık soruların açık cevabıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sloganik, çekişmesiz ve şiddetsiz dönemlere zemin hazırlayan “yenilgi şiiri”, aynı zamanda şiirin kendisi ile ilgili düşünme fırsatı, şiir teorilerinin yaratılması ve ardından teorize edilmiş çerçevelerde şiir söyleme olanağını da sağlamış oldu. 10, 15 yıllık kısa bir süre içerisinde “yeni dalga şiiri”, “hacim şiiri”, “plastik şiir”, “halis şiir” ve benzeri usluplar, o dalgalar ve akımların sonucu olarak bu doğrultuda birbiri ardından ortaya çıkmış; ve bazen aynı hızla unutulmuş ve hatıralardan silinmiştir.&lt;/span&gt;&lt;a title="" style="mso-footnote-id: ftn2" href="http://www.blogger.com/post-create.g?blogID=5698788499091376183#_ftn2" name="_ftnref2"&gt;&lt;span style="color:#663300;"&gt;[2]&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="color:#663300;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Her biri farklı dallar ve çeşitli bakış açılarından yaratılmış olsa da, genel olarak İran İslam inkılabı öncesi edebi atmosferde söylenen üç çeşit şiirden bahsetmek mümkündür :&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Potansiyel sanat sembolleri ve işaretlerini kaybetmiş, bazen açık, sloganik, asabi ve genelde hamasî, ümit verici ve heyecan yaratıcı bir bildiri niteliğine indirgenmiş, siyasal ve sosyal şiir. Bu şiir o dönem sanatçılarının zihninde şekillenen kapsamlı hayat önceliklerinin bir sonucudur. “Gerçekte marifet, basit ve doğru bir gidişat doğrultusunda bir düşünceye dönüşerek yaşamın belli bir sahasıyla çekişme içerisindeydi. İşte bu, her şeyi kapsayabilen siyasal saha idi... Sonuçta siyasi boyut dışında düşünmeyi olanaksız gören ve hatta sadece siyasi düşünceyi doğru düşünce olarak gören bir sonuç”.&lt;/span&gt;&lt;a title="" style="mso-footnote-id: ftn3" href="http://www.blogger.com/post-create.g?blogID=5698788499091376183#_ftn3" name="_ftnref3"&gt;&lt;span style="color:#663300;"&gt;[3]&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="color:#663300;"&gt; Böylesine siyasetzede bir ortamda şiir de âfetlerden korunamamıştır. Dolayısıyla bir çok şair, edebi bakışla devrimci eylem arasında gerçek bir birlik oluşturarak sloganik bir şiir uslubu ortaya çıkarmıştır. Bu yazının devamında söyleyeceğim gibi İslam inkılabının gerçekleşmesi ile birlikte bu uslup daha da ivme kazanmıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tahmin edilebileceği gibi teorisyenlerin suskunluğu/yenilgisiyle! sonuçlanan edebi görüşlerin dalgaları arasından ortaya çıkan teorizede şiir. Bu uslup İslam inkılabının gerçekleşmesi ile, tahmin edilenden daha uzun süren bir suskunluk dönemi olmuştur. Zira devrim, en azından ilk dönemlerde, kendi hedeflerine hizmet eden bir şiir istiyordu, ancak bu şiirler, kendi teorisyenlerinin hedeflerine ulaşmaktan başka hiçbir şeyi düşünmüyor ve sonuçta özel bir kesime (bir kısım şairlere) hitabediyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dönemin yararsız şiirinin devamı olan seks dalgalarına binmiş nötr ve etkisiz romantik şiir. Önceki yılların romantik şiirinin tahtsız ve taçsız varisi sayılan ancak onun inkar edilemez hayal gücünden yoksun olan bu tür şiir, dönemin bir çok popüler gazete ve dergilerinin köşelerini doldurmaktaydı. Halbuki, önceki iki çeşit şiir, az sayıda olsa bile edebi kesime ait bazı dergilerde veya düşük baskılı kitaplarda yayımlanmaktaydı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu arada çağdaş şiirin en zor yıllarında her türlü aşırılık ve esneklikten uzak cesurca yoluna devam eden kalıcı sesleri de gözardı etmemek lazım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Büyük “Şamlu” ne slogancılara karşı, ne de teorisyenlere karşı, hiç bir zaman yıldı. Muhafazakar bir şekilde “Nima”nın yolunu devam eden “Ahavan”. Hiç bir baskı altında eğilmeyen, zirveye kadar yükselen ve orada sönen “Sohrab Sepehri”. Ve “Tahire Saffarzade”, “Muhammedrıza Şafi’i Kadkani”, “Ali Musavi Garmarudi”, “Manuçehr Ataşi”, “İsmail Nuri”, “Nemat Mirzazade”, “Hüseyin Munzavi” gibi şairlerden parlayan şiirler…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* * *&lt;br /&gt;İslam inkılabı İran’ın tüm sütunlarını etkiledi. Bu toplu değişiklik, Nima’nın da dediği gibi şiir başta olmak üzere bütün sanat eserlerinde derin ve geniş bir değişiklik meydana getirdi. Başka bir ifadeyle İran devriminin en kesin sonuçlarını edebi devrimde görmek mümkündür.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İran islam inkılabının ilk ve en büyük etkilerinden biri (verileri!), “Şiir Cumhuriyetinin” ortaya çıkması olmuştur.&lt;/span&gt;&lt;a title="" style="mso-footnote-id: ftn4" href="http://www.blogger.com/post-create.g?blogID=5698788499091376183#_ftn4" name="_ftnref4"&gt;&lt;span style="color:#663300;"&gt;[4]&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="color:#663300;"&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt; Devrimin tüm alanlarında hazır bulunarak yüzyılın en büyük reformlarından birini gerçekleştirdiklerini gören halk, isteyerek veya istemiyerek her alanda var olmak istedi. Var olmak için en elverişli ve en geniş alanlardan biri, sanat alanı, özellilkle de edebiyat ve şiir alanı görüldü. Bu son alanın elverişli olması, İran halkının yüzyıllar boyunca gönlünün derinliklerinde yuva kuran şiirden kaynaklanmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İslam inkılabı İran halkına, giderek tüm topluma yayılan bir demokrasi veya en azından bir tür demokrasi armağan etmiştir. Şiir başta olmak üzere tüm sanat alanları diğer alanlarda olduğu gibi bu armağandan yararlanmıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İslam inkılabından önce sadece toplumdaki aydınlar reformcu rolde şiirler yazsa da, şimdi her kesimden ve her sosyal gruptan şairler, reformcu rolünü üstlenerek, şiire kendi bakış açılarından bakmaktaydılar (bu bakış açısı başlangıçta toplu görüşlerle yakınlık ve hatta benzerlikler taşımaktaydı). Böyle bir kalabalık ortamda sayısal açıdan yüksek olmakla birlikte, kalite açısından İran şiirinin 50’lerdeki düşük düzeyinde olacağını tahmin etmek kolay olacaktı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; “Devrim, başı boş Modernizm akımını frenleyen bir harekettir. Yani kendi içinde değişime açık olduğu halde, geleneksel bir harekettir. Bu geleneksel devrim her alanda (yeniden) geleneklerin ortaya çıkmasına sebep olmuştur.&lt;/span&gt;&lt;a title="" style="mso-footnote-id: ftn5" href="http://www.blogger.com/post-create.g?blogID=5698788499091376183#_ftn5" name="_ftnref5"&gt;&lt;span style="color:#663300;"&gt;[5]&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="color:#663300;"&gt;  Bu yüzden İran şiirine egemen olan söylemin değişmesi, “İran Şiir Cumhuriyeti” oluşumunun en bariz bir sonucu olduğunu söylemek pek yanlış olmayacaktır. Dolayısıyla devrimin gerçekleşmesi ile birlikte, uzun süre İran şiirinde görünen klasik kalıplar, fırsattan yararlanarak, oturmuş şiir metinlerine isyan ederek kendileri oturmuş metne dönüştüler. İran İslam inkılabının geleneksel ve fanatik mahiyeti, dönemin siyasal ve sosyal eylemlerine karşı duyarsız kalan yeni şiirin büyük bölümüne gösterilen infiali ve doğal aşırı tepkiyi beraberinde getirmiş ve onu körüklemiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir çok şair isteyerek yada istemeyerek bu durumun ortaya çıkmasında yeni kalıpları suçlamış, hatta bazı yeni şiir yazanlar bile klasik şiire yönelmişlerdir. Bu arada, gazel, mesnevi, dörtlük ve rubai daha fazla ilgi görmüştür.&lt;br /&gt;“Bir sabah bana gel, beni yerden kopar,&lt;br /&gt;Bana bir bak, baştan ayağa altın kıl,&lt;br /&gt;Bu kanlı gövdemi yataktan al,&lt;br /&gt;Beni omuzuna al, Allah’a yaklaştır,&lt;br /&gt;Bu ufuklarda hep çiçekler bitmiş,&lt;br /&gt;Ben şehitlerin kanıyım, bana, lâle diye seslen”&lt;br /&gt;Mansur Avcı&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#663300;"&gt;&lt;br /&gt;“Şehidin boğazında bir kaplan yatıyor&lt;br /&gt;İçindeki üzüntüde siyah bir bulut yatıyor&lt;br /&gt;Kükredikten sonra düşerse,&lt;br /&gt;Yeryüzünde sanki büyük bir dağ yatıyor”&lt;br /&gt;Mansur Paymard&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Diğer yandan klasiklerin zenginliği ve yeni kurulan şiir cuhuriyetinin özellikle genç şairleri arasında düz şiir yazma deneyiminin yokluğu, İran şiirinde egemen olan söylemin değişmesini sağlayan etkenler arasındadır. Entelektüel toplulukların baş tacı olan yeni şiir topluluklarında bulunmayan şairler, bu üslubun yabancısı oldular, şiir deyince İran edebiyat tarihinin büyük klasik şairleri akıllarına geliyordu. Diğer taraftan şairlerin muhatap alanlarını genişletme isteği ve bu muhatapların klasik şiire olan ilgisi, bu kalıpların yeniden canlanmasını beraberinde getirmiştir. O dönemin genç şairleri gibi, şiirle olan bağları sadece klasik şiirle sınırlı kalan muhataplar…&lt;br /&gt;“Kanlı bayrakla savaş meydanına gel,&lt;br /&gt;Düşmanın saflarını kır dök ey yiğit,&lt;br /&gt;Mertce namerdin gözü önünde yıka,&lt;br /&gt;Kanının kırmızısı ile sararmış yüzünü“&lt;br /&gt;Nasrullah Merdani&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Son olarak, şiir dalgaları ve akımlarının, her türlü yabancı olguya karşı susma edebiyatından kaynaklanan, İslam inkılabı gibi geniş ve büyük bir olayın karşısında da susmaları yüzünden, siyasal ve sosyal sorumluluklarını edebi sorumluluklarından her zaman daha üstün gören  klasik uslup şairlerine, İslam inkılabından onceki yıllarda İran şiirine egemen olan söylemi değiştirmek için bulumaz bir fırsat sunmuştur. Bu suskunluk, 1920’lerin siyasetzede ortamında İran şiirinin düşüşüne karşı gösterilen aşırı bir tepki sayılırdı. Gerçi aynı akımlar 60’lı yılların ortasında ve daha ciddi bir biçimde 70’li yıllarda, bu kez İslam inkılabı gibi büyük bir tecrübeyi yaşamak suretiyle çağdaş dünya alanına yeniden yönelmişlerdir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Her ne kadar klasik kalıplara yeniden yönelmek, yeni şiirin yavaşlamasına sebep olmuşsa da diğer taraftan eski şiir kalıplarındaki bilinmeyen yanların ortaya çıkmasını sağlamıştır. Aynı zamanda İran halkının şiirle yeniden barışmasına katkı sağlayarak, halkın şiirden tamamen kopmasını önlemiş veya en azından ertelemiştir. Bu kalıpların canlanması onlarda yeni buluşlar yaratma zeminini de hazırlamış, diğer yandan, klasik şiirde hala keşfedilmemiş yanların olduğunu ortaya koymuştur. Işte bu yeni buluşlar, İran Şiir Cumhuriyetinde klasik kalıplara yönelmekle, “dönüşüm” devrindeki irticai yönelmeyi birbiriyle karşılaştırmanın temelden yanlış olduğunu göstermektedir.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Burada şunu  söylemek gerekir ki, yeni şiir alanında Nima’nın, klasik şiirle beyaz şiir arasında bir halka gibi olan düz şiiri, kopukluğu ertelemek açısından çok etkili olmuştur. Başka bir ifadeyle bu kalıp da klasik kalıplar gibi çok kullanışlı olarak kalmıştır. &lt;br /&gt;“Tek el ses getirmez,&lt;br /&gt;Düşman tek bir sesten korkmaz&lt;br /&gt;Bu yaşlı kurt,&lt;br /&gt;Sürüden ayrılmış kuzuyu yiyor,&lt;br /&gt;Binlerce el ve ses bir olmalı,&lt;br /&gt;Düşmanı meydandan atmak için,&lt;br /&gt;Sabahın kıyısız gecesini etkisiz kılmak için,&lt;br /&gt;Ve Doğudan güneş doğuncaya kadar,&lt;br /&gt;Tek sesle birlikte&lt;br /&gt;Binlerce el gerek“&lt;br /&gt;Sirus Niru &lt;br /&gt;                                                                                &lt;br /&gt;“Biz hiçbir zaman,&lt;br /&gt;Maskeninn arkasındaki şeyden korkmadık,&lt;br /&gt;Hiçbir zaman&lt;br /&gt;Maskenin arkasındaki hileden güvende olmadık,&lt;br /&gt;Arkamızda tarih kadar bir maske var,&lt;br /&gt;Tarih kadar bir maske var arkamızda”&lt;br /&gt;Tahire Saffarzade&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İran’da “şiir cumhuriyeti”nin oluşumu, devrimci toplumlardaki edebiyat alanında olduğu gibi, “tebliğ ve erteleme” aşamasıyla eşzamanlı olarak gerçekleşmiştir. Bu aşamada, şiirle muhatap arasındaki değişim ve iç içe olma (ki genelde tek taraflı ve şair veya edebi eserden muhataba, şeklinde gerçekleşmektedir), şiirin en işlevsel (en muptezel) görüntüsünü ortaya çıkarmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ülkücülük, mutlakçılık, sloganik ve yüzeysel şiir yazma hevesi, yeni ve gelişmiş tekniklere karşı duyarsızlık, yalın dil kullanımı ile yetinmek, ulusal ve dini sembolleri, şahsiyetleri ve mitolojileri, şiirlerin yapısı ve kullanılan dilin derinliğini dikkate almadan, tek boyutlu kullanmak sekliyle, ulusal ve dini inançları tam olarak kabullenmek, bu aşamanın açık göstergelerinden sayılır. Ayrıca asabilik, heyecan ve isyan (dönemin kabul edilmiş sanat ilkelerine karşı değil, aynı ilkeler çerçevesinde, siyasal ve sosyal olaylara karşı tutum belirleme yönünden), ve doğal olarak güncel koşulları dikkate almak, bu dönemin diğer özelliklerdendir.&lt;br /&gt;“Yeni bir dalga                                                                   &lt;br /&gt;Geliyor                                                     &lt;br /&gt;Kum fırtınası ile birlikte                                                                                                                                                                  &lt;br /&gt;Ey yarınların yolcuları                                                          &lt;br /&gt;Aydın ve düz sokaklara kadar                                     &lt;br /&gt;Uzun bir mesafe var&lt;br /&gt;Rüzgar                                                                                                      &lt;br /&gt;Çölün ipek türbanını kaldırdığı zaman                                    &lt;br /&gt;Tepelerin üzerinden                                                    &lt;br /&gt;Uyanık gözlerin peşindedir.    .                                                                                                                             &lt;br /&gt;Ey dost &lt;br /&gt;Açık gözle                          &lt;br /&gt;Yola çıkmak gerek                   &lt;br /&gt;Her ne kadar ki                       &lt;br /&gt;Yeni bir dalga gelinceye kadar&lt;br /&gt;Kum fırtınası ile birlikte“ &lt;br /&gt;Kazim Sadat Eşkeveri                                                                                                                  &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Böyle dalgalı bir akımı yönlendirmek için, rivayet çok uygun bir yöntem olabilir. Şiirsel süslemelerle, siyasal ve sosyal olayları doğrudan, hiç bir şeyi eksik bırakmadan yansıtabilen yalın bir rivayet. Bu durumda şiir ve nesir, manzum olsun ya da olmasın, yan yana haraket edip, birbirlerinin sınırlarına da nüfuz ederler. &lt;br /&gt;“Şehriverin 17’sinde gökle yeryüzü&lt;br /&gt;Kaldırımda birbirine dolaşıyor,&lt;br /&gt;Hışım, şevk dönemecinde dolaşıyor,&lt;br /&gt;Uyanış tokmağı zulüm tılsımına vuruyor,&lt;br /&gt;Kurtuluş ayağı yürümeğe başlıyordu,&lt;br /&gt;Şehir kötülük haykırışından güvende değildi,&lt;br /&gt;Gönül sabah uyanışına ümitlenmişti,&lt;br /&gt;17 şehriver&lt;br /&gt;Sokak sokak dolaşıyor,&lt;br /&gt;Dalga damarı ve güneş&lt;br /&gt;Sokak sokak&lt;br /&gt;Saat saat&lt;br /&gt;Meydana akıyordu”&lt;br /&gt;Muhammed Muhtari&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bunlar, bir nevi taahhütlü edebiyatın başlangıç noktasındaki kolları sayılır, başka bir ifadeyle edebiyatta bir taahhüdün ortaya çıkmasını göstermektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Popüler bir bakış açısından bakılacak olursa, bir sanat eserinin görevi, dış etkenleri (doğrudan) yansıtmaktan başka bir şey değildir. Öyle ki, çağdaş dünyanın, siyasal, sosyal ve kültürel durumunu yansıtarak, muhtemel aşırı veya aksak noktaların düğümünü açmasına yardımcı olmalıdır. Bu açıdan, bir sanatçı, devrimden önceki şiirin geniş bir bölümünde olduğu gibi, bir reformcu ve kurtarıcı sayılır (sayılmalıdır!). Zirveden bakarak, muhatabını hor görüp onu aşağılamatan bile çekinmez.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“... benim bir çok şiirim onların adınadır. Bir zamanlar benim en korkunç aşkım sayılan insanlar, beni nefretin kötü kokusuyla sarmışlar. Bir çavuşun, heveslerini gerçekleştirmesi için onları sıraya dizerek kendi ordusunu oluşturması kadar iyi sayılan insanlar. İnanç ve imanlarına tükürmeli, ne ümitleri kalmış ne de istekleri. Benim tek temennim, ölümden sonra cesedimin genel mezarlıkta gömülmemesidir. Bırakın en azından ölümden sonra, bu durumun kötülüklerinden uzak kalma konusundaki dileğim kabul edilsin. Nefret ettiğim bu insanlardan, zira onları çok seviyordum... Benim için her şey bitmiştir. Uzun zamandan beri halkı rahatsız etmek için şiir yazmakla meşgul oluyorum. Bu, onlardan alacağım tek intikamdır, intihar etmem için hiçbir neden yoktur. Çünkü seyrediyorum. Bu halka karşı hiçbir görev tanımıyorum.”    &lt;br /&gt;Ahmed Şamlu &lt;br /&gt;Bundan daha hüzünlü bir itiraf olabilir mi?! Şiir cumhuriyeti dönemi sanatçısının tam tersine; çünkü, halkın içinden çıkmış, böyle bir bakış açısı o(la)maz. Dolayısıyla ya pervasız bir şekilde halkı över veya onları aşağılamak yerine kurnazca kendi küçüklüğünü şairane bir şekilde eleştiri yağmuruna tutar.&lt;br /&gt;“o günlerde gönlümüz çiçeğe, yağmura alışmıştı&lt;br /&gt;sıkı ornmanlar, baharların tekrarı,&lt;br /&gt;bugün kafeste kaldık, yarın ne olacak bakalım,&lt;br /&gt;uçuştan bahsederken, keşke bir zerre iman olsaydı kalbimde”&lt;br /&gt;Homayun Alidosti&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bütün bunlara rağmen, sanatçıyı insanî, tarihî ve sosyal sorumluluğu olan bir insan olarak görürsek, onun kendi sanat alanıyla ilgili başka bir önemli sorumluluğu daha olduğunu unutmamak gerek, o da sanatın ve sanat eserlerinin kalkınmasına ve genişlemesine katkıda bulunmasıdır. Anlaşıldığı kadarı ile tebliğ ve erteleme döneminde, pek çok sanatçı, çevresinin etkisi altında kalarak, muhatap cezbedebilmek için kendi sanatsal sorumluluğunu unutarak sadece genel insanî sorumluluğunu göz önünde bulundurmaktadır. Bu durumda içerik o kadar zenginleştirilir ki biçimin yerini işgal eder ve teknik geri çekilir. Bu geri çekilme olayı bazen doğrudan bildiri şekliyle, genel muhatabın anlamakta zorluk çekmediği, yaygın ve hatta demode olmuş teknikleri kullanarak kendini gösterir.&lt;br /&gt;“halkın nefesi&lt;br /&gt;bulut olup yağıyordu&lt;br /&gt;iyi, güzel, istek üzere&lt;br /&gt;üniversitenin avlusuna&lt;br /&gt;yumruklar yeşerirdi&lt;br /&gt;biri kısa diğeri uzun &lt;br /&gt;üniversitenin çimlerine&lt;br /&gt;bildiri dağıtımı&lt;br /&gt;güvercinlerin uçuşu gibiydi  &lt;br /&gt;hepisinin kanadında Şah’a ölüm&lt;br /&gt;üniversitenin çimlerine&lt;br /&gt;duvarın üzerindeki slogan : Şah’tan sonra sıra Amerika’da yazılıydı.”&lt;br /&gt;Omran Selahî    &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Siyasal ve sosyal kıskaçlara mesaj gönderme ya da dünyaya yeni açılımlardan bakma açısından önemli bir yöntem olarak bilinen simgecilik, şimdi bu gereksinimler olmaksızın ve yalnız muhatabı etkilemek amacıyla, tanınmamış belki de kaçırılmış (İslam inkılabından sonra çok sayıdaki sembolik şiirde olduğu gibi) işaretleri kullanmak, bu alanda en yaygın tekniklerden sayılır. Bu açıdan (muhatapları cezbetmek ve yönlendirmek için sanatı, bir vesile sanmak) hızlı ilişki ve iletişim kurmak bir gereksinim degil midir?  Bu yüzden sanatta yenilikçilik ilkesini dikkate almaksızın, yüzeysellikle yetinerek yeni formlar ve yapılarda bilinmeyen karmaşık teknikler sunmaktan kaçınmak gerekir..&lt;br /&gt;“Gecenin saçlarına sabahın tozu kondu,&lt;br /&gt;Perişan gece kuşu daldan uçtu,&lt;br /&gt;Artık kölelikten kurtulduk ey dost,&lt;br /&gt;Çağımızın halil’i putları kırdı artık”&lt;br /&gt;Muhammedrıza Sohrabinejad&lt;br /&gt;“Şakayık’ın yaşam öyküsü nedir ?&lt;br /&gt;Seher vakti kanlı bayrak&lt;br /&gt;Dudağında aşk nağmesi&lt;br /&gt;Yaşamını aşk yoluna emanet etmiş&lt;br /&gt;Rüzgara, her ne olursa olsun”&lt;br /&gt;Muhammedrıza Şafii KADKANİ&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ancak bu tür şiirlerin tamamı devrimci şairler tarafından yazılmıyordu. Yeni düzeni kendi çıkarına aykırı gören nice şairler de aynı atmosferden etkilenerek benzer nitelikte şiirler yazdılar. Böylece giderek, bu tür şiirlere “devrim şiiri” denmeye başlandı (siparişçi şair, devlet şairi, gibi sıfatlarla nitelendirilseler de kendi inançlarına bağlı kalarak yollarına devam ettiler). Diğer şairlerin şiirine, devrimle ilgileri olsa bile böyle bir isim verilmedi. İlkelerini edebiyat dışı öğelerden kazanan ve hala itibarını koruyan bu tür isimlendirmeler, İran şiirine ciddi zararlar verdi. Çünkü her iki tarafı, sanat ilkelerine göre diyalog yapmaktan mahrum kıldı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şunu da belirtmek gerekir ki, geniş bir kitleyi muhatap bilen, düzenden yana olan nice şairler, özellikle savaş dönemindeki egemen olan tek boyutlu siyasetler yüzünden, giderek sosyal şiir alanından kenara çekildiler/konuldular. Yıllar sonra (90’lı yıllarda), kapalı şiir topluluklarında birbirleriyle karşılaştıklarında daha farklı biçimde eleştirilere maruz kaldılar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* * *&lt;br /&gt;İran şiir cumhuriyetinin sonuçlarından biri de aydın çevrelerden uzak kalmış genç zekaların ortaya çıkması oldu. Bu genç yeteneklerin bir kısmı daha sonra parlak simalar olarak ortaya çıkıp, devrim şiirinin biçim ve içeriğinde adil bir düzen sağlamaya çalıştılar. (“düşünce ve teknik şiiri”) Tekniğin ve düşüncenin egemen olduğu bir atmosferde ilkeler, tasvirciliğin arkasında saklı kalır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; Mutlakçılık, görsel ve eleştirel bakışın arkasında yok olur gider. Slogancılık ve yüzeysellik, dil incelikleri sayesinde solar. Dinsel ve ulusal semboller ve mitolojiler kullanılarak yeni şiir yapıları ve biçimleri ortaya çıkar. Sonuçta edebi eserin yüzeysel, mutlakçı ve aşırı ülkücü olmasına sebep olan heyecan, duygusallık ve asabilik gibi öğeler giderek etkisini kaybeder.&lt;br /&gt;“Ey sesi bir akşam bu sokaklarda dolaşan adam&lt;br /&gt;Dünya kadar bir pencere açıldı sesinden            &lt;br /&gt;Keşke Ebul-fadl gibi kafa ve kolumuzu&lt;br /&gt;Sana kurban edebilseydik&lt;br /&gt;Ezelden ebediyete kadar ey boğazı kesilen adam&lt;br /&gt;Sesinin yankıları yükselip gidiyor”&lt;br /&gt;Muhammedrıza Muhammedi NİKU&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Sen o yiğitsin ki&lt;br /&gt;Bir gün fırat&lt;br /&gt;Konuşturdu seni&lt;br /&gt;Ve bir saat sonra&lt;br /&gt;Polat gibi sağanak yağmurda&lt;br /&gt;Kesilerek           &lt;br /&gt;İfşa oldun”&lt;br /&gt;Seyyid Hasan Hüseyni&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İç ve dış etkenler ve olayların hızlı gelişmesi sayesinde, şairin düşünsel yeteneğinden etkilenen sanatsal dünyası giderek gelişir. Vahiy kaynağı ve dini öğretilerden beslenen bu yetenek, bir tür estetik yaratarak devrim şiirinin anlamsız iddiasına kesin bir yanıt verir. Bu estetik, dini sembol araştırmaları üzerine kurulu olur ve şairin iç ve dış dünyasında meydana gelen her türlü olaya zemin hazırlar.&lt;br /&gt;“dün akşam o kadar yakındın ki             &lt;br /&gt;pencere sevinçten tuz tadıyor&lt;br /&gt;ve gülüşümü körüklüyordu                   &lt;br /&gt;ve ben seninle meşgul oluyordum                       &lt;br /&gt;söğüt dallarımda bir nilüfer bitti         &lt;br /&gt;ve pencereden dışarı gitti”               &lt;br /&gt;Selman Herati&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Farsça şiirin devamı olan bu şiir, klasik şiir ilkelerine dayanarak, ancak modern ve çağdaş şiirin eleştirel tekniklerini kullanarak gelişmeyi düşünmektedir. Her ne kadar din gibi geniş bir öğeyi kabullenerek postmodern alana girme şansı kalmamıştır. Ancak onun tekniklerinden yararlanma şansına sahiptir. Klasik şiir formları ve bu formların yenileriyle karşılaştırılması ve çok seslilik gibi teknikler...&lt;br /&gt;“her şeyi kendi yerine koyar                                               &lt;br /&gt;silaha bir şarjör                                                                                    &lt;br /&gt;resimde yaptığımız pusuya bir silah                   &lt;br /&gt;düşmanın bilmediği bir pusu&lt;br /&gt;bir gece mayın alanında                     &lt;br /&gt;okunuşu şuradan başlayan bir dua&lt;br /&gt;sonraki asırda duyulacak bir kalp atışı”&lt;br /&gt;Muhammed Rezmara&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* * *&lt;br /&gt;Yıllar sonra, çeşitli şiir akımlarının ortaya çıkışının, İran şiir cumhuriyetinde (aydın kesimle hiç bir ilgisi olmayan, ancak daha sonra bu kisveye bürünen !) genç ve yeni simaların, yeni fırsatların oluşması sonucunda gerçekleştiğini söylemek yanlış olmayacaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Söylendiği gibi bu cumhuriyetin şairleri, topluma reform getirdikleri iddiasında bulunamazlardı. Bu yüzden şiir dilini, günümüzde şiirin asıl özelliklerinden sayılan samimiyet, şeffaflık ve ılımlılık gibi unsurlara yönlendirmişlerdir. Bu hareket, sonraki yıllarda şiire egemen olan aynî bakış açısını da gözden geçirme zeminini hazırlamıştır.&lt;br /&gt;“lâle şarkısıyla dolu olan bu toprak&lt;br /&gt;sizin haykırışınızın anı defteridir&lt;br /&gt; dün gece tehlikeden söz olunca yine&lt;br /&gt;ben aşk görüşünden yanaydım”&lt;br /&gt;Vahid Emiri&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“bir menekşeye gönülden baş sağlığı dileyelim&lt;br /&gt;güvercinin yas törenine uğrayalım bir”&lt;br /&gt;Kayser Eminpur&lt;br /&gt;Ve hatta ondan önce ve sonra aydın çevrelerle oturup kalkan şairleri bile etkilemiş ve onların gönülden yazmasını sağlamıştır :&lt;br /&gt;“bir bacağı olmayan adamın pantolunu kırışlanmış&lt;br /&gt;bakışı ateş gibi kızgındır, seyreder gibi değil &lt;br /&gt;Hamid kurtuldu, Huveyze kurtuldu &lt;br /&gt;yazılar canlandı, cepheler haykırış oldu  &lt;br /&gt;cepheler gölgelerle, göz yaşıma oturdu&lt;br /&gt;Hamid kurtuldu, Huveyze kurtuldu”&lt;br /&gt;Simin Behbahani&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu yüzden doğrudan İslam inkılabından etkilenerek yazılan şiirler, İran edebiyat tarihinin parlak eserlerine dönüşse de, Nima şiirinin zeminini hazırlayan meşrutiyet şiiri gibi sonraki yıllarda yazılan şiirlerin zeminini hazırlamış oldu.&lt;br /&gt;* * *&lt;br /&gt;İrak’ın İran’a karşı açtığı savaşla birlikte tebliğ ve erteleme aşaması uzun süren bir gecikmeye dönüştü. Bu gecikme, devrime karşı hareketler, tartışmalar, kavmiyetçilik çatışmaları ve Amerikan Büyükelçiliğinin (casusluk merkezi) işgali gibi olaylardan kaynaklanmaktaydı. Kutsal savunma edebiyatının, devrim edebiyatının ayrılmaz bir parçası haline gelmesinin asıl nedeni de işte bu gecikmedir. Başka bir ifadeyle savaş, devrimin kırmızı alarmının devamı anlamındaydı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Savaş ve kutsal savunma şiiri her ne kadar edebi anlam ve konu açısından devrim şiirinde bir takım değişiklikler meydana getirdiyse de, devrim şiirinden bağımsız bir form ve teknikten yoksundu. Buna rağmen sonraki yıllarda, özellikle savaşın son yıllarında, İran’ın çağdaş şiiri açısından başarılı sayılabilen bir çok örnek ortaya koymayı başarmıştır.   &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* * *&lt;br /&gt;“Tebliğ ve erteleme” aşamasını “tesbit ve akılcılık” aşamasına dönüştürme yolunda sayısız engel olduğu tespit edilmiştir. Gündelik siyasal ve sosyal krizlerden uzak bir atmosfer, tespit ve akılcılık aşamasının başlangıcı için gerekli olan ön zeminlerdendir. İster iç meselelerle ilgili isterse dış meselelerle ilgili hala böyle bir atmosfer olumuş değil. Dışarıdan sipariş edilen şiirler o kadar  güçlüdür ki, bir çok şairi, şiirin formuna gereken dikkati göstermekten alıkoymaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ayrıca ülkücülükten uzak durmak ve gerçekçi bir yaklaşım sergilemek hala bir çok kültür  yetkilisinin hoşuna giden bir durum değildir. Diğer yandan, sanatçıların devlet gövdesinden, muhalif partilerden ve hatta muhalif olmayanlardan bile bağımsız olmaları, veya her olasılıkta düşüncenin asıl gövdesini oluşturamayan sanatçıların siyasette öncelik değiştirme isteği çeşitli nedenlerden dolayı tam anlamı ile gerçekleşmiş değil.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Devrimden yana sanat eserlerinin doğru veya yanlış bir şekilde üretim ve dağıtımını yapan kurumlar, genelde (en azından sanat alanında) sanatçının geniş bakışlı olmasına sıcak bakmazlar. Belki de bu yaklaşımın arkasında, sanatsal bir bakışın olmadığını düşünmek, art niyet aramaktan daha yararlı olur. Bu kurumların bir çoğunun siyasal veya askeri bir statüye sahip olduğunu düşünürsek, onların özel istekleri olduğunu görmezden gelemeyiz. Başka bir ifadeyle onların sanat dışı beklentileri olmadan destek vermeleri söz konusu ol(a)maz. Maalesef söz konusu kurumların sanat danışmanları da farklı beklentileri (!) doğrultusunda patronlarına uyarak, sanat elemanlarına dönüşmüşlerdir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Denenmiş formlara/biçimlere gönül bağlamak ve onları yeniden kullanmak ister istemez demode olmuş kavramlar ve deyimlerin tekrar edilmesini beraberinde getirir. Sanat eserinin içeriğinin forma bağlı olmadığı açık bir meseledir. Ancak belli dönemlere özgü kavramların, taklitçi şairler tarafından kullanılması sanatsal atmosferi yapay bir şekilde değiştirmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;  * * *&lt;br /&gt;Genel olarak İran İslam inkılabının şiire olan etkisi derin ancak çok hızlı ve ansızın olmuştur. Bu derinlik o kadar etkili olmuş ki, devrimden sonraki kısa bir zamanda çok önemli ve büyük eserler ortaya çıkmış ve çıkmaya da devam edecektir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu yüzden devrim şiiri yazarına göre, şiir, konudan ziyade zamana bağlıdır. “şiir, çeşitli anlatımlar arasında, şairin, iç (yaşadığı toplum) ve dış (ruh) etkenlere karşı duygu ve heyecanlarını yansıtmak anlamında olursa, devrim şiiri, devrim sonucunda her şeyin değiştiği bir toplumda yaşayan bir şairin tüm duygu ve heyecanlarını yansıtmaktadır”.&lt;/span&gt;&lt;a title="" style="mso-footnote-id: ftn6" href="http://www.blogger.com/post-create.g?blogID=5698788499091376183#_ftn6" name="_ftnref6"&gt;&lt;span style="color:#663300;"&gt;[6]&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="color:#663300;"&gt;  Dolayısıyla bu etkinin izlerini sadece konusuna göre devrim şiiri olarak nitelendirilen şiirlerde aramak yanlış olur. Başka bir ifadeyle, “şiirde konu” tartışmasından ayrı olarak, şiir ve şairleri, devrimci ve anti-devrimci olarak ikiye ayırmak temelden doğru bir yaklaşım değildir. Farklılık arzeden nokta, inkılaba olan bakış ve ondan etkilenmektir. Yoksa tüm  şair ve şiir akımları, devrim ve devrimin getirdiklerinden etkilenmişlerdir.&lt;br /&gt;“Ağzını koklarlar,&lt;br /&gt;Sakın “seni seviyorum” demeyesin,&lt;br /&gt;Kalbini koklarlar,&lt;br /&gt;Garip bir zamandır sevgilim!&lt;br /&gt;Ve aşkı yol direğinin kenarında&lt;br /&gt;Kırbaçlıyorlar&lt;br /&gt;Aşkı evin köşesinde saklamak gerek...”&lt;br /&gt;Ahmed Şamlu&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="color:#663300;"&gt;&lt;br /&gt;Ve yıllardır, sanat sosyolojisinin, eleştiri çevresi dışında, şiir çözümlemelerinde konuya göre değerlendirme yaparken bilimsel dikkatten yoksun olduğunu herkes kabul etmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;a title="" style="mso-footnote-id: ftn1" href="http://www.blogger.com/post-create.g?blogID=5698788499091376183#_ftnref1" name="_ftn1"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;em&gt;[1]&lt;/em&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;em&gt; Erziş-I ehsasat – Nima Yuşiç- Gutenberg yayınları- Bahar 2535 – s. 36.&lt;br /&gt;&lt;/em&gt;&lt;/span&gt;&lt;a title="" style="mso-footnote-id: ftn2" href="http://www.blogger.com/post-create.g?blogID=5698788499091376183#_ftnref2" name="_ftn2"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;em&gt;[2]&lt;/em&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;em&gt; Ahmedrıza Ahmedi önderliğinde ortaya çıkan “yeni dalga” şiiri, yenilik ve hâlis şiire ulaşma yöntemini iç içe anlam çağrışımından kaynaklanan, somut tasvirler yaratımı, form ve dilden eksiltme üzerine kurmuştur”.  (sahtar-e şiir-i emruz- Mustafa Alipur- Ferdos yayınları- 1378- s. 101); Degarguni-ye negah – Kazem Kerimiyan – revan yayınları – 1397 – s. 127; Gozarehaye monfared – celde evvel , Ali Babaçahi, Narenc yayınları, 1377 – s. 201-202; Çeşm-e Morakkab – Muhammed Mohtari, Tus yayınları, 1378 – s. 51; Barrasi-ye ketab, dore-ye cedid, şomare-ye 4- şehriver 1350; Manuçehr Ateşi – der bareye şiir-i Aryapur, haftenameye Temaşa – şomareye 303- 14 isfend 1355.&lt;br /&gt;&lt;/em&gt;&lt;/span&gt;&lt;a title="" style="mso-footnote-id: ftn3" href="http://www.blogger.com/post-create.g?blogID=5698788499091376183#_ftnref3" name="_ftn3"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;em&gt;[3]&lt;/em&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;em&gt; Çeşm-e mürekkep – Muhammed Muhtari – Tus yayınları – 1378 – s. 55&lt;br /&gt;&lt;/em&gt;&lt;/span&gt;&lt;a title="" style="mso-footnote-id: ftn4" href="http://www.blogger.com/post-create.g?blogID=5698788499091376183#_ftnref4" name="_ftn4"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;em&gt;[4]&lt;/em&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;em&gt; Arabpa’da “cumhur” kelimesi bütün halk anlamına gelmektedir. Bu sözcük ilk olarak 18. yüzyılda, Osmanlı’lar tarafından devlet anlamında kullanılmış ve “cumhur devleti” icat edilmiştir. Bu sistem önce Osmanlı’nın komşularında, daha sonra Fransa cumhuriyetlerinde uygulanmış ve  Latince’deki Respublica ve Yunanca’daki politeia kelimeleriyle eş anlama gelmiştir. Bunların her ikisi de Eflatun’un Medine-i Fadıla kapsamında ortaya koyduğu devlet sistemini açıklamaktadır… Bu sistemde hakimiyet (egemenlik) miras olarak değil demokrasiye daha yakındır. (Farhang-e Farhikhte – Vajeha ve estelahat-e siyasi ve hoghoghi – Dr. Şemsuddin Farhikhte – Entesharat-e Zarrin – 1377); Daneşnameye siysi – farhange estelahat ve mektebhaye siyasi – Daryuş Aşuri- Morvarid  yayınları – 1381;&lt;br /&gt;&lt;/em&gt;&lt;/span&gt;&lt;a title="" style="mso-footnote-id: ftn5" href="http://www.blogger.com/post-create.g?blogID=5698788499091376183#_ftnref5" name="_ftn5"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;em&gt;[5]&lt;/em&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;em&gt; Mahmud Sanjari – Faslname-ye Şiir- No. 34 – Zemestan 1382- s. 67.&lt;br /&gt;&lt;/em&gt;&lt;/span&gt;&lt;a title="" style="mso-footnote-id: ftn6" href="http://www.blogger.com/post-create.g?blogID=5698788499091376183#_ftnref6" name="_ftn6"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;em&gt;[6]&lt;/em&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;em&gt; Saber Emami, faslname-ye şiir, no.34- zemestan-e 1382- s.67&lt;/em&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5698788499091376183-6246045906843611695?l=edebiyatcilardernegi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://edebiyatcilardernegi.blogspot.com/feeds/6246045906843611695/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5698788499091376183&amp;postID=6246045906843611695' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5698788499091376183/posts/default/6246045906843611695'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5698788499091376183/posts/default/6246045906843611695'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://edebiyatcilardernegi.blogspot.com/2007/09/konuk-yazarlar.html' title='KONUK YAZARLAR'/><author><name>Edebiyatçılar Derneği</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5698788499091376183.post-4074008310285916071</id><published>2007-08-31T08:05:00.000-07:00</published><updated>2007-08-31T08:13:44.036-07:00</updated><title type='text'>ÖDENTİ BORÇLARI İÇİN ZORUNLU UYARI</title><content type='html'>&lt;strong&gt;&lt;span style="font-family:arial;color:#ff0000;"&gt;DERNEK ÜYELİĞİNİN GETİRDİĞİ YÜKÜMLÜLÜKLER&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;span style="font-family:arial;color:#330000;"&gt;Üye olmak, varılması gereken bir amaç, ulaşılması gereken bir sonuç değildir; bir başlangıçtır. Varılması düşünülen amaçlar, ulaşılması istenilen sonuçlar için bir araya gelinir, örgütlenilir. Üyeler, derneklerde tüm varlıklarıyla bir arada bulunurlar.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:arial;color:#330000;"&gt;Nitekim öğretide, üyelik yükümlülükleri ikiye ayrılarak ele alınmaktadır:&lt;br /&gt;1- Kişisel nitelikteki yükümlülükler,&lt;br /&gt;2- Malvarlıksal nitelikteki yükümlülükler.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:arial;color:#330000;"&gt;Kişisel nitelikteki yükümlülükler, her üyenin dernek yönetimine ve etkinliklerine katılma, derneğin amacını gerçekleştirmeye çalışma, derneğin her türlü toplantı, etkinlik, iletişim vb çalışmalarını izleme ve gerçekleştirilmesine yardımcı olma olarak sayılabilir.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:arial;color:#330000;"&gt;Malvarlıksal nitelikteki yükümlülükler ise başta ödenti borcunu yerine getirme olmak üzere varlıksal ya da parasal katkılar yapma ya da bulma, bulunmasına yardımcı olma olarak sayılabilir.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:arial;color:#330000;"&gt;Özetle; dernekler çıkar üretme ve paylaşma aracı değil, üyelerinin ortak ve önceden belirlenmiş bir amacı gerçekleştirmek için bilgilerini, birikimlerini ve çalışmalarını kısaca ellerinden geleni, ellerinde bulunanı sürekli olarak bir araya getirmek üzere yapılandırdıkları, yasal çerçevede çalışan tüzel kişiliklerdir. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;ÖNCELİKLİ VE İTİCİ GÜÇ ÖDENTİLERDİR&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;span style="color:#990000;"&gt;Türk Medenî Kanunu'nun, "Dernek gelirleri" başlıklı 99'uncu maddesi: "Dernek gelirleri, üye ödentisi, dernek faaliyetleri sonucunda veya dernek malvarlığından elde edilen gelirler ile bağış ve yardımlardan oluşur." demektedir.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:arial;color:#990000;"&gt;Ödentiler her zaman küçük tutarlardır. Bunun bir nedeni gönüllülük ise, bir nedeni de, tanımda ve yasada yer aldığı gibi "kazanç amacı güdülmemesi"dir. Ancak bu küçük tutarlar, düzenli ödendiği durumlarda "büyük tutarlar"a ulaşabilmektedir. Dernek yönetiminin günlük parasal kaygılardan uzak çalışması istenen ve beklenen bir durumdur; dahası bir zorunluluktur.&lt;br /&gt;Ödentilerin zamanında ödenmemesi bir yana yapılabilecek diğer parasal ya da varlıksal katkıların da yapılmaması, gönüllüğü zedelemektedir. Her ne kadar, günlük söyleşilerimizde "ödenti verilmez, alınır" desek de, iş yine gönüllülüğe kalmaktadır.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:arial;color:#990000;"&gt;Derneğin çalışmaları, etkinlikleri hakkında doğrudan bilgi edinebilmek; dahası bu etkinliklerde görev alabilmek, katılabilmek için Dernekle ilişkilerin birebir kurulması ve işletilmesi zorunludur. Katkı - beklenti denklemi birbirini eşitler biçimde kurulmadan, Dernek yönetimini, temsilcilerimizi, çaba gösteren üyelerimizi eleştirmek pek de sağlıklı ve sonuç alıcı olmayacaktır.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;DERNEĞİ, YASALARIN VE TÜZÜĞÜMÜZÜN HÜKÜMLERİNE GÖRE YÖNETMEK DURUMUNDAYIZ...&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;span style="color:#660000;"&gt;Buraya değin, aslında olması gerekeni, yani "gönüllüğü" ele aldık; ancak Dernekler yasalar uyarınca kurulan tüzel kişiliklerdir. O nedenle işin bir de hukuksal boyutu vardır.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:arial;color:#660000;"&gt;Ülkemizde derneklerle ilgili alan, başta Anayasa olmak üzere Türk Medeni Kanunu, Dernekler Kanunu ve ilgili yönetmeliklerle düzenlenmiştir. Dernek tüzüğü ise bunlara eklenen son halkadır.&lt;br /&gt;Anayasamızın, derneklerle ilgili çerçeveyi cizen ve "Dernek kurma hürriyeti" başlıklı 33'üncü maddesinin ilk iki fıkrası şöyledir: "Herkes önceden izin almaksızın dernek kurma ve bunlara üye olma ya da üyelikten çıkma hakkına sahiptir.&lt;br /&gt;Hiç kimse bir derneğe üye olmaya ve dernekte üye kalmaya zorlanamaz."&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:arial;color:#660000;"&gt;Türk Medenî Kanunu, "Ödenti verme borcu" başlıklı 70'inci maddesinde,&lt;br /&gt;"Üyelerin ödenti verme borcu tüzükle düzenlenir. Tüzükte düzenleme yoksa üyeler, dernek amacının gerçekleşmesi ve borçlarının karşılanması için zorunlu ödentilere eşit olarak katılırlar. Dernekten çıkan veya çıkarılan üye, üyelikte bulunduğu sürenin ödentisini vermek zorundadır." hükümlerini getirmektedir.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:arial;color:#660000;"&gt;Dernek Tüzüğümüzün "Üyeliğin Sona Ermesi" başlıklı 7'nci maddesinde ise, "Üç ay süre ile aidat ödemeyen ve Genel Yönetim Kurulu'nun yazılı ikazına rağmen bunda ısrar edenlerle, birliğin aleyhinde çalışanlar Genel Yönetim Kurulu'nca üyelikten çıkartılırlar." hükmü yer almaktadır.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:arial;color:#660000;"&gt;Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 17.4.2003 günlü kararında da "... davalı (borçlu) derneğe üye olarak girerken aidat borcu ile yükümlü olduğunu ve ifa zamanının da ait olduğu yılın sonuna kadar olduğunu bilebilecek durumdadır. ..." denilmektedir.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:arial;color:#660000;"&gt;Bunlar hukuksal deyimiyle "amir/buyurgan" hükümlerdir. Üyeler bu hükümlere uymakla; Yönetim Kurulu da, "basiretli" bir biçimde görevini her anlamda yürütmekle yükümlüdür. Nitekim Medenî Kanunumuzun 85'inci maddesi, "Yönetim kurulu, derneğin yürütme ve temsil organıdır; bu görevini kanuna ve dernek tüzüğüne uygun olarak yerine getirir." biçiminde yine "amir/buyurgan" bir hüküm içermektedir.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:arial;color:#660000;"&gt;Görüldüğü üzere, Yürütme Kurulu olarak bizler de tıpkı siz üyelerimiz gibi bu düzenlemelere uymak, gereklerini yapmak zorundayız. Şunu da söyleyelim ki bizim sorumluluğumuz daha ağırdır; daha zordur. Teşbihte hata olmaz derler: "Aşağı tükürsek sakal, yukarı tükürsek bıyık" sözü, dernek yöneticileri için söylenmiş gibidir.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:arial;color:#660000;"&gt;&lt;br /&gt;Biz görevimizi iyi yapmak zorundayız; çünkü Genel Kurulumuza, yani siz üyelerimize karşı sorumluyuz.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:arial;color:#660000;"&gt;Siz üyelerimizin de, daha fazla etkinlik beklemesi, bu etkinliklere katılımcı olmayı istemesi ve en önemlisi Genel Kurulda bizden hesap sorabilmesi için ödenti borcu başta olmak üzere üstüne düşen yükümlülükleri fazlasıyla yapması en doğru olanıdır. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:arial;color:#660000;"&gt;Sonuç olarak;&lt;br /&gt;1- Herkes bir derneğe kendi isteğiyle ve özgürce üye olur; yine kendi isteğiyle ve özgürce ayrılır. Ancak yukarıdaki Yargıtay kararından da anlaşılacağı üzere, kişi üye olurken diğer yükümlülüklerinin yanısıra bir borç ilişkisi (ödenti borcu) altına girdiğini de bilmektedir. Bu borcunu üyelikten ayrıldığı ya da çıkarıldığı güne değin yerine getirmek zorundadır.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:arial;color:#660000;"&gt;2- Dernek giderlerinin karşılanması başka türlü olası değildir. Şu an için, Dernek Genel Merkezinin giderlerinin en alt düzeyde karşılanarak açık tutulabilmesi için aylık 1.000 YTL'ye gereksinim duyulmaktadır. En başta “Haberler” adlı bültenimizin düzenli biçimde bastırılarak sizlere gönderilmesi olmak üzere diğer yayın ve iletişim projelerimizin yaşama geçirilebilmesi bu rakamın çok üzerinde bir miktarı gerekli kılmaktadır. Her dernek üyesi bunu doğru algılamak durumundadır.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:arial;color:#660000;"&gt;3- Nitekim 14. Olağan Genel Kurula sunulan Denetleme Kurulu Raporunda şu görüşlere yer verilmektedir: "Dernek gelirlerinin son derece sınırlı olduğu görülmüştür. Üyelerimizin ödentilerinin düşük bir oranda kalması bu durumun başat nedenidir. Yeni Dernekler Yasası’nda ödenti yükümlülüklerini yerine getirmeyen üyelerin üyelikten çıkarılmaları ve borçlarını tahsil etme yönünde dernek yönetimleri yetkili kılınmıştır. Çünkü, ödenti borcuna, artık, kira, apartman ödentisi gibi konulardakine benzer biçimde, senetsiz takip denilen işlem uygulanabilecektir. Yönetimin ödenti borcunu icra yoluyla tahsil etme yetkisi vardır.   &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:arial;color:#660000;"&gt;&lt;br /&gt;Bu nedenle, üyelerimiz, daha duyarlı davranmalı, ödentilerini herhangi bir yasal sürece gerek kalmadan düzenli biçimde gerçekleştirmelidirler."&lt;br /&gt;Raporda da belirtildiği gibi yürütme kurulumuz yetkilerini kullanmak zorundadır.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:arial;color:#660000;"&gt;Tüm bunların sonucunda, üyeliği süren, üyelikten ayrılan ya da üyelikten çıkarılan üyelerimizin süresinde ödenmeyen ödenti borçları dolayısıyla temerrüde düştükleri açıktır ve yasal faiziyle birlikte istenmesi gerekmektedir. İcra takibine başvurma ve yasal faiziyle birlikte ödentileri tahsil etme hakkımızı saklı tutarak bu tür uyarıları yapmak zorundayız.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:arial;color:#660000;"&gt;Üyelerimizin bizi anlaması, anlayışla karşılaması ve bir an önce ödenti borcu olup olmadığı konusunda Dernek Genel Merkeziyle iletişime geçmeleri ve daha önce kendilerine borç bildirimi yapılanların, belirtilen miktarı ödeme konusunda duyarlı olması dileğiyle...&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:arial;color:#660000;"&gt;Bu arada, hiçbir uyarıya gerek kalmaksızın düzenli olarak ödentilerini ödeyen ve bildirim yapılarak borçlarının anımsatılması üzerine bu borçlarını derhal ödeyen üyelerimize teşekkür ediyoruz.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;Remzi Özmen&lt;br /&gt;Genel Sekreter&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5698788499091376183-4074008310285916071?l=edebiyatcilardernegi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://edebiyatcilardernegi.blogspot.com/feeds/4074008310285916071/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5698788499091376183&amp;postID=4074008310285916071' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5698788499091376183/posts/default/4074008310285916071'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5698788499091376183/posts/default/4074008310285916071'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://edebiyatcilardernegi.blogspot.com/2007/08/denti-borlari-iin-zorunlu-uyari.html' title='ÖDENTİ BORÇLARI İÇİN ZORUNLU UYARI'/><author><name>Edebiyatçılar Derneği</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5698788499091376183.post-7703215683363216189</id><published>2007-08-31T08:01:00.000-07:00</published><updated>2007-08-31T08:27:07.233-07:00</updated><title type='text'>Bağımsız İletişim Ağı Medya Gözlem Masası 2006 Raporu</title><content type='html'>&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;&lt;strong&gt;Düşünceyi İfade Bir Türlü “Kutsal” Olamıyor&lt;br /&gt;2006’da ‘Düşünce Suçluları’ 293’e Çıktı&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;2006, hükümet ve Cumhuriyet Halk Partisi’nin bağımsız hukukçularla düşünce özgürlüğü mücadelesi verenlerin onca uyarısına karşın özgürlüklerden ziyade kısıtlamalardan yana tavır aldıklarının tescillendiği bir yıl oldu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu dönemde, bu iki partinin Türkiye Büyük Millet Meclisi’nden uyum içinde hazırlayıp geçirdikleri düzenlemelerin dil, içerik ve hukuk açısından problemli olduğunu da hep birlikte yaşayarak gördük.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yeni Türk Ceza Kanunu’nda (TCK) düşünce ifadeye ilişkin düzenlemelerin hapis cezalarıyla örüldüğü; asker, polis ve meclis gibi devlet kurumlarının olabildiğince kutsandığı ortamda, soyut “Türklüğü alenen aşağılama” kavramının yargısal uygulamada yol açtığı keyfiyet, sakıncaları 2005 yılında ortaya çıkmaya başlayan Ceza Yasası’nın 301. maddesini 2006’da uluslar arası bir mesele haline getirdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2006 yılını kapsayan raporunu yayımlayan "Medya Özgürlüğü ve Bağımsız Gazetecilik İzleme ve Haber Ağı"- BİA² Medya Gözlem Masası, ifade özgürlüğüyle yaptırımlar ve bunun yol açtığı adalete ilişkin sorunları 301. maddeyle sınırlı olmayacak kadar politik ve ideolojik olduğunu ortaya koyuyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çağdaş hukuk, hakaret fiilleriyle hapis tehdidi aracılığıyla değil tazminat davaları yoluyla mücadele edilmesini salık verirken devlet kurumlarına yönelik eleştiriler bile 301. madde yoluyla, üç yıla kadar hapis tehdidi ya da cezasıyla karşılaşabiliyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Düşünceden yargılananların sayısı 293’e çıktı&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Nitekim, düşüncelerini açıkladıkları için bir önceki yıl 157 gazeteci, yayıncı ve aktivistin ceza tehdidi altında yargılandığını tespit eden BİA² Medya Gözlem Masası, bu rakamın 2006’da 293’e çıktığını gösteriyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;BİA² tespitlerine göre, söz konusu 293 kişiden 72’si TCK’nın 301. maddesinden (eski 159), 35’i 216. maddesinden (eski 312/2), 8’i Atatürk aleyhinde İşlenen Suçlara dair Yasadan, 24’ü de çeşitli düzenlemelerde yerini bulan “Yargıyı etkilemek” iddiasından mahkemelik oldu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;37 sayfalık BİA² raporu, 318 davayı ve 449 gazeteci, yazar ve aktivistin durumunu, "saldırı ve tehdit", "gözaltı ve tutuklamalar", "dava ve girişimler", "düzenleme ve hak aramalar", "Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi", "Sansüre tepkiler" ve "RTÜK uygulamaları" başlıklarıyla ele alıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Durmayan saldırıların yeni hedefi İnternet siteleri&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;BİA² raporuna göre, 2006’da 26 gazeteci saldırılara hedefi olurken 7’si tehdit edildi; 2 medya kuruluşu saldırıya uğradı , üç İnternet sitesi, kendilerini milliyetçi olarak tanıtan gruplarca hack’lendi.. Bir önceki dönemde ise 33 haberci ve 16 yayın kuruluşu saldırıya uğramıştı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mesela, gazeteci Metin Uca, Gazi Üniversitesi İletişim Fakültesi'nde verdiği konferans çıkışında uğradığı saldırıda yüzünden yaralandı; "Cumhuriyet" gazetesinin Şişli'deki merkez binasına el bombası atıldı, ikinci bomba çevreye zarar verdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Başta Başbakan Recep Tayyip Erdoğan olmak üzere hükümet üyelerinin basını suçlayıcı demeçleri artış gösterdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;NTV'deki "90 Dakika" programında Fenerbahçe’ye transfer olan Mateja Kezman'ı eleştiren spor yorumcusu Haşmet Babaoğlu sert tepkiler aldığını ve can güvenliğinin tehlikede olduğunu yazdı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Yedi kişi 301’den cezalandırıldı; 13 davada beraat&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Genelkurmay, Emniyet Müdürlükleri ve milliyetçi çevrelerin şikayetleri ve yargılamalara dair sorunlar, bu dönemde 301’i dünya gündemine de taşıdı. 2005’te 29 kişi 301 veya 159. maddelerden yargılanırken bu sayı 2006’da 72’ye çıktı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;301’den yargılanan Hrant Dink, Sabri Ejder Öziç, Eren Keskin, Aziz Özer, Erol Özkoray, Mehmet Fethi Dördüncü ve Hanefi Bekmezci mahkum oldular.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Agos gazetesi Yayın Yönetmeni Dink hakkında, 19 Ocak’ta öldürülmeden önce Reuters Ajansı’na “Ermeni Soykırımı’nı kabul ettiğini açıkladığı” ve “301’e Karşı 1 İmza” haberine yer verdiği için 301. maddeden yeni bir dava açıldı. Gazetenin sahibi Sarkis Seropyan ve sorumlu müdürü Arat Dink de bu sözlerden yargılanacaklar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;301 davalarından 13’ü beraatla sonuçlanırken, 5 kişi zamanaşımından veya Adalet Bakanlığı’ndan yargılama yetkisi bulunmadığı gerekçesiyle düştü.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Yargı gazetecilerden çok fazla etkileniyor!&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;2006 boyunca 24 gazeteciye, yargının “kendine ve adil yargılamaya müdahaleyi” özetleyen TCK’nın 277 ve 288. maddeleri ile Basın Kanunu’nun 19. maddesi uyarınca işlem yapıldı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Hürriyet” gazetesinin Pazar Eki’nde “Adını Kaybeden Çocuk” yazısı yayımlanan gazeteci Ahmet Altan, Adana 4. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen bir dosyadaki belgelere yorum getirdiği gerekçesiyle yargılandı ve beraat etti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Lube Ayar, İsmail Saymaz, Faruk Çakır, İbrahim Yıldız, Necdet Tatlıcan, Hrant Dink, Aydın Engin, Serkis Seropyan, Arat Dink, Güray Öz, Murat Yetkin, İlhan Selçuk, Mehmet Sucu, Murat Belge, İsmet Berkan, Haluk Şahin, Erol Katırcıoğlu, Hasan Cemal, Nalan Akgün, Azer Banu Kemaloğlu ve Ender Can Cevahir “yargıyı etkileme” iddiasıyla Adliye’deydiler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Cumhuriyet’in bir işkence haberinden adı geçen polisler zamanaşımı yoluyla cezadan kurtulurken haberin yazarı Alper Turgut mahkum oldu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;“Kin ve düşmanlığa tahrik” iddiasına 4 beraat, 3 ceza&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;“Halkı kin ve düşmanlığa tahrik etmek” ile ilgili TCK’nın 216. maddesi (eski 312) yüksek yargının farklı kararlarla tartışma yaratmaya devam ediyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;216’dan a açılan davalardan 4’ü beraatla sonuçlanırken İslami çevrelerden Emine Şenlikoğlu, Mehmet Şevket Eygi ve Samir Cebeci mahkum oldular.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Vicdani ret ve PKK haberlerine “DGM” yolu&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;2007 itibariyle “Halkı askerlikten soğutma” ve “terör örgütü propagandası” gibi iddialardan yargılanan gazeteciler, Terörle Mücadele Yasası’ndaki değişiklikle birlikte Devlet Güvenlik Mahkemeleri (DGM) yerine geçen İhtisaslaşmış Ağır Ceza Mahkemeleri’nde yargılanacaklar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Hürriyet" muhabiri Sebati Karakurt, sorumlu müdürleri Necdet Tatlıcan ile Hasan Kılıç “Kandil Dağı”’ röportajı, "Milliyet" muhabiri Namık Durukan da Osman Öcalan'ın değişen yaşamını yansıtan röportajı nedeniyle İhtisaslaşmış Ağır ceza mahkemelerinde 5 yıl hapis tehdidiyle karşı karşıya...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Vicdani retle ilgili haberlerden yargılanan “Birgün” Pazar Eki editörü Gökhan Gençay ve sorumlu müdürü İbrahim Çeşmecioğlu ile röportajlardan 21 yıl hapsi istenen "Ülkede Özgür Gündem" muhabiri Birgül Özbarış da "halkı askerlikten soğutmak" iddiasıyla bu mahkemelerde yargılanacaklar. Gazeteci Perihan Mağden ise “halkı askerlikten soğutmak”tan beraat etti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Basına karşı 6 milyon YTL’lik tazminat davası&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Fikirlerini ifade edenlere karşı açılan tazminat davaları da artış gösterdi: Ordu Yardımlaşma Kurumu (OYAK) Erdemir ihalesiyle ilgili yazılarından dolayı beş gazeteciye 5 milyon YTL tutarında tazminat davası açtı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2006’da OYAK, MOPAK ve Bergama’da siyanürlü altın işletmeciliği yapan şirketlerin başvurularıyla gazetecilere karşı açılan tazminat davaları 6 milyon 60 bin YTL oldu. Oysa, önceki yıl toplam 1 milyon 491 bin 594 YTL idi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;“Atatürk’e hakaret” suçlamaları kalkmadı!&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;"Latife Hanım" kitabının yazarı gazeteci İpek Çalışlar ve Aram Yayınları sahibi Fatih Taş’ın "Savaş Ganimetleri: Amerikan Silah Ticaretinin İnsani Bedeli" kitabının çevirmenleri Lütfi Taylan Tosun ve Aysel Yıldırım’ın "Atatürk'ü Koruma Kanunu’na muhalefet”ten beraatları iyi bir gelişme.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Belge Yayınları sorumlusu Ragıp Zarakolu’nun George Jerjian'ın "Gerçek Bizi Özgür Kılacak" kitabı nedeniyle aynı yasadan cezalandırılması isteniyor. Çevirmenler Atilla Tuygan ile H. Zafer Korkmaz da bu maddeden yargılanma riskiyle karşı karşıya.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dahası, Peri Yayınları sahibi Ahmet Önal, Evin Çiçek'in "Tutkular ve Tutsaklar" kitabı nedeniyle mahkum edildi. Prof. Dr. Atilla Yayla, "Avrupa Birliği ve Türkiye İlişkileri'nin Toplumsal Etkileri" konulu konferansta Atatürk'ü eleştirdiği için hedef alındı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Hapisten biri çıkıyor, diğeri giriyor&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;2006’da üç medya çalışanı tahliye olurken, dördü tutuklandı: MLKP örgütüne yönelik operasyonlarda gözaltına alınıp tutuklananlar dosyaya getirilen “gizlilik” kararı nedeniyle haklarındaki iddiaları altı aydır öğrenemedi. Tutuklanan 36 kişi arasında İstanbul “Özgür Radyo” Yayın Yönetmeni Füsun Erdoğan, "Atılım" gazetesi yayın yönetmeni İbrahim Çiçek ve yayın koordinatörü Sedat Şenoğlu da bulunuyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Özgür Halk” ve “Genç Bakış” dergilerine yapılan baskında gözaltına alınan “Genç Bakış” dergisi İmtiyaz Sahibi Suat Kolca ile “Özgür Halk” ve “Genç Bakış” dergilerinin üç çalışanı tutuklandı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mersin'de Abdullah Öcalan'ın yakalanılışının yıldönümündeki eylemleri izlerken araçlarında molotof kokteyli bulunduğu iddiasıyla tutuklanan DİHA muhabirleri Evrim Dengiz ile Nesrin Yazar, Emniyet Kriminal Laboratuarı'nın verdiği ve araç içindeki maddelerin “patlayıcı özelliği taşımadığı”na ilişkin raporu üzerine dokuz ay sonra tahliye edildiler. DİHA muhabiri Rüştü Demirkaya da, Aralık’taki duruşmasında tahliye edildi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;AİHM cezaları azaldı&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin, (AİHM) ifade özgürlüğü başvurularında Türkiye’ye verdiği mahkumiyetler azaldı. 2006 boyunca 45 kişinin açtığı davalarda Türkiye 398 bin 030 YTL (221 bin 128 avro) ödemeye mahkum oldu. Türkiye, 2005’te toplam 757 bin 955 YTL ödemek zorunda kalmıştı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;“RTÜK reklam akla gelince kaçak yayını hatırlıyor”&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Radyo Televizyon Üst Kurulu (RTÜK), kadınlara yönelik magazin programlarına gelen şikayetler üzerine yıl içerisinde televizyonların yöneticileriyle uyarı mahiyetinde çeşitli toplantılar yaptı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mahkeme, Ankara “İmaj Radyo” yöneticilerini “izinsiz yayın yapmak” ile suçlayıp şikayet eden RTÜK ile ilgili, "Hem izinsiz yayın yaptı diyorsunuz. hem de reklam gelirleri söz konusu olduğunda tanıyorsunuz" şeklinde bir karar verdi. Bir başka mahkeme kararında RTÜK, frekans tahsisini 10 yıldır gerçekleştirmediği belirtiliyor.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5698788499091376183-7703215683363216189?l=edebiyatcilardernegi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://edebiyatcilardernegi.blogspot.com/feeds/7703215683363216189/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5698788499091376183&amp;postID=7703215683363216189' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5698788499091376183/posts/default/7703215683363216189'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5698788499091376183/posts/default/7703215683363216189'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://edebiyatcilardernegi.blogspot.com/2007/08/bamsz-iletiim-medya-gzlem-masas-2006.html' title='Bağımsız İletişim Ağı Medya Gözlem Masası 2006 Raporu'/><author><name>Edebiyatçılar Derneği</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5698788499091376183.post-713123558914396704</id><published>2007-06-15T07:22:00.000-07:00</published><updated>2007-06-19T08:50:39.622-07:00</updated><title type='text'>JOANNE LEEDOM-ACKERMANN'IN ANKARA ÖYKÜ GÜNLERİNDEKİ KONUŞMASI</title><content type='html'>&lt;div align="center"&gt; &lt;span style="font-family:verdana;font-size:85%;color:#663300;"&gt;&lt;strong&gt;ÖYKÜLER: ÇOKKÜLTÜRLÜLÜK VE ÇEŞİTLİLİĞİN KORUNMASI&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt; &lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;br /&gt; &lt;/div&gt;&lt;span style="font-family:verdana;font-size:85%;color:#666600;"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5076302263102334354" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 347px; CURSOR: hand; HEIGHT: 229px; TEXT-ALIGN: center" height="208" alt="" src="http://bp0.blogger.com/_aBNZOrg6mDE/RnKmA0y55ZI/AAAAAAAAAAM/WIA_CpT-fmA/s320/11Oykufoto.jpg" width="248" border="0" /&gt; &lt;p align="justify"&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#666666;"&gt;&lt;em&gt;(11. Uluslararası Ankara Öykü Günleri’ne Onur Konuğu olarak katılan, Uluslararası P.E.N. Uluslararası Sekreteri Joanne Leedom-Ackermann’ın, 22 Mayıs 2007 Salı günü, Çankaya Belediyesi Çağdaş Sanatlar Merkezi’nde yaptığı Ödül Töreni Konuşması)&lt;/em&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2007 yılında düzenlenen, çokkültürlülük ve çeşitlilik üzerine yoğunlaşmış olan 11.Uluslararası Ankara Öykü Günleri’ne beni de davet ettiğiniz için çok teşekkür ederim. 10 yıl önce Türkiye’ye ilk kez, ifade özgürlüğü konusunda düzenlenen bir konferansa katılmak üzere, Uluslararası P.E.N.’i temsil etmek amacıyla gelmiştim. Daha sonra ise, çeşitli nedenlerle Ankara ve Istanbul’u ayrı ayrı ziyaret etme olanağım oldu. Dünya ve Avrupa Güreş Şampiyonaları sırasında Ankara’ya 2 kez geldim. Matemetikçi olan en büyük oğlum aynı zamanda da bir güreşçidir. O sıralarda, Ankara’da İngiltere adına yarışmak için bulunuyordu. Oğlum çifte vatandaşlığa sahiptir. 1999 yılında, Dünya şampiyonası sırasında, oğlumu Ankara’da güreş minderi üzerinde güreşirken izledim. Daha sonra da Uluslararası P.E.N. ve Türkiye’deki yazarlar adına Adalet Bakanı’nı ziyaret ettim. Hem PEN’deki çalışmalarım nedeniyle, hem de bir anne ve bir yarışmacı olarak, dünyanın bir çok bölgesini ziyaret ettim. Gerçekleştirdiğim tüm bu gezilerde şunları gözlemledim: gerek edebiyat, gerekse spor sadece insanlar arasında var olan farklılıklara dayanmıyor. Her ikisi de, aynı zamanda, bireyin çevresindekilerin yeteneklerinden ve becerilerinden güç alıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ankara’ya geldiğim için çok mutluyum. Çünkü, bu kez, sadece edebiyat konusunda konuşacağım. Özellikle de, öykü, çokkültürlülük ve çeşitlilik üzerine konuşacağım için mutluyum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çokkültürlü bir toplumda doğdum. Bu toplum, benim ilk çocukluk dönemlerimde bölümlere, sınıflara ayrılmış durumdaydı. A.B.D.’nin Güney bölgesinde, Dallas’ta 1950-60’ların Teksas’ında doğdum, yine aynı yerde büyüdüm. O zamanlar içinde bulunduğum toplumun tüm bireylerinin yaşadıkları evlerin arka tarafında hizmetçilerin oturması için yapılmış olan daha küçük bölmeler vardı. Bizim, evimizin hemen arkasında da, hizmetçi odası oalarak düşünülerek inşa edilmiş, böylesine küçük bir bölme vardı. Ancak, bu küçük odada sürekli yaşayan bir hizmetçimiz yoktu. Evimizde çalışan ve gündelik ev işlerimizi yapan kızlar doğal olarak bizlerle birlikte yaşıyordu. Onlar, gerektiği zamanlarda, bu küçük odaya giderek üniformalarını değiştiriyorlar, sigara içiyorlar, ya da kendilerine tümüyle yasaklanmış olan cini gizli gizli yudumluyorlar, birbirleriyle sohbet ediyorlardı. Sözkonusu odayı, kendini hep gizli tutan, tutmak zorunda olan bir “diğeri”nin ya da “öteki”nin evi olarak hayal ediyordum. “Öteki” olarak düşlediğim bu gizli kişi, sadece bir çocuk olan bana ve yaşamıma çok önemli bağlarla bağlıydı. Örneğin, beni içine fındık ezmesi sürülmüş sandviçlerle besliyordu. Tüm söylediklerimi de can kulağıyla dinliyordu. Ama, o, benden daima uzaktı, ayrıydı ve gizliydi. Evimizin arkasındaki küçük hizmetçi odası ve o odanın temsil ettiği “ötekilik” olgusu, yazmaya başladığım zaman, eserlerimin temelini, merkezini oluşturan bir imge oldu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;No Marble Angels (Mermerden Melekler Yok) adlı öykü seçkimin aynı adı taşıyan birinci öyküsünde 25 yıl boyunca bir beyaz aile için çalışmış olan siyah bir kadının dramı anlatılmaktadır. Bu kadın günün birinde, sokakta, bıçaklanmış olarak bulunmuş ve hastaneye kaldırılmıştır. Kadını hastanede sadece tek bir kişi ziyaret etmektedir. O da evinde çalıştığı ailenin uzaktan kuzeni olan genç bir kızdır. Aslında, zenci kadın eline doğan bu kızı aile içinde büyüten kişidir. Öte yandan, ailenin diğer tüm bireylerinin düşündükleri ve merak ettikleri tek konu, sadece ve sadece, zenci kadının hangi yanlış davranışı nedeniyle bıçaklandığıdır. İşte, ailenin genç kuzeni, Shannon’un zenci hizmetçi Rheba’nın dünyasına yaptığı böylesi bir yolculuk öykü seçkimdeki diğer öykülerimin de çerçevesini çizmektedir. Kitaptaki öykülerimin çoğu 1950’lerin ve 60’ların Amerika’sında, A.B.D.’nin Güney Bölgelerinde geçmektedir. Bu dönem A.B.D.’de karmaşanın hakim olduğu bir dönemdir. Yine bu dönem, beyazlarla siyahların tarihin ve kanunların oluşturduğu engellerin, sınırların iki yanından gözlerini kısarak birbirlerine baktıkları ve birbirlerine göz süzdükleri karmaşık bir dönemdir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bugün çok yol alınmış olmasına rağmen, ayrımcılık hala milli dramlarımızdan biri olmaya devam etmektedir. Hayatım boyunca alınan bu mesafenin boyutlarını hep gözlemiş ve izlemişimdir. Sınıflandırmaya ve ayrımcılığa yönelik kanunların kaldırılması A.B.D. toplumunun büyük ölçüde güçlenmesine olanak sağladı. Ancak, hala katedilecek çok yol var. Bir yazar olarak, yıllardır, insanlar arasındaki, ırk, cins, yaş, dünyaya farklı bakış açıları gibi nedenlerden kaynaklanan uzaklığın azalması, giderek kapanması konularına hep ilgi duymuşumdur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çocukluk döneminden yetişkinliğime kadar uzanan zaman diliminde, beni en çok etkileyen kitaplardan birisi de, bir başka Teksas’lı yazar tarafından yazılmıştı. A.B.D.’nin Güney bölgelerinde yaşayan bir siyah insan olmanın ne anlama geldiğini çözebilmek amacıyla kendi derisinin rengini isteyerek değiştiren sözkonusu yazarın adı John Howard Griffin’di. Onun bu deneyimini gerçekleştirdiği yıllar ise ırkçı kanun ve kuralların hangi insanın nereden su içeceğini ya da hangi duraktan otobüse bineceğini, otobüste nereye oturacağını, otellerde hangi banyo ya da tuvaleti kullanacağını belirlediği o karmaşık döneme rast gelmekteydi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;John Howard Griffin tarafından yazılmış olan Black Like Me (Benim Gibi Siyah) adlı bu kitap ben henüz küçük bir öğrenciyken yayınlanmıştı. Yayınlanır yayınlanmaz mı okudum, yoksa, bir kaç yıl sonra mı, hatırlayamıyorum. Ama, okuduktan sonra, kitabın sergilediği bu karmaşık sorun, beynimde giderek artan sorulara ve içimde büyüyen duygulara bir ayna tuttu. Zihnimdeki soruların tümü de insanlığın içinde bulunduğu durumla ilgili sorulardı: ben kimim? Ben olmayan, benden farklı olan karşımdaki kişi kim?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Belirli bir süre boyunca bu soruların hep politik sorular olduğunu düşündüm. Bu nedenle de gençliğimin büyük bir bölümünü vatandaşlık hakları konusunu sorgulamakla geçirdim. Ailemle, arkadaşlarımla tartıştım. Görüşlerime karşıt olan herkesi değişmez katı kuralları olan birisi olarak kabul ettim ve kendi dışıma ittim. Sonunda da Teksas’tan ayrıldım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şöyle düşünüyordum: karşıt duran kişi politikanın dışında kaldığı sürece, ben de kendimi ondan ayrı tutabilecektim. A.B.D.’nin kuzeydoğu bölgesinde yaşayan bir gazeteci olarak gerçekleri, istatistikleri, toplumda bulunan farklı görüş açılarını toplamaya, biriktirmeye başladım. Sorulara yanıtlar aradım. Ayrımcılık ve ayrımcılığa engel olmanın yollarıyla ve A.B.D.’deki kurumların entegrasyonu konularıyla ilgili makaleler yazdım. Bu arada yazmak istedigim öyküler de zihnimde bir araya geliyorlardı. Bu öyküler gerçeklerin, kişilerin ve toplum kuramının içinde yer almayan türden öykülerdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kendimce bir yolculuk başlatmıştım. Ancak yolculuğumu derimin rengini değiştirerek değil, içsel deneyimlerimi dışarıya yansıtabilmek için öyküler, romanlar üreterek başlatmıştım. Yazdıklarım artık gazete yazıları olmaktan uzaklaşıyordu. Yazılarım giderek daha bireysel ve yürekten olmaya, nesnellikten öznelliğe doğru dönüşüm geçirmeye başladı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yazma alnında beni ilgilendirmeye devam etmekte olan şeylerden birisi de bireyin yüreğinde gizli kalmış olan karanlık noktalardır. Bu noktalar öyle yerlerdedir ki, bizlerin birbirimizi görmemizi engeller. Kişinin kendisiyle “öteki” arasında bulunan mesafeyi, zaman zaman, ırk, yaş, cinsiyet, zaman zaman da ülkeler belirler. Ben insanların önce köprüleri oluşturmalarıyla, daha sonra ise bu köprüleri birer birer nasıl yıktıklarıyla ilgilenirim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çokkültürlü olan bir toplum, eğer vatandaşlarını birbirine bağlayan insan ruhunun farkına varırsa, bireylerinin arasındaki kültürel farklılıklara değer verirse, işte o zaman, o çokkültürlü toplum daha da ilerler, gelişir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çokkültürlülük Uluslararası P.E.N.’in en temel değerlerinden birisidir. Uluslararası P.E.N.’in 101 ülkede 144 Merkezi bulunmaktadır. Uluslararası P.E.N. kendisini ırk, sınıf ve milli nefretleri etkisiz hale getirmeye vakfetmiştir. Barış içinde yaşayan, tek vucut bir insanlığı oluşturma çabasındadır. PEN aynı zamanda ifade özgürlüğünü de savunmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Edebiyat, biz yazarlar için ifade özgürlüğünün savunulması için en uygun ortamdır. Bilindiği üzere, edebiyatın kültürler arasında köprüler oluşturma gibi önemli bir görevi vardır. Bizler çoğunlukla farklı bir kültür hakkındaki ilk izlenimlerimizi okuyarak ediniriz. Düş gücümüzle bir yazarın imgelerini, betimlediği sahneleri, yarattığı kişileri, öncelikle algılarız. Sonra da, bütün bunlardan bilgiler edinir, zekamızı geliştirir, deneyimlerimizi zenginleştiririz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Öykülerimdeki kişilerin çoğu kim olduklarını ortaya çıkarmak için çabalamaktadırlar. Başka bir insana ulaşabilmek için hapsoldukları kendi içlerinden dışarıya çıkmaya çalışmaktadırlar. Benim öykü kişilerim kendi evlerinin arkasında yer alan, “öteki”nin yaşadığı karanlık, içki kokan, küflü o küçük bölmeye girmeye, o hizmetçi odasını kendilerine ait bir yer haline getirmeye çalışmaktadırlar. Sanırım, bizler de o küçük bölmeye girmeli, gölgeleri yok etmeli, perdeleri kaldırmalı, pencereleri açmalı, “öteki”nin yüzünde bizim kendi yüzümüzün yansımalarını da görmeliyiz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#666666;"&gt;&lt;em&gt;(İngilizce’den Türkçe’ye çeviren Aysu ERDEN)&lt;/em&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5698788499091376183-713123558914396704?l=edebiyatcilardernegi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5698788499091376183/posts/default/713123558914396704'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5698788499091376183/posts/default/713123558914396704'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://edebiyatcilardernegi.blogspot.com/2007/06/joanne-leedom-ackermannin-yk.html' title='JOANNE LEEDOM-ACKERMANN&apos;IN ANKARA ÖYKÜ GÜNLERİNDEKİ KONUŞMASI'/><author><name>Edebiyatçılar Derneği</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://bp0.blogger.com/_aBNZOrg6mDE/RnKmA0y55ZI/AAAAAAAAAAM/WIA_CpT-fmA/s72-c/11Oykufoto.jpg' height='72' width='72'/></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5698788499091376183.post-1867136485449131973</id><published>2007-05-29T07:23:00.000-07:00</published><updated>2007-06-15T08:31:54.757-07:00</updated><title type='text'>EDEBİYAT VE MÜDAHALE</title><content type='html'>&lt;div&gt;&lt;em&gt;Varlık dergisi, Nisan 2007, sayı: 1195&lt;br /&gt;&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;EDEBİYATIN “KENDİSİ” BİR MÜDAHALEDİR!&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;a href="http://bp1.blogger.com/_aBNZOrg6mDE/RnKwcEy55eI/AAAAAAAAAA0/YYr96Ix-0IU/s1600-h/baÅkanfoto.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5076313726370047458" style="WIDTH: 166px; CURSOR: hand; HEIGHT: 250px" height="287" alt="" src="http://bp1.blogger.com/_aBNZOrg6mDE/RnKwcEy55eI/AAAAAAAAAA0/YYr96Ix-0IU/s320/ba%C5%9Fkanfoto.jpg" width="182" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#990000;"&gt;&lt;strong&gt;Gökhan Cengizhan&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;span style="color:#666666;"&gt;Edebiyatçılar Derneği&lt;br /&gt;Genel Başkanı&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="color:#663300;"&gt;Günümüz “siyasal atmosfer”inin, kültür sanat insanlarını da, “harekete geçmeye”, “aktif tutum almaya” ve benzeri operasyonel pratiklere zorladığı savı doğruysa da, bu operasyonel tavır ve tepkilerden öte, tartışmamız gereken daha zorunlu sorunlarımız olduğu kanısındayım. Edebiyat/siyaset ilişkisini kabasından tartışmak gibi!.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Öncelikle, “edebiyatçıların kamusal olana müdahalesi”nden ne anlıyoruz? Benim anladığım, edebiyatın “kendisi”nin bir müdahale olduğudur; dolayısıyla, edebiyatçı da, olup biten her şeye müdahildir. Daha kestirmesi, kamusal olana, siyasal olana, “nasıl müdahale etmeli?” sorusu, edebiyatın kendi sorusu değildir, çünkü edebiyatın kendisi “nasıl”a geçerli bir yanıttır. “Ne yapmalı?”yı, her edebiyatçı, yazdığı zeminde kendince yanıtlar. Daha başka “nasıl”ın yolu yöntemi, edebiyatın asli zemininin dışında bir arayışa tekabül eder.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Özeti, edebiyatçıların kamusal olana müdahalesi, edebiyatın kendi “olanak”larıyla, dün de, bugün de gündemde olan, hiç eskimeyen bir üretim düzeyidir; edebiyat, kendi mecrasında, kamusal olana, siyasal olana müdahaleyi sürdürüyor. Her şiir, her öykü, her roman, doğrudan bir müdahaledir, zaten.. Edebiyatın, tek müdahale biçimi vardır, o da dilidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Daha önce, defalarca yaptığım bir saptamayı yinelemekte sakınca görmüyorum: Çoğu kez, edebiyatçının somut yaşantısıyla estetik yaşantısı birbirine karıştırılıyor. Bu iki tür “yaşantı” arasındaki çelişkilere bir açıklık getirilmek isteniyor. Edebiyatçı’dan, somut ve estetik yaşantısıyla bir örnek olma zorundalığı bekleniyor. İlkin şu basit soruyu sormalıyız, kendimize: Edebiyatçı, somut bir özne’dir, diyebilir miyiz? Edebiyatçı, bir memur, bir işçi, bir öğretmen, bir mühendis, hatta bir parti başkanı olabilir! Böyle bir öznenin edebiyatçı olarak faaliyeti soyut bir nitelik taşır; bu yüzden de edebiyatçı, estetik üretimi nedeniyle soyutlanabilen “kategorik” bir özne’dir. Edebiyatçı özne, “memur”, “işçi”, “öğretmen”, “mühendis”, hatta “parti başkanı” kimliğiyle kamusal alanın içindedir; “yazar” kimliğiyle de, kamusal alanın dışındadır. Edebiyatçıyı, kendini bilerek dışlaştırdığı kamusal alana, üstelik gündelik politika üretmek adına yeniden çağırmak, ne kertede doğrudur?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yukarıda saydığım mesleki kimliklerimizle, kamusal olana müdahale etmekle yükümlüyüz, birer yurttaş olarak!. Bu müdahaleyi, somut yaşantı alanımızda yapamıyorsak, estetik yaşantı alanımızda nasıl yapacağız? Parti’lerde, Sendika’larda, Oda’larda politika üretmiyorsak, her anlamda örgütten ve örgütlenmeden kaçıyorsak, elbette bu bir eksikliktir ve bu eksikliği edebiyat kapatamaz!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Edebiyatın, kamusal alanda “manevra kabiliyeti” olabilir mi? Lütfen, iyi düşünelim.. Siyasal gündemin gerçek aktörlerince üretilen “manevra” biçimlerine bir göz attığımızda, şunlar belirtilebilir: Siyaseten “doğru”yu temsil ettiğini savlayan taraf, diğer tarafın “yanlış”ı temsil ettiğini savlar. Bu yolla, “doğru”nun “yanlış”la mücadelesi üzerine sayısız tez ve argüman çoğaltılabilir. Edebiyatın görevi, bu tez ve argümanlardan birine “taraf” olmak değildir. Bizler, edebiyatın görevinin, insanımıza doğru veya yanlış olarak duyurulan şeyleri sorgulamak olduğuna inanırız. Edebiyat yoluyla gerçeği aramak, ama bunu yaparken, politik pratiğin tersine, gerçeği mutlak bir biçimde bulduğumuzu hiçbir koşulda iddia etmemek.. Günümüzde, iki laf arasında zikredilen edebi tavır ve duruş bu olmalıdır. Edebi dilimizle, hiçbir hazır “yanıt”ın bulunmadığını, daha açığı, “yanıt”ların “soru”lardan daha kolay bulunabileceğini, ama “yanıt”ların “soru”lardan daha güvenilir ve emin olmadıklarını söyleyebiliriz. Ve bunu, ancak bizler, edebiyatçılar, üstümüze vazife görebiliriz!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eğer politika, dünyaya ve hayata dair bir “yanıt”sa, edebiyat da bir “soru”dur. Bizleri, edebiyat üretmeye sevk eden biricik güç, belki de içten içe kuvvet, edebiyatın, herhangi bir “saf”ta yer almayı olanaksız kılan benzersizliğidir. Daha yerinde bir ifadeyle, o benzersiz dilidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bütün dillerin hızla kirletildiği bir çağda, ancak edebiyatın diline sığınabiliriz. Edebiyat, olup biten her şey hakkında, olabilecek her biçimde söz alan tüm sesleri duyabileceğimiz tek “metin”dir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ülke sorunları üzerine tavır koyan çok sayıda siyasal örgüt, yapı ve kadro buluyor; edebiyat, bu tür örgüt, yapı ve kadroların, doğrudan içinde yaşadığımız dünyayı ve hayatı etkileyen eylemlerinin, dahası dillerinin eleştirisiyle yükümlüdür. Edebiyat, her düzeyde kullandığımız anonim dilin, adına edebiyat denilen bir “üst dil”le eleştirisidir. Öncelikle, bu asgari müşterekte birleşmeye ne dersiniz?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hal böyleyken, edebiyatçıdan, bildik anlamda siyasal değil, tam tersine, bilinen anlamıyla siyasete müdahale edebilecek bir yaklaşım beklenmelidir. Ülke sorunlarının ağırlığı ne düzeyde olursa olsun, “siyasal tavırlar öncelikle yazar örgütleri bünyesinde mi alınmalı?” gibi bir soruya hiç muhatap olmamayı tercih ederdim. Ancak, darda kalınarak sorulan bir soru, tüm zamanları kapsayan bir yanıtı vermeyi zorunlu kılıyor, kuşkusuz: Edebiyat, politika adına vesayet kullanamaz. Asla!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eğer edebiyat, gündelik politikanın araç ve gereçleriyle, söz ve tavır alacaksa, kendi kendini “tasfiye” ediyor demektir. Bu makus talihi mi arzu ediyor ve bekliyoruz? Söylemek bile fazla, siyasal tavırlar, yazar örgütleri bünyesinde alınamaz, çok çıplak bir gerekçeyle; siyasal tavır alma biçimleri, edebiyatın doğasına ve karakterine aykırıdır!. Ek olarak, ister sağ’da ister sol’da yer alsın, herhangi bir yazar örgütünün “siyasal gündeme etkisi”, kendisi siyaset üreterek değil, günübirlik üretilen siyasetin eleştirisi üzerinden olabilir. Özeti, edebiyatçının toplumsal dinamikler tarafından beklenen tavrı, “düz” anlamda siyasal değil, “kendisi için” siyasal olan edebi tavrıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Edebiyatçılar Derneği olarak, bütün bu sorunlarımızı tartışabileceğimiz “samimi” toplantılara hemen varız. Daha da fazlasına açığız! Ancak, bu toplantıların, yukarda belirttiğim “özgül” sorunları öteleyerek, dahası siyasal tavrı önceleyerek düzenlenmesinin bize hiçbir çıkar sağlamayacağına inanıyorum. Tamam, “çeşitlenen siyasal konumların detaylarını askıya alalım”, “asgari müşterekleri öne çıkaralım”, “uygarca yan yana gelelim,” kabul.. Ama, edebiyatçıların kamusal olana müdahalesinin siyaseten yararlı biçimleri üzerinden bir gündem oluşturulacaksa, böylesi toplantıların, çok kısa bir zamanda, emek ve zaman kaybıyla sonuçlanacağını peşinen söyleyebilirim. Tek bir nedenle; toplantı süreçlerinde, önünde sonunda, siyasal tercihlerden vazgeçilmediği, tam tersine, bu tercihler giderek baskın bir hal aldığı için.. Ayrıca, beklenilen geniş katılımların, sorunu daha da çoğalttığı, “asgari müşterekler” de bile ayrışmaya neden olduğu açık.. Kendi payıma, sayısız bağımsız inisiyatif oluşturma, nihayetinde sonuçlandıramama deneyimi yaşadım. Böylesi inisiyatiflerde, şapkadan kolayca tavşan çıkmayacağını bilenlerdenim. Sonuçta, iyi niyetlerle kurulan bir inisiyatifin bileşenlerinin, salt dayatılan siyasal tercihler nedeniyle, kalanlar ve gidenler olarak bölündüğüne, gitgide küçüldüğüne tanık olduğumu söyleyebilirim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ülkemizdeki siyasal partiler, aydın sanatçı kadroları bünyelerinde istihdam etmek anlamında, neden yeterince güçlü değiller, hiç düşündünüz mü? Aydın sanatçılardan, parti tüzük ve talimatları çerçevesinde üretilen politikaların koşulsuz desteği istendiği için, olabilir mi? Benimki, yargı değil, yalnızca bir soru.. Üstelik bu soruyu, vakti zamanında sol bir partinin milletvekilliği adaylığını kabul etmiş bir meslektaşınız olarak soruyorum. Siyasal parti, elbette ve hiç kuşkusuz politika üretir, dahası iktidarı hedefler; ancak, üretilen ve hedeflenen politikanın tezahürleri, insani ve vicdani açılardan, bizzat o partinin aydın sanatçısı tarafından “kıyasıya” eleştirilmelidir. Değilse, partili aydın sanatçının, üretilen politik dili edebi dile tercüme etmesiyle yetinilecektir. Ülkemizdeki sanat/siyaset ilişkisi, ne yazık ki bu sorunu göğüsleyemiyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yukarıdaki paragrafı yazmamın bir nedeni de şu: İnisiyatif oluşturma çabalarında, herhangi bir sol partili veya parti eğiliminde edebiyatçı arkadaşımızla bir araya geliyoruz. Diyelim, Komünist partili, İşçi partili, Emek partili edebiyatçı arkadaşımız, doğrudan parti çalışmalarında, politik kimliğini yaşantılayacaktır, bu onun sorunudur, ancak bağımsız inisiyatif içinde, partililik bağını unutacaktır. Değilse, inisiyatife “taşınan” parti bağı, bütün tartışmalarda söz ve tavır alacaktır. Üzülerek söylüyorum, henüz bu sorun da, aklı selimle aşılamamıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hrant Dink’in öldürülmesinin ardından siyasal atmosferin hayli görünür bir nitelik kazandığını, belirtiyorsunuz. Belki, nitelikten öte, boz bulanıklık söz konusu.. Bütün değerlerimizin altüst olduğu bir dönemden geçiyoruz. Şiddet olgusu günümüzde, tüm “sanal” imgeleriyle, bilgisayarlarımıza, dolayısıyla odalarımıza kadar girdi. Şiddet’in, daha doğrusu kaba güç kullanımının, eğlenceye ve tüketime dönüştüğü bir toplumda yaşıyoruz; şiddet, sürekli bir anomi olarak üretiliyor. Popüler kültürde çok yaygın imgelere sahip olan şiddet olgusu, her türlü yazılı/görsel metinde, birer eğlence ve tüketim aracı olarak kullanılabiliyor. Bu yüzden şiddet artık başıboştur ve kurbanın, belki bir sonraki kurbanın kim olacağının fazlaca bir önemi yoktur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şiddet olgusu, siyasal niyet doğrultusunda, “haklı” ve “haksız” şiddet diye, ikiye de ayrılabiliyor. Tarihte örneği çoktur, bu durumun.. Ülkemizin yakın tarihinden örnek vermek de mümkün.. Böyle bir durumda, kimin kime şiddet uyguladığı temelinde, öldürme eylemi de olumlanabiliyor. Oysa, dağda veya sokak ortasında cana kıymak arasında, hiçbir “fark” bulunmuyor. Terör de suçtur, suikast de, yumurta atmak da!. Edebiyat etiği ve ahlakı açısından, şiddet kurbanının, “doğru” safı mı, “yanlış” safı mı temsil ettiğini, kurbanın kimliği üzerinden tartışmanın, hiçbir anlamı olamaz. Neye bağlanırsa bağlansın, her türlü şiddet, her durumda haksızdır; her türlü güç kullanmak, her durumda yanlıştır. Değilse, saldırganlığı, yıkıcılığı, kaba kuvveti yasallaştırmanın sonsuz olanaklarına müdahale edilemez. Bir insanın, acımasızca ve alçakça öldürülüşü de, bu sayede normalleşebilir. Şiddeti uygulayanlar, niyetlerini ve hedeflerini, kendi politikaları doğrultusunda, diledikleri gibi “mistifiye” edebilirler. Oysa edebiyat, kökeni, rengi, ırkı, dili, dini ne olursa olsun, insan’dan, onun yaşama hakkından yanı tavır almalıdır. Has edebiyatın ve has edebiyatçının tavrı, bu olmalıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşte size, edebiyatçının kamusal olanla mücadelesinin ilk gündem maddeleri.. Bu sürece yazılı kültürün müdahalesi “nasıl” olmalı? Şiddetin toplumsal dili, edebiyatın karşı diliyle ”nasıl” kırılmalı? Nasılları artırmak olası.. Ve bütün bunları, hiçbir görünür “saf”ta yer almadan, hiçbir hazır “yanıt”a eklemlenmeden, edebiyatın kendi özgül zemininde, kendi özgül diliyle tartışabilmeliyiz. Ortalık yerde sırıtan bu kamusal görünüme estetik müdahaleye, öncelikle, kendimizle yüzleşmekle, daha yerinde bir ifadeyle de, kendimize ayna tutmakla başlamalı.. Olup biten her şeyi, kendi alanımızda kalarak sorgulayalım. Lütfen, üstümüze vesayet almayalım!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu çerçevede, “ne yapmalı?”da, “nasıl bir edebiyat yapmalı?”ya dönüştürülebilir, rahatlıkla.. Olacaksa eğer, toplantılarımızın, hatta atölyelerimizin, öncelikli gündem maddesi, bu olsun! Savaşın, şiddetin, cinayetin, linçin, zulmün olmadığı bir dünyaya duyduğumuz inancı, hasreti, tercüme değil, asli yazımızla dile getirelim; barış içinde bir arada yaşama kültürünü tehdit eden her türlü girişime, insan hayatı ve insan onuru adına karşı çıkmanın, etik ve ahlaki olanaklarını çoğaltalım. Bu toplantılarda, estetik müdahalenin ipuçlarını ortaya çıkaralım. Ne tür yazılar, siyasal gündeme olumlu anlamda etki edebilir, örneğin, ortalama insanımızın şiddet algısını olumlu anlamda dönüştürebilir, bütün bunları ürün düzeyinde düşünelim ve en önemlisi, ortak paydalarımızı belirleyelim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dosya kapsamında, bağlı bulunduğum yazar örgütünün kamusal olana müdahale konusundaki yaklaşımını soruyorsunuz, şu ana kadarki çalışmalarını değerlendirmemi, gelecek için tasarılarını sunmamı, üstlendiği rolü anlatmamı istiyorsunuz. Sayfalarca belirttiklerim, Edebiyatçılar Derneği dahil tüm yazar örgütlenmeleri için, haydi haydi geçerlidir. Bu arada, yazar örgütünde siyasal tavır da arıyorsunuz ve bu arayışınızla, hep açık bir yaraya parmağınızı bastırıyorsunuz. Öyleyse, bir dokundunuz, bin işitin bakalım!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1100 üyelik bir birikime dayanan Edebiyatçılar Derneği’nde, çok geniş bir skalada, sol’un her çizgisinden –komünist’inden sosyal demokrat’ına, Kemalist’inden ulusalcı’sına, v. b.- üyemiz yer alıyor. Öncelikli sorun, tüm bu üyeleri, yukarda anlatmaya çalıştığım ortak paydada birleştirmek, daha alçakgönüllü yazarsak, bir arada tutmak.. Ortak payda için aradığımız değerlerin, öncelikle insan hayatı ve insan onuru olduğunu, yukarda ve burada, altını çizerek bir kez daha belirtiyorum. Bu değerlerin saldırı altında oluşu, yeterince ortak bir paydadır, kanısındayım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Edebiyatçılar Derneği’nin, yaşanılan tarihe, yaşanılan topluma müdahale etmek anlamında bir işlevinin olduğu açık.. Ancak müdahale, kültürel, sanatsal, edebi bir “zemin”den yapılmalı; hiçbir fark ve ayrım ortaya koymadan, politik yapıların bilinen anlayışlarıyla, alışıldık yöntemleriyle, tercihli diliyle kendini ilişkilendirmesi beklenmemeli, bir yazar örgütünden.. Hepimize yakışan, öncelikle kendi varoluş alanımızı, gerektiği gibi tanımladığımız estetik/ideolojik bir tavırla, bağımsız bir çizgide “özgürleştirmek” olmalı.. Bu konuda üstlenilecek çabaların, uca bucağı görünmüyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ancak, örgütlü veya örgütsüz her edebiyatçı, kendini sorunun bir parçası olarak görmeli.. Yoksa, örgüt yöneticilerinin üyeler adına sorumluluk almalarıyla, üyelerin bütününü kapsadığı varsayılan temsil yetenekleriyle, tüm bu sorunlar kısa vadede çözülmüyor, ne yazık ki..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Özgürlüklerimiz için bir örgüt ne kadar gerekli, ne denli sahip çıkıyoruz, ne ölçüde katkı sağlıyoruz? Yöneticilik hayatım, kısaca özetlemeye çalıştığım örgütlülük bilincini, dernek üyesi arkadaşlarla paylaşmak kaygısıyla geçip gidiyor. Halen, bir arpa boyu yol aldığımızı, açık yüreklilikle itiraf etmeliyim. Son dönemde, ilkin ve öncelikle, örgüt içi demokratik karar mekanizmalarına bir işlerlik kazandırmak çabası içindeyiz. Külfetli ama gerekli bir çaba.. Adına, her nasılsa “ortak” denilen kurumsal bir basın açıklaması yapmanın yolu yöntemi bile, tüm üyeleri konuyla ilgili bilgilendirmeyi gerektiriyor. Günümüzde, özellikle internet ortamında iletişim olanakları alabildiğine arttı, bu olanağı kullanmak açısından, çok ciddi bir çabamız var. Yaklaşık, 600 üyemizle, e-posta adresleri üzerinden günübirlik iletişim halindeyiz. Böylece, ivedilikle yapılması gereken basın duyurularının, işbilir yöneticiler eliyle kotarılmasının sakıncalarını üyelerimize açıklayabiliyoruz. Ortak paydayı, olabildiğince çok sayıda üyenin katılımıyla acilen oluşturmanın, başkaca bir usul ve erkanı, şimdilik yok! Temsil de, yetki de, örgüt içi demokratik karar mekanizmalarına bir “işlerlik” kazandırmakla olanaklı..Anlayacağınız, edebiyatçıların kamusal olana müdahalesi, öncelikle, edebiyatçıların kendilerine müdahalesiyle başlamalı.. İşte size, ikincil, üçüncül gündem maddeleri..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu yazı, her ne kadar, ”meli”, “malı, “dır, “dir” gibi kesinlikli bir üslupla yazıldığı izlenimi verse de, aslında, satır aralarında konuşmayı yeğledi; derdini, noktalama imleriyle vurgulamayı tercih etti. Umarım, bu çaba dikkate alınacaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bitirirken, bu metni, Edebiyatçılar Derneği genel başkanı kimliğimle, ama eleştirmen Gökhan Cengizhan olarak yazdığımı belirtmeliyim. Yarın, bir örgüt “yönetici”si olmayabilirim, ama hep bir “edebiyatçı” olarak kalacağım.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5698788499091376183-1867136485449131973?l=edebiyatcilardernegi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5698788499091376183/posts/default/1867136485449131973'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5698788499091376183/posts/default/1867136485449131973'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://edebiyatcilardernegi.blogspot.com/2007/05/edebiyat-ve-mdahale.html' title='EDEBİYAT VE MÜDAHALE'/><author><name>Edebiyatçılar Derneği</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://bp1.blogger.com/_aBNZOrg6mDE/RnKwcEy55eI/AAAAAAAAAA0/YYr96Ix-0IU/s72-c/ba%C5%9Fkanfoto.jpg' height='72' width='72'/></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5698788499091376183.post-5837030614450269626</id><published>2007-03-19T11:44:00.000-07:00</published><updated>2007-03-19T11:47:29.060-07:00</updated><title type='text'>YENİ ÖDENTİMİZ 60 YTL</title><content type='html'>&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;TÜZÜK DEĞİŞİKLİĞİ&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#993399;"&gt;Edebiyatçılar Derneği’nin 14. Olağan Genel Kurul’unda yapılan tüzük değişikliğiyle, üyelik ödentisi, yıllık 60 (altmış) Yeni Türk Lirası’na çıkarılmıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yöneticileri ve üyeleri arasında sağlıklı bir iletişimin olduğu, kamuoyunda etkili ve çalışkan bir dernek, ancak parasal kaynakları güçlü bir dernek yapısıyla söz konusu olabilir. Böyle bir yapıyı oluşturmak için, birincil ve en önemli kaynak da, üyelik ödentileridir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bütün dernekler gibi, Edebiyatçılar Derneği’nin de asli geliri üyelik ödentilerine dayanıyor. Dernek çalışmalarında kaynak yaratmak, öncelikle üyelik ödentileriyle olanaklı.  Ayrıca yasal zorunluluk gereği, üyeliğin sürebilmesi için, ödentilerin aksatılmadan ödenmesi gerekiyor. Dernek tüzüğü, ödenti konusunu, “3 ay sureyle aidat ödemeyenler üyelikten çıkarılır” şeklinde hükme bağlıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu çerçevede, bugüne dek ödemelerini geciktiren üyelerimizin, bu yılki (60 ytl) ve varsa daha önceki yıllardan borçlarını ödemelerini önemle rica ediyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;&lt;strong&gt;Üyelerimiz, ödenti borçlarıyla ilgili bilgiyi, 0312 434 46 65 nolu telefondan ve edebiyat@edebiyatcilardernegi.org.tr adresinden öğrenebilirler.&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;Edebiyatçılar Derneği posta çeki hesap no: 103173&lt;br /&gt;Edebiyatçılar Derneği banka hesap no:&lt;br /&gt;T. C. Ziraat Bankası Bulvar / Ankara Şubesi: 34537778&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5698788499091376183-5837030614450269626?l=edebiyatcilardernegi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://edebiyatcilardernegi.blogspot.com/feeds/5837030614450269626/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5698788499091376183&amp;postID=5837030614450269626' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5698788499091376183/posts/default/5837030614450269626'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5698788499091376183/posts/default/5837030614450269626'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://edebiyatcilardernegi.blogspot.com/2007/03/yeni-dentimiz-60-ytl.html' title='YENİ ÖDENTİMİZ 60 YTL'/><author><name>Edebiyatçılar Derneği</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5698788499091376183.post-1708080207211314009</id><published>2007-03-17T11:19:00.000-07:00</published><updated>2007-03-17T11:38:03.772-07:00</updated><title type='text'>EDEBİYATÇILAR DERNEĞİ YÖNETİM KURULU</title><content type='html'>&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#666600;"&gt;&lt;span style="color:#003300;"&gt;&lt;em&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;YÜRÜTME KURULU&lt;/span&gt;&lt;/em&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;GÖKHAN CENGİZHAN&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;Genel Başkan&lt;/span&gt;&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;AYSU ERDEN&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;Genel Başkan Yardımcısı&lt;/span&gt;&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;REMZİ ÖZMEN&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;Genel Sekreter&lt;/span&gt;&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;YAŞAR BODUR&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;Genel Sekreter Yardımcısı&lt;/span&gt;&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;YÜCEL KAYIRAN&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;Genel Sekreter Yardımcısı&lt;/span&gt;&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;GÜLAY TALASLI&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;Genel Sekreter Yardımcısı&lt;/span&gt;&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;TEKGÜL ARI&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;em&gt;Genel Sayman&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#666600;"&gt;&lt;strong&gt;GENEL YÖNETİM KURULU (Asil)&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;1- METİN TURAN, &lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;2- ÖZGEN SEÇKİN, &lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;3- SELMA AĞABEYOĞLU, 4- AYDIN ŞİMŞEK,&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;5- MELTEM ARIKAN, &lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;6- HASİBE AYTEN, 7- ÇİĞDEM ÜLKER, 8- SİNAN ONUŞ,&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;9- ŞABAN AKBABA (Bursa), &lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;10- İSMAİL BOZKURT (KKTC),&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;11- FERDA AKINCI İZBUDAK (İzmir), &lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;12- AYÇA NİLÜFER BİLGİN,&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;13- ZEHRA ÇAM (Eskişehir), &lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;14- KORAY İNCİTMEZ,&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;15- SEMA ŞEBNEM TUNCEL (Adana), &lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;16 CEM ERDEVECİLER&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;span style="color:#666600;"&gt;&lt;em&gt;&lt;strong&gt;GENEL YÖNETİM KURULU (Yedek)&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/em&gt;&lt;/span&gt;1- KADİR AYDEMİR, 2- ÖMER EDİP YORAZ, 3- ZEYNEP KURADA,&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;4- MİNE HOŞCAN BİLGE, &lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;5- ERHAN PINARBAŞI&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#666600;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;em&gt;DENETLEME KURULU (Asil)&lt;/em&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;1- GÜNAY GÜNER, &lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;2- NURHAYAT BEZGİN, &lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;3- HAYDAR ÜNAL&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#666600;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;em&gt;DENETLEME KURULU (Yedek)&lt;/em&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;1- YAHYA TÜRKELİ, &lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;2- NEŞE ERSOY, &lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;3- K. TAHİR SAPAZ&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#666600;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;em&gt;ONUR KURULU (Asil)&lt;/em&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;1- MUSTAFA ŞERİF ONARAN, 2- ÇETİN ÖNER, &lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;3- NEDRET GÜRCAN &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:85%;color:#666600;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;em&gt;ONUR KURUL (Yedek)&lt;/em&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;1- GÜLAY ARIKAN, &lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;2- NURİ AKSAKAL, &lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;3- ORHAN AYDIN&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5698788499091376183-1708080207211314009?l=edebiyatcilardernegi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://edebiyatcilardernegi.blogspot.com/feeds/1708080207211314009/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5698788499091376183&amp;postID=1708080207211314009' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5698788499091376183/posts/default/1708080207211314009'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5698788499091376183/posts/default/1708080207211314009'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://edebiyatcilardernegi.blogspot.com/2007/03/edebiyatilar-dernei-y-n-e-t-i-m-k-d-r-o.html' title='EDEBİYATÇILAR DERNEĞİ YÖNETİM KURULU'/><author><name>Edebiyatçılar Derneği</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5698788499091376183.post-1716874623927805758</id><published>2007-03-09T11:51:00.000-08:00</published><updated>2007-06-19T09:28:39.760-07:00</updated><title type='text'>14. OLAĞAN GENEL KURULUMUZA, GENEL SEKRETER REMZİ ÖZMEN'İN  SUNDUĞU ÇALIŞMA RAPORU</title><content type='html'>&lt;a href="http://bp1.blogger.com/_aBNZOrg6mDE/RngD2ky55fI/AAAAAAAAAA8/S-sX6bJa99o/s1600-h/remfoto.jpg2.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5077812815985239538" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 245px; CURSOR: hand; HEIGHT: 220px" height="276" alt="" src="http://bp1.blogger.com/_aBNZOrg6mDE/RngD2ky55fI/AAAAAAAAAA8/S-sX6bJa99o/s320/remfoto.jpg2.jpg" width="291" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;span style="color:#663366;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-family:times new roman;"&gt;EDEBİYATÇILAR DERNEĞİ'NİN&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;span style="color:#663366;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-family:times new roman;"&gt;6 ŞUBAT 2005 - 4 ŞUBAT 2007&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;span style="color:#663366;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-family:times new roman;"&gt;DÖNEMİ ÇALIŞMA RAPORU &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:times new roman;color:#336666;"&gt;&lt;br /&gt;6 Şubat 2005 tarihinde yapılan 13. Olağan Genel Kurul’da seçilen Genel Yönetim Kurulu ve kendi içinde oluşturduğu Yürütme Kurulu, Genel Kurul sonrası hemen çalışmalarına başlamış, geçmişin birikimlerinden yararlanarak çaba göstermiş, 2 yıl sonra yeniden üyelerimizin karşısına çıkmıştır.&lt;br /&gt;İlk iş olarak, 2004 yılının Temmuz ayında taşındığımız yeni yerimize çeki düzen verilmesi, yeniden düzenlenmesi hedeflenmiş; Dernek bütçesine önemli bir yük getirilmeden eldeki olanaklarla bu gerçekleştirilmiştir. Olanaklar elverdiğince Derneğimize yaraşır daha işlevsel bir Genel Merkez kurulmaya çalışılmıştır. Kullanım alanları yeniden kurgulanmış; özellikle kitaplığımız kullanılır duruma getirilmiştir.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;span style="font-family:times new roman;color:#336666;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;İkinci olarak üyelerimizin Dernekle olan bağlarını güçlendirmek amaçlanmış, bu doğrultuda girişimlerde bulunulmuştur. Bu amaçla, Dernek Bülteni "Haberler" yeniden biçimlendirilmiştir. Yine bu doğrultuda, gelişen teknolojiden daha iyi yararlanabilmek; üyelerimizle ve basınla daha verimli bir iletişim kurabilmek için, bilgisayar donanımımız bir PC, bir Macintosh ve bir tarayıcı ile genişletilmiş; yine bu amaçla "www.edebiyatcilardernegi.org.tr" adıyla kurulu internet sitemiz uzun bir aradan sonra hem içerik hem biçim olarak tümüyle yenilenmiştir.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;Genel Yönetim Kurulumuzun desteğini her zaman yanında bulan Yürütme Kurulu üyelerimiz, kendi işlerinden zaman çalarak, olanaklarını zorlayarak, çabalarını sürdürüp Derneğimizin kurumsallaşması yolunda önemli adımlar atılmasını sağlamıştır.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;Ancak, şu konuyu özellikle vurgulamak gerekir: Derneğimizin kamu kaynaklarından yararlanma olanağı, geçtiğimiz iki yıl için pek de olumlu olmamıştır.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;Bir Dernek yaşamında ortaya çıkabilecek tüm olumsuzluklara karşın, 6 Şubat 2005 - 4 Şubat 2007 arasını kapsayan iki yıllık çalışma dönemi büyük bir yoğunlukla geçmiştir. Edebiyatçılar Derneği'nin bu iki yıllık sürede gerçekleştirdiği etkinlikler, kısa özetleriyle başlıklar halinde değerlendirmenize sunulmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#663366;"&gt;&lt;strong&gt;ANKARA’DAKİ ETKİNLİKLERİMİZ&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;9. Ankara Öykü Günleri&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;9. Ankara Öykü Günleri, Edebiyatçılar Derneği ve İmge Öyküler dergisi işbirliğiyle, 18-22 Mayıs 2005 tarihlerinde gerçekleştirildi.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;Türkiye'nin pek çok yerinden öykü yazarı, eleştirmen, akademisyen, editör ve yayıncıyı bir araya getiren "9. Ankara Öykü Günleri", son yılların en yaygın üretilen edebiyat türü öykü üzerine, gerek kuramsal düzeyde, gerek uygulama düzeyinde bir tartışma ortamı yaratmayı, öykücülüğümüz üzerine eleştirel ve kapsamlı bir değerlendirme yapmayı, öykücülerle öykücüleri, öyküyle okuru buluşturmayı 2005 yılında da sürdürdü.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;60 dolayında yazarın katıldığı Ankara Öykü Günleri, ülkemiz edebiyatı içindeki hemen her eğilimin ve temsilcilerinin, kendilerini özgürce temsil edebildiği, çok sesli, demokratik, bağımsız bir edebiyat etkinliğiydi.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;Üst başlığı, "Çokkültürlülük, Dil Hakları ve Öykü" olarak belirlenen 9. Ankara Öykü Günleri'nin Onur Ödülü, İnci Aral'ındı. Etkinliğin Onur Konukları ise, Uluslararası PFN Çeviri ve Dil Hakları Komitesi Başkanı Kata Kulavkova ile eleştirmen M. Sadık Aslankara’ydı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#663366;"&gt;10. Uluslararası Ankara Öykü Günleri&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;Edebiyatçılar Derneği ve Çankaya Belediyesi işbirliğiyle düzenlenen 10. Uluslararası Ankara Öykü Günleri, 1-5 Haziran 2006 tarihlerinde, Çankaya Belediyesi Çağdaş Sanatlar Merkezi’nde gerçekleştirildi.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;Türkiye’nin pek çok bölgesinden ve yurt dışından öykü yazarı, eleştirmen, akademisyen, editör, yayıncıyı bir araya getiren 10. Uluslararası Ankara Öykü Günleri’nde Onur Ödülü Füruzan’a verildi. Onur konukları ise, Uluslararası PEN Yürütme Kurulu Üyesi Eugene Schoulgin ile eleştirmen-yazar Doğan Hızlan’dı.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;Etkinliğimizin yabancı konukları: Judith Buchrich (Avustralya), Kata Kulavkova (Makedonya), Maria Leontic (Makedonya), Aline Apostolska (Kanada), Kerima Filan (Bosna Hersek), Hammud El Musa (Suriye), Takohiy Makridic (Suriye) oldular.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;"Salim Şengil Öykücülüğü", "Parasız Yatılı 35 Yaşında", "12 Eylül Öyküleri", "Çokkültürlülük, Kültür Mirası ve Kadın Yazarlar" konulu panellerin yapıldığı 10. Uluslararası Ankara Öykü Günleri'nde Fürüzan'ın "Sevda Dolu Bir Yaz" adlı oyunu Devlet Tiyatrosu oyuncularınca sahnelendi&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#663366;"&gt;Sivas'ı Anımsadık&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Derneğimiz, Sivas kıyımının 12. yıldönümünde, "Sivas'ı Anımsamak" adlı bir etkinlik düzenledi. 5 Temmuz 2005 Salı günü, Petrol İş Sendikası Ankara Şubesi'nde yapılan etkinliğe, Aydın Şimşek, Selma Ağabeyoğlu, "Sivas'ı Anımsamak" konulu panelle; Sururi Baykal, Cem Erdeveciler, Neşe Ersoy, Haydar Ünal, Selami Karabulut, Zeynep Kurada, Arzu K. Ayçiçek, Özgür Ovacık, Ömer Öneren, "Barış, Demokrasi ve Özgürlük Şiirleri" adlı dinletiyle katıldılar. Zeynep Karababa, türküleriyle etkinliğe renk kattı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#663366;"&gt;Atatürkçü Düşünce Derneği Batıkent Şubesi ile Sivas’ı Anma Gecesi&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;2006 yılında da, Atatürkçü Düşünce Derneği Batıkent Şubesi ile ortaklaşa düzenlediğimiz “Saz ile Söz ile 2 Temmuz” etkinliğiyle Sivas kıyımında yitirdiğimiz dostlarımızı bir kez daha anımsadık. Etkinlikte Aydın Şimşek, Selma Ağabeyoğlu, Hüseyin Atabaş, Haydar Ünal, Bilge Öngöre şiirlerini okurken, Ertuğrul Doğan da sazı ve sözüyle katıldı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#663366;"&gt;Dursun Akçam’ı Andık&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;Derneğimizin, Arkadaş Yayınevi, Köy Enstitüleri ve Çağdaş Eğitim Vakfı, Eğitim-Sen, Eğit-Der, Ekin Sanat Dergisi, Ankara Emekli Öğretmenler Derneği, Kibatek ile birlikte düzenlediği "Köy Enstitüsü Penceresinden Dursun Akçam" etkinliği, 20 Nisan 2005 tarihinde, İlhan Alkan, Vecihi Timuroğlu, Mustafa Şerif Onaran'ın katılımıyla yapıldı. Pakize Türkoğlu'nun "Mandolinli Kız" adlı belgeselinin gösterildiği etkinliğe, Vedat Ülger ve Özgür Bozdoğan da müzikleriyle katıldı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#663366;"&gt;Fakir Baykurt’u Andık&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;Fakir Baykurt’u ölümünün 7. yılında Dernek olarak Köy Enstitüleri ve Çağdaş Eğitim Vakfı, Eğit-Der ve Cumhuriyet Gazetesi işbirliğiyle 14 Ekim 2006 tarihinde düzenlenen bir toplantıyla andık. Düzenlenen panele Prof. Dr. Yakup Kepenek, Talip Apaydın, Işık Baykurt ve Erdal Atıcı konuşmacı olarak katıldı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#993399;"&gt;Aziz Nesin 90 Yaşında&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;Büyük usta Aziz Nesin'i "Doğumunun 90. Ölümünün 10. Yılında Aziz Nesin" başlığıyla 25 - 26 Haziran 2005 tarihlerinde düzenlediğimiz bir etkinlikle andık.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;ASMMMO Toplantı Salonunda yapılan etkinliğin açılış konuşmalarını Ali Nesin (Nesin Vakfı Başkanı), Gökhan Cengizhan (Edebiyatçılar Derneği Başkanı) yaptı. Aynı gün, SineGöz Film Atölyesi "Akıntıya Karşı Aziz Nesin" adıyla bir film gösterisi sundu. Onursal Başkanımız Mustafa Şerif Onaran'ın yönettiği "Yaşayan Aziz Nesin" başlıklı oturuma, Emin Değer, Cumhurbaşkanına Karşı Dava; Alpay Kabacalı, Yazar Örgütü Çalışmaları; Cevat Geray, Aydınlar Dilekçesi; Lütfü Kaleli, Sivas Cankırımında A. Nesin ve Ben; Sönmez Targan, On Binler; Ali Nesin, Nesin Vakfı konulu sunumlarıyla katıldılar.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;Etkinliğin ikinci günü 26 Haziran 2005 Pazar günü Hacettepe Çello Kuartet'in sunduğu müzik dinletisi ile başladı. Tuncer Uçarol'un yönettiği "Aziz Nesin Aramızda" başlıklı oturum, Ayten Mutlu'nun "Şiirlerinde Aziz Nesin"; M. Sadık Aslankara'nın "Tiyatro Oyunlarında Aziz Nesin"; Rıza Öktem'in "Çocukların Aziz Nesin Algısı" ve Vakıflı Gençler'in "Çocuk Cenneti ve Aziz Nesin" konulu sunumlarıyla gerçekleştirildi. Yine aynı gün, oturum başkanlığını Veli Devecioğlu'nun yaptığı "Bir Tutam Aydınlık" başlıklı panele, Klaus Liebe-Harkort, Ahmet İnam, Cengiz Güleç ve Cahit Kavcar katıldı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#663366;"&gt;Attila József 100. Yaşında&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;Macaristan’ın ulusal şairi kabul edilen Attila József’i doğumunun 100. yılında, Macaristan Cumhuriyeti Büyükelçiliği ile birlikte düzenlediğimiz etkinlikle andık. 7 Mayıs 2005 tarihinde Uğur Mumcu Araştırmacı Gazetecilik Vakfı'nda yapılan, Ataol Behramoğlu, Metin Demirtaş, Öner Yağcı ve Yıldırım B. Doğan'ın konuşmacı olarak katıldığı "Attila József 100 Yaşında" adlı panelin yer aldığı etkinlikte Onur Toparlak bir müzik dinletisi sundu. Etkinlikte ayrıca, Attila József Fotoğraf Sergisi'nin açılışı da yapıldı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#663366;"&gt;Ortadoğu ve Edebiyat&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;Derneğimizin düzenlediği etkinlikte buluşan Ortadoğulu yazarlar, konularının, bölgede akıtılan kan ile yürütülen direniş olduğunu söylediler. Ortadoğu'nun genelinde ve özellikle Filistin'de aydınların pek çok bedel ödeyerek, gerçekleri yazdıklarını ve 
